23 Aralık 2009 Çarşamba

ÇOOOK GEÇ KALINMIŞ BİR MİM...

İnanamıyorum http://zuzularannesi.blogspot.com/2009/11/mim.htmlbana gönderdiği mim 1 ayı geçmiş çok utandım kendimden. Üstüme alındığım kısmı daha fazla bekletmeden cevaplıyorum çok geç kaldığım için de banu'dan ayrıca özür diliyorum.

-Dolabında hangi renkler daha fazla?

Bu soru eskiden sorulmuş olsaydı sanırım gökkuşağının tüm renkleri derdim ama şu an için siyah,kahve,beyaz ve yeşil..

-Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?

Allah’ım bu sorularla karşılaşınca n’kadar değiştiğimi anlar oldum. Efendim öncelikle oyuncakçılara mutlaka uğrarım ve çocuk giyimi satan tüm mağazalara. Sonrasında vaktim kalırsa:) Accessories,Zeki , İpekyol,Boyner ve tüm ayakkabıcılar…

-Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?

Pantolon üzerine dar bir kazak & veya dar bir gömlek ve topuklu ayakkabılar…

-Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?

Bu zor bir soru ama sanırım eşim beni en çok giydiğim elbiselerle seksi buluyor!! Çünkü n’zaman elbise giysem bakıyorum herkes sana bakıyor demeye başlıyor….:))) kuruntu işte:)


-Asla giymem dediğin kıyafetler?

Dolgu topuk ayakkabı bir türlü alamıyorum başkasında beğeniyorum ama ben alamıyorum. Bir de çok uzun etek üstüne bol kıyafetler bana hiçççç yakışmıyor.

-Fiyatları gereği ulaşılması zor markalardan beğendiğin?

Ulaşılması zor markalar aklımda bile kalmıyor:)

-En fazla yatırım yaptığın sektör?

Çocuklarımla ilgili her şey ve yemek… yemeğe çok para harcadığımı düşünüyorum.:(

-Kitap, film, spor arasından daha çok vakit ayırdığın hangisi?

Kendime vakit ayırabildiğimde ilk yaptığım iş sinemaya gitmek…çok seviyorum.

-Dışarıdayken yemek için en çok tercih ettiğin yer?

Bu kiminle dışarıda olduğuma bağlı olarak değişiyor aslında. Çocuklar yanımdaysa onlarında zaman geçirebilecekleri oyun alanı olan mekanlar, eşimle birlikteysek oturup dertleşe bileceğimiz şık mekanlar , ablamla birlikteysek güzel kahveler içebileceğimiz dedikodu mekanları:)



Evet geldik kimi mimleyeceğime ben de canımın içi arkadaşım yeni blogger Zarişimi ve canımın içi bir diğer arkadaşımı Betüşü mimliyorum haydi kolay gelsin:)

http://yazmayacalisiyorum.blogspot.com/

http://ganfetbidik.blogspot.com/







18 Aralık 2009 Cuma

bir h.sonumuz:))

Geçen hafta sonu baktım sürekli şarjını kaybettiğim fotoğraf makinasının şarjı yerinde aldım elime makinayı benimkileri fotoğrafladım. Bakalım n'ler yapmışlar?


Güne (bir önceki gece bundan önceki geceler gibi işi abartarak geç vakitlerde uyudukları için) geç kalkarak başladılar.


Kahvaltı faslımıza sıra gelince aşkım miniğim o minicik elleriyle annesine yardıma koyuldu.


Sonrasında her c'tesi yaptığımız banyoya sıra geldi ama bu h.sonu onlara bir süprizim vardı. Ben n'olur n'olmaz mantığıyla küveti güzelce temizlerken Ethem de gördüğünüz üzere banyo peteğine tırmanmakla meşguldü. Bu duruma Efdal'in tepkisi ise "Athemmm sen onu yası başaydın ben de geliycem" şeklindeydi. Sonuç olarak da Efdal de bu hafta peteğe tırmanmayı başarır duruma geldi. Banyo süprizimde yıkanma işimiz bittikten sonraki küveti doldurup içine köpük şampuanı atmaktı. Küvetteki su köpürdükçe bayıldılar n'rdeyse 1 saat banyoda oynadık.

Sonrasında aman çocuklar o kadar yüzdüler yorulmuşlardır diye uyutma çabalarımla geçti. Ama çok geç kalkan yaramazlar annelerini çıldırtarak hiç uyumadılar pardon Ethem 20-25 dk uyudu. Akşam da misafirlerimiz geleceği için verdim ellerine bu dergiyi biraz oyalandılar. Bu dergiyi diye es geçmiş gibi oldum ama dergimiz süper tüm annelere tavsiye ederim. Sonrası benim misafir hazırlıklarımla geçti.


Bu minik adamda işte gelen misafirimizdi Bu minik adam kim derseniz bir tık lütfen :))http://ganfetbidik.blogspot.com/



Minik Burak bey arabayı yemeye dursun bizimkiler de Betül teyzelerinin getirdiği pastayı midelerine indirmekle meşguldüler.

Beni üzecek yaramazlıklar yapmış da olsalar genel olarak huzurlu bir hafta sonu olmuştu bizim için. Oğlum son noktayı içtiği kendi çaylarıyla koydu.

15 Aralık 2009 Salı

Mikroplar değişmiş olmasın???


Dün benim iki yaramaz kuzu "ellerimizi ykıycaz anne mibrob oldu" diye girdikleri banyodan birtürlü çıkmayınca ben de tabii bir roket edasıyla yanlarına fırladım. Bir de n'göreyim beklediğim üstlerinin başlarının yerlerin su olması dışında bir de kafalarını gömmüşler lavaboya çeşmeden ağızlarına su almaya çalışıyorlar. Öyle bir çığlık basmışım ki çocuklar taburelerinden düşüyorlardı. Zaten heryerin+üstlerinin ıslanmasını ve kıyafetlerini değiştirmeyi göze almıştım ama bu direk hijyen ile ilgili bir durumdu. Olayın devamı her annenin (yada bana benzeyen her annenin) yapıcağı carlamalar, mıkırdanmalar, nasihatlerle geçti ama ben çocukların üstünü başını değiştirdikten sonra bir anda kendimi en az 20 sene öncesinde buldum.... Zaman 80'ler sonları 90'lar başı... Okuldan gelmişim ellerimi yıkıyorum nasıl da susamışım hemen elimle musluğu şöyle bir silip dayıyorum kafayı lıklıklık içiyorum suyu..Ohhh keyfe bak hiç düşünmüyorum bile
musluk temiz mi değil mi? e az önce elimle sildim ya!,
su acaba biraz suğuk muydu boğazım şişer mi şismez mi? e annem burada yok ki şişse de bundan olduğunu anlamaz!
ya bu çeşme sularına pis su falan karışıyorsa? e yok artık canım tüm İzmit bunu içiyor!
Amannn bilmiyorum işte o zamanlar mikroplar daha mı bir iyi mikroptu? yada daha mı az mikrop vardı? Sular daha mı bir içilesiydi? yoksa ben daha mı bir küçüktüm???
Tüm bunları düşündükten sonra çocuklara o kadar carlamakta kendimi haksız, verdiğim nasihatlerde de eksik buldum. Ben onlardan kat kat büyükken (itiraf ediyorum bu hareketi yıllar boyu yaptım hem de yıllarca:)) bu naneyi yiyordum hemde bayıla bayıla ama o zaman herşey sanki daha bir hijyendi!!! Şimdi ise hergeçen gün artarak çoğalan bir pislik içinde...
Acaba anne olduğum için bana mı öyle geliyor yoksa gerçekten mikroplar mı değişti?

9 Aralık 2009 Çarşamba


Dün işten döndüğümde evde resmen kendi kendime huzursuz bir hava yarattım. Bu aralar işlerim extra yoğun ben üstümdeki yükü hafifleteyim derken daha çok çoğalıyor. E dolayısı ile eve de yorgun dönüyorum. Havalar soğudukça bizimkilerin dışarı çıkmaları azaldı haliyle bu yüzden resmen enerji patlaması yaşıyoruz. Sağolsun ananesi ve dedesi havayı biraz güzel görseler hemen dışarı çıkarıyorlar ama yetmiyor işte. Ben bitkin onlar bomba olunca da film kopuyor tabii. Dün de işte böyle bir akşam oldu; ben yorgun onlar annem bizimle şımarır modunda..
Şöyle yemek sonrası bir oturayım diyorum yok zaten yemekte tepemdeler (ama günahlarını almıyayım eskisine nazaran bayağı azaldı gerçi n'günahları olucak ki bu kuzuların...) ben hangi koltuğa geçsem hop yanımdalar; biri üstüme çıkıyor diğeri saçımı çekiyor yok olmuyor kafama çıkıyor bu sefer sen çekil ben kafasına çıkıcam diye itişmeler kakışmalar ısırmalar mızık mızık " kalk anne , kalk anne" eğer inat eder kalkmazsam %90 birisi yere kafa üstü düşüyor vs. Hadi kalktım diyelim; biri hadi garaj yapalım diyor diğeri saklambaç oynıyalım hadi önce garaj sonra saklambaç desem garaj yapmak istemeyen kızımın tacizleri devam ediyor saklambaç oynasam koş o yana koş bu yana zaten bitmişim yani n'yapacağımı şaşırıyorum. Ben ki çocukları eğlendirmek konusunda çok yaratıcıyımdır ama bana n'olduysa anacım kafa yorgunluğu mu , beden yorgunluğumu , stress mi bilemiyorum resmen kitleniyorum. N'yse lafı bir türlü bağlıyamadım dün de böyle bir akşam işte ama ben de pil bitmiş vaziyette bir tripteyim bir tripte zırt deseler bağırıyorum, zortlasalar kızıyorum falan... Sonunda kızım bu duruma dayanamayıp ananesine kalmaya gitmeye karar verdi. Bu sefer Ethem ağlıyor ben gidicem Efdal diyor ben gidicem. Efdal bir de ağlıyor annem de ananede kalsın.. n'yse mızıklıya mızıklıya bana kötü kötü baka baka gitti ananesine. Geriye kaldı 1 çocuk saat akşam 11... hadi oğlum yatalım tamam yatalım iyi bari... Gittik salla salla yok ben süt istiyorum olmadı bir de su içeyim rahat edemedim sallanmıyacağım e iyi yatağına yat köpeklerimi istiyorum 2 köpek bulduk yok ben büyük köğeği de istiyorum ara ara bulduk onuda ellerinde köpeklerle yatağına kendisi çıkacakmış oğlum ver köpekleri yat ben sana veririm yok ben kendim çıkıcam iyi saat oldu 11.45.. yatağa girdi elimi tut ,tuttuk elini kıpır kıpır fırt o yana fırt bu yana oğlum uyu ben yanına gelicem saçını emicem!!! yuhh ethem daha n'ler oğlum! o zaman elliycem iyi gel, ethem yanımda saat 12.. anne ben gece lambasını alıcam odamdan , alma oğlum , alıcam ethem dur ethem koşar lamba gelir, iyi oğlum bak lambayı da yaktık hadi uyu saat 12.15 'i geçiyor , anne ben ses duydum fener maçı var bakıcam ethem fener maçı yok oğlum var duydum tıpı tıpı ethem salona koşar sonra geri gelir fener maçı değilmiş sana söyledik oğlum, ethem geri ynıma yatar ama gene olmaz gene olmaz anne ben bi dolaba bakıp gelicem hayır ethem ethem anneyi dinlemez yataktan fırlar gözleri dönmüş anne kişi ben de yataktan fırlar mutfakta annesi ile karşılaşan ethem n'yapıcağını şaşırır ve panikle masanın üstündeki tuzluğu alır yere boşaltır anne kişi ben tabii çıldırır ve bağırmaya başlar " mert yeter artık al şunu ben yatıyorum n'yaparsanız yapın" Ethem başlar ağlamaklı mızıklamaya salla anne uyuyucam anne gerçekten anne anne salla... ama ben artık bir kere inat ettim yok çektim yorganı ethemin n'mızıklamasına n'ağlamasına aldırış etmiyorum ışığı yakıyor umrumda değil saate artık bakmıyorum bile.. en sonunda babamız geldi Ethemin ben annemi istiyorum ağlamarına karşılık onu ayağına aldı ninni söylemeye başladı ben de film koptu rüyalar alemindeyim artık ama rüyamda da rahat yok... ikisini de ağlarken bıraktım yaa anam o n'kabus o n'kabus yatıyorum biri pencereden düşüyor, kalkıyorum biri kayboluyor olmadı savaş çıkıyor ben sakat kalıyorum çocuklarım meçhul...
Yani uzun lafın kısası ki benim ki kısacık lafın uzunu oldu, benim başlattığım onlarında çığ gibi büyüttüğü bir huzursuzluk yüzünden n'uyuduğumu anladım n'rahat ettim... Oysa ki bu terane onların her zaman ki haliydi bu sefer sabırsız olan bendim...

8 Aralık 2009 Salı

Büyümüşte küçülmüş hepsiii....

Bu çocukların hepsi büyümüş de küçülmüş gibi... Geçen gün arabada bir yere gidiyoruz Efdal arkadan "pışt pışt" yapıyor. Açıkçası hiçbirimiz üstümüze alınmadık. 2dk sonra Efdal den gelen ses şöyle "Anneee ben Atham'a bir şey anlatmaya çalışıyoyum ama o anlamaya çalışmıyoy"
Biz Mert'le "hönk nası yanii!!!" olduk. Cümleye bak sen...
Dün akşam da Mert Efdal'i ananesine götürmek için evden çıktı. Biz Ethem'le evdeyiz. Evlerimiz çok yakın olduğu için normalde kısa bir sürede döner geç kalınca ben tabii hemen kurmaya başladım. Acaba yolda bir şey mi oldu? acaba annemlere mi bir şey oldu? yok şu mu bu mu? bazılarını da sesli düşününce ve elime de telefonu alınca bu sefer de Ethemden gelen ses "Annee meyak etme ,aramaya geyek yok, babam ananeye gitti birasdan buyda oluy " Allahım minnacık velet bana hem akıl veriyor hem de beni teselli ediyor.. işte böylee her dk. birşeyler yumurtluyorlar ama aklımda kalmıyor.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Sallanmadan uyumaya çalışıyoruz...

Bu pıtırcıklar hergün beni şaşırtmaya devam ediyorlar hem de hergeçen gün artarak:))
Benim kuzucukların ikisi de bilmem kaç kilo olmalarına rahmen ayakta sallanarak uyumaya devam ediyorlar. E canım bizimki de ayak yani etten kemikten yapılma çelik değil ki artık resmen taşıyamaz olduk ama kim takar!!! Bazen abartısız saatlerce süren bir seramoni şeklinde geçiyor uyutma faslımız daha da beteri hala deliksiz uyku uyumadıkları için gecenin köründe de uyandıklarında ayakta sallanmak istiyorlar şöyle bir gözünüzün önüne getirince durumun n'kadar vahim olduğunu kavrayabilirsiniz. Benim çocuklar doğduğundan beri olan kronik sorunum uykusuzluk ve uyku ile ilgili herşey... uyuma faslı, gece deliksiz uyumama sorunu, anlaşılmaz derece Ethem tarafından çıkarılan garip sesler vs... Aslında yazarken bile ruhum sıkılıyor... N'yse asıl anlatacağım şey şu;
Bu benim iki veledi kandırmak ve artık eşşek kadar olduklarını hatırlatmak maksatlı sürekli onlara tekliflerde bulunuyorum. İşte " Annecim bak eğer kendiniz sallanmadan uyursanız size çok cici yeni yataklar alıcam. Mesela oğluma Kırmızı ferrarı araba şeklinde yatak , kızıma pembe üstü tüllü tüllerin üstünde kelebekler olan bir yatak alıcam ama artık sallanmamanız lazım" falan gibi...
Geçen gün gene bu vaatlerde bulunurken Efdal " Anne sallanmazsam pastel boya alıy mısın?" dedi. Ben tabii hemen atladım "Tabii sallanmazsan hem de kocaman bir kutu içinde her renk olan pastel boya alıcam" Ben ona bin türlü pahalı şeyler sunarken o kalkıp benden 3-5 TL 'lik pastel boya istiyor. Çoğu zaman onlar kadar basit düşünemediğimi farkediyorum. Oysa onun şu an ki en büyük isteği bu, bildiğimiz pastel boya:)) (Pastel boya Efdal'in oynamaktan en çok hoşlandığı şey ama bir kaç kere öyle yaramazlıklar yaptı ki artık vermiyorum. Bütün duvarları, yatakları ve salonun minderlerini, hatta ruj niyetine dudaklarını boyadı durdu.. )
Veee gerçekten de Efdal sallanmadan uyumak için çaba sarfediyor. Dün gece birlikte benim yatağıma yattık kıvrıldı saçlarımla oynadı oynadı sonra üstüme çıktı olmadı öteki tarafıma attı kendini (öteki tarafa geçme sebebi de ilk yattığı tarafta canavar varmış... bu da yeni modamız canavar aşağı canavar yukarı Ethem hele iyice kendini kaptırıyor "oğlum canavar diye bi şey yok " deyince de "macucukdan anne" diye yanıt veriyor)falan filan derken uyuya kaldı:)))
Şimdi kendimi psikopata bağladım basit düşünerek oğluma da cazip bir şey bulmaya çalışıyorum ama en basit düşüncem akülü araba oldu (çüş di mi?)...

19 Kasım 2009 Perşembe

KELTOŞ KAYUU

>

Dün gece durdum düşündüm; yafu benim çocuklarımın blog'u olurda orda hiç Caillou'dan bahsetmeden olur mu??? Vallahi çarpılır taş olurum. Efendim bu keltoş Caillou resmen bizim ailemizin bir ferdi konumunda, hem de n'ferd... Artık bilemiyorum kaç bölümden oluşuyor bu Caillou ama benimkiler eminim ki %99.9 'unu ezberlemiş durumdalar. Bu Yumurcak Tv'nin vazgeçilmezi Caillou'yu benimkiler ilk gördüklerinden beri çok seviyorlardı ben de dedim ki bu böyle olmayacak en iyisi ben bir araştırayım bir yerlerden indireyim bunu , en azından canları çok sıkılınca hop açarım. Anacım n'rden sardık başımıza... Yatıyoruz Kayu kalkıyoruz Kayu... Bir de oturup her daim izleseler yok. Kayu cırcırcır evin içinde açık olucak (diyorum ya ailemizin bir ferdi sesi evde çınlamalı) benimkiler de evin içinde başka odalarda kuduracaklar... Vay sen misin ki Kayu'yu kapat... Artık bölümleri o kadar çok dinliyorlar ki... Mesela geçenlerde Ethem'le odalarında oyun oynuyoruz ben iyice dalmışım... Garaj yapıyoruz arabaları tamir ediyoruz falan... Ethem "Anne noni geydi" dedi.. "N'nonisi olumm?" "Giybıt ağaca kaçtı noni kutamaya geydi" Allah'ım ben iyice manyaklaştım... Sonra amanın bir de durdum içerden Kayu mırıl mırıl... Gideyim de bakayım dedim aynen Ethem'in anlattığı olay.. Dün akşam da Efdal Kayu seyrediyor; ben de sofrayı topluyorum... Kayuda hikayeyi anlatıcı bir ses var (arada bir çıkıyor neyse) Şimdi orda bu malum ses anlatıyor "kapı çalmıştı Kayu merakla kapıya koşmuştu acaba kapıdaki kim di?" Efdal zank diye "Büyükbaban Kayu" demez mi? Hem bölümleri ezberlemişler hem de Kayuya öncesinden haber veriyorlar... Geçenlerde de Ethem beni deniyor. Beraber seyrediyoruz ama Ethem kıpır kıpır ilgisiz belli çok izlediği bir bölüm denk gelmiş. Kayu babasıyla çiçek ekiyor. Ethem demez mi "anne bu n'çiçeyi.." " Lale herhalde oolum" dedim. " Çiydem ciceği bu anne çiydem " Velet bir de durmuş beni test ediyor... Ahhh n'diyim işteee. Kayu maceralarımız bitmek bilmez o kadar çok çok çok ki....

17 Kasım 2009 Salı

ETHEM HALLERİ...




Allahım Ethem bu aralar reklamlarda n'görse istiyor, ama n'görse...
Hafta sonu beraber çizgifilm seyrediyoruz (Efdal beğendiği bir çizgi filmi uzun uzun seyredebiliyor ama Ethem taş çatlasa 10-15dk neyse) araya reklamlar girdi. Program çocuklara yönelik olduğu için çoğu reklamda buna göre seçilmiş tabii..

önce çikolata reklamı çıktı
"Anne men bundan istiyooom"
"tamam oğlum alırım"

sonra bir bebek reklamı
"Anne men bundan istiyooom bu kızlar için Efoss(efdalin efoş hali) için"
"Ahhh oğlummm kardeşini de düşünürmüş tamam oğlum alırım"

ardından bir la vache qui rit (bu n'derseniz bildiğimiz lavaşkiri canım havalı olsun diye böyle yazdım:)) reklamı
"Anne men bundan istiyooom"
"tamam oğlum alırım"

ardından bir transformers reklamı
"Anne men bundan istiyooom bu erkekler için"
"Tamam oğlum alırım"

derken bir orkid reklamı çıktı
"Anne men bundan istiyooom"
":@ :@ :@
Oğlum bu n'?? bunu çüçüne mi takıcan??"
gayet ciddi bir surat ifadesi ile böyle lüzumlu birşeyi almayı sanki oğluma ben çok görmüşüm bir tavırla,
"evatt tatıcam"
bendeniz kopmuş vaziyetteyim, Ethem şaşkın....

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bizim Oyun Hamurumuz...


Kış gelmeye başladıkça Efdal ile Ethem evde sıkılmaya başladılar tabii. Bir de şu malumunuz domuz gribi meselesinden babamız bizim alışveriş merkezlerindeki oyun yerlerine de gitmemize izin vermez oldu e anne kuş bendeniz de n'yapacağımı şaşırır oldum.
Efdal'in bu ara en çok kullandığı cümle bana karşı

"HIMMM anne ye yababiliyim??"
ben de başlıyorum


"HIMMMM bi düşünelim ye yababiliysin? a aklıma bi fikir geldi hamurla oynayalım mı?"

o anki ruh hallerine göre evet ya da hayır diyorlar. Eğer cevap evetse hemen koşuyoruz mutfağa alıyoruz plastik kasemizi önce içine su, sonra un.... cıvık mı oldu tekrar un yok kurumu oldu tekrar su:)) yapıyoruz bir hamur. sonra onu güzelce mıncıklıyoruz mıncıklıyoruz. Yere hemen bir örtü serip masalarını sandalyelerini koyuyoruz alıyoruz pasta kalıplarımızı kalemlerle (oklava niyetine) açtığımız hamurlardan şekiller yapıyoruz. Kalıplarla şekiller yapmak daha kolay tabii benim gibi beceriksizseniz bu en basit yol. Yoksa oğlum " anne kebce yap, vinc yap, aslan yap..... " bitmeyen isteklerde bulunuyor. Allah için uğraşıyorum ama ben kepçe yapmaya çalışırken ortaya bir çanta çıkıveriyor, ya da ne bileyim vinç yapayım derken zürafa o kadar beterim yani... böylece hamurlarla yapım aşamasından itibaren 1 saate yakın zaman geçirmiş oluyoruz hem onlar eğleniyor hem de onlar eğlendiği için ben mutlu oluyorum. Oyundan sıkılınca ki önce hep Ethem sıkılıyor hamurları etrafa atma faslımız başlıyor orda hemen olaya müdahale edip hamurları topluyorum ve bir poşete koyup buzdolabına saklıyorum. Böylece ertesi gün de hamurumuz hazır oluyor.
Bu arada renkli hamurlardan almıyorum çünkü hem hala hamurdan örneğin elma yaptık diyelim oyuna fazlaca kendilerini kaptırıp ağızlarına atabiliyorlar hem de şu son sıkılma aşamasında yerlere atma faslında halılar ve sonrasında ayakkabının altına yapışan küçük parçalar sayesinde pıtı pıtı koşulan hilafsız tüm ev rengarenk oluyor...

3 Kasım 2009 Salı

Şimdi 2 yaş sendromu dedikleri olay bu mu???

Bu aralar Ethem de Efdal de hiç laf dinlemez oldu. Resmen şımarık çocuklar gibi n'desem verecek bir cevapları var. mesela;

" annecim bak onu oraya koyma düşer kırılır"
" kırılmaz"
"!"

"annecim ordan atlamayın bir yeriniz acıyacak"
"acımaz"
"!"

"kızım kardeşinin yapbozunu bozma"
"bozucam"
"!"

"oğlum kardeşini ısırma"
"ısırıcam"
"!"

eskiden yalanda olsa "temam" diyorlardı. Şimdi "temam" da yok direk muhalefet.. Vallahi n'yapıcağımı şaşırdım. Kızsan olmuyor, dövsen olmuyor, görmemezliğe gelsen olmuyor... Konuyu dönüp dolaştırıp ikiz olmalarına bağlamak istemiyorum ama gerçekten de belki tek olsalar offf deyip geçicem ama şimdi birbirlerine karşı da muhalefet yaptıkları için sonuç birinin ısırılması, tartaklanması ile bitiyor. Evde ikinci bir kriz yaşanıyor. Bir de birbirlerine karşı o kadar acımasızlar ki!!! Koparırcasına ısırmalar, saç çekmeler, vurmalar... Sebepse çok net " benim oyuncağımı aldı" ...

Şimdi 2yaş sendromu dedikleri olay bu mu??? Yoksa daha bir de bunun sendrom kısmı mı var???

28 Ekim 2009 Çarşamba

Her çalışan anne mi böyle yoksa ben mi böyleyim??


Tamam kabul ediyorum dengesiz hatta çok dengesiz bir ruh halindeyim. N'den mi daha 2 gün önce kızım da çalışmama alıştı şuymuş buymuş diye caka satarken bugün "ama ben çalışmak istemiyorum ki" diyorum kendime.. Hatta sadece kendime de değil ablama da söyliyeyim dedim resmen gülme krizine girdi telefonda. N'den güldüğünü o da anlıyamamış ama çok komik gelmiş ona.. Haydaaaa n'den benim çalışmak istememem bu kadar komik oluyor anlıyamadım.
Acaip acaip şeyler düşünmeye başladım. Sağıma bakıyorum hasta insan , soluma bakıyorum hastalıktan bir yakınını kaybetmiş insan e düşünüyorum etrafımdaki çoğu insan mutsuz... benim daha kaç sene yaşıyacağım hadi onu da geçtim bu şekilde sağlıklı yaşıyacağım belli mi??? Hazır sağlıklı sıhhatli iken bu zamanlarımı çocuklarımla birlikte evde geçirsem bu daha akıllıca değil mi?? n'den bu kadar hasret çekiyorum onlara??
İşlerim hergeçen gün daha da yoğunlaşıyor işten korktuğumdan değil elbette ama artık bu tempoyla eve gidince de çocuklarımla kafam rahat zaman geçiremiyorum. Bu durum geçici mi onu da bilemiyorum.. Sürekli kafamda soru işaretleri ile yaşadığımı ve kalbimin rahat olmadığını hissediyorum...
Her çalışan anne mi böyle yoksa ben mi böyleyim??

26 Ekim 2009 Pazartesi

daldan dala

İş güç derken bu ara resmen sıkıştım kaldım (sıkıştım kaldım deyince de hep aklıma bir kadın bir erkekteki replik gelir oldu:) neyse) Anlatacak çok şey birikti de bu kafa yoğunluğundan onları anlatacak güç ben de birikemedi bu ara.
Ethem ile Efdal bu ara gene çok şekerler. Çok yorulsamda azıcık azıcık mızlansam da biliyorum ki en tatlı zamanlarındalar. O laflar, hareketler, edalar kendilerince uydurdukları oyunlar , küsmeler, bağırışmalar , kıkırdaşmalar hepsi hepsi çok özel çok güzel benim için.
Çok konu birikince daldan dala bir yazı olucak bu anladım. Şöyle ki aklıma bin türlü şey geliyor bir köşesinden kapıp anlatmam lazım lakin yazmadıkça yazmıyorum onunda farkındayım.
Efdal bu aralar "ben de büyüyünce işe gideceğim" diyor. Bunu duymak her seferinde beni çok sevindiriyor. Sebep kızımın büyüyünce çalışmak istemesi değil sebep kızımın bunun güzel bir şey olduğunu düşünmesi.. Yanlış mı düşünüyorum bilemiyorum ama demek ki o bu durumu çoktan (hatta benden önce) kanıksamış ve iyi birşey olduğuna kanaat getirmiş.
Bu arada 2.5 yaş dr kontrolümüz çok iyi geçti. Doktor amcamız kızımın da oğlumunda gelişimini çok beğendi. Çok şükür anane ve dedeleri öyle iyi bakıyorlar ki onlar olmasa hayat benim için nasıl olurdu hiç bilemiyorum bilmek de istemiyorum.
Ethem yapbozlarla oyun oynama işinde iyice ustalaştı beni bile hayrete düşüren kuleler inşaa ediyor acaba rahmetli dedesi gibi inşaat müh. mi olucak??:))) Geçenler de büyüyünce n'olmak istiyorsunuz diye Ethem'e de Efdal'e de sordum. İkisi de şaşırdı n'diyeceklerini bilemediler kanımca soruyu da anlamadılar:)) ben de onları yönlendirmek istemediğim için çeşitlendirmedim.(öğretmen,dr, vs. saymadım) çünkü ben n'desem onu diyeceklerdi onu anladım. İleri de n'olucakları benim için hiç önemli değil. Ben sadece onların kendilerine zarar vermeyecek mutlu ve huzurlu olucakları işleri seçmelerini çok isterim.
Bu ara kafam öyle yoğun ki... sadece çocuklarımla oyun oynarken o yoğunluktan uzaklaşıyorum. Onları o kadar çok seviyorum ki bunun gerçekten tarifi mümkün değil.. daha fazla laftan lafa atlamamak için bu özeti burada bitirmeye karar veriyorum:)))
Bir de bugün canım ablamın yaşgünü onu da çooook seviyorum:))) (ben daldan dala bir yazı olucak baştan demiştim):)))

13 Ekim 2009 Salı

İşte bizim meme hikayemiz....













Dün Efdal'i uyuturken düşündüm de ; şu an benim için normal sayılan bazı ritueller bundan seneler sonra hatırladığımda yüzümde kocaman bir tebessüm ve zihnimde "ahh n'kadar masummuşlar" dedirtecek. Bir anne olarak çocuklarımı kandırmayı elbette istemem ama bazen öyle mecburiyetler oluyor ki bu bir de rituele dönüşüyor. Şöyle ki; Ethem de Efdal de memeyi seven çocuklar. Meme derken yalancı meme ya da emzik işte ondan bahsediyorum. Ethem memeye çok daha düşkünken Efdal uyku zamanları daha çok meme emerdi. Gel zaman git zaman bu meme olayı biz de iyice kriz halini almaya başlamıştı. Ethem artık iyice işi abartıp 2meme birden emmeye başlamıştı. Yerde meme görüyor hop ağzındakini bir tarafa fırlatıyor sonra Efdal 'de başka meme görüyor bu sefer onu kapıyor ikisini birden ağzına alıyor vs. Efdal işi bu noktaya getirmemişti. O genelde gündüzleri meme emmiyordu ya da Ethem de görünce aklına geliyor emiyordu. Dediğim gibi öyle böyle bu bir kriz halini almaya başlamıştı. Mesela bir gece Ethem her zamanki gibi süt içmek için uyanmıştı karanlıkta gittim ağzından memesini aldım biberonu vermeye çalışıyorum baktım biberon bir türlü ağzına girmiyor bir de n'göreyim 2 meme ile uyuya kalmış ben birini çıkarmışım ama ikincisi yine ağzında.... Durum böyle vahim olunca ve memeler artık ısırılmaya kopartılmaya pis ve sağlıksız bir hal almaya da başlayınca dedik bir yalan uyduralım. Börtü böcekleri yakınen tanıyan çocuklarımız için uydurduğumuz yalan klasik "artık büyüdünüz memeden kurt çıkar" dı. Ben şahsen hiç umutlu değildim bu yalandan ama Ethem çok etkilendi. Zaten memeleri ısırık içinde olduğu için emmek de onu çok keyiflendirmiyordu. İçine bir de kurta benzer bir şey koyunca oğlum ısırıklı olan her memede kurt var sanıp bıçak gibi 1 gecede meme emmeyi kesti. Resmen şok olmuştum. Meme istediğinde de yine ısırıklı memelerden verdik ve her seferinde "bu kurtlu" diye ağzından fırlatıp attı. Kurt yalanı biz de tabiii ki hala sürüyor bahçede, balkonda , evde kurta benzeyen herşeyi gördüğümüzde "bak oğlum& kızım kurtlar sizin memeleri arıyor" vs gibi şeylerle bu masal devam ediyor. Böylece Ethem'in meme hikayesi beni bile şok eden bir gelişme ile bitmiş oldu... Ama Efdal için bu kadar kolay olmadı olmuyor... Şöyle ki... O dönem tam bu memelerin kurtlandığı ara:)) ben Efdal'e yatağında kendi kendine uyumayı öğretmeye çalışıyordum.(başardım mı hayır! ama çabaladım) n'yse dedim ki çocuk zaten yeni bir aşamaya geçti birşeyler öğrenmeye çalışıyor ve bunun için bir de eziyet çekiyor zaten memeye de çok düşkün değil öğle uykularında meme emmiyor bile en iyisi ben kızıma daha fazla eziyet etmiyeyim de bari meme ile uyusun dedim. Bu gayet makuldu. Ethem'e memeyi asla göstermemek şartıyla sadece geceleri Efdal meme emmeye devam ediyordu ve gündüz aramıyordu bile... Ta ki bir gece evde mememizi bulamayıp da bakkaldan uyduruktan bir meme alana kadar. Film orda koptu. Ben doğduklarından beri hep aynı marka meme veriyordum. Ama gecenin bir vakti bulamayacağımız için alınan bu memeye Efdal resmen bayıldı. Biz çocuğa meme bıraktırmaya çalışırken o daha çok istemeye her uykusunda meme diye ağlamaya hatta gündüzleri de krize girmeye başladı işte Efdal için uydurulan özel yalan da o zaman başgösterdi... Efdal'in yalanı da şu... "bak siz artık büyüdünüz sizin her memenize yeni de olsa kurt giriyor; ancak bebeklerin memesinde kurt olmaz. Bebek de seni çok sevdiği için sadece uyku saatlerinde memeyi getiriyor sen uyanınca hemen bebeğin babası gelip geri alıyor" Efdal'i ancak bu şekilde uyku saatlerinde meme emmek üzere kısıtlayabildik. Yoksa Ethem de tekrar memeye başlıyacaktı. Şimdi benim kuşum her gece uykusu geldiğinde Ethem'in de duymaması gerektiğini bildiği için Gözlerini süzüp sesini kısarak "bebek mana meme getiiimiş mi?" diye soruyor ve biz "evet getirmiş " deyince de dünyalar onun oluyor. Biz de her gece bu yalanı sürdüyoruz. Çoğu zaman meme getiren bebek üst kattaki komşumuzun bebeği Zeynep oluyor. Efdal'e diyorum ki "Zeynep büyüyünce onun da memesine kurt giricek ona göre..." O da hemen " ama Zeynep daha büyümemiş di mi anne" diyor:))) Ben de "evet daha büyümemiş ama her an büyüyebilir " diyorum:)))






İşte bizim meme hikayemiz.... Henüz Efdal'den dolayı tam olarak son bulmayan bir hikaye...

29 Eylül 2009 Salı

Allah kimseyi yavrusunun kokusundan ayrı bırakmasın...







Haberlerde duyduğum günden beri Kayseride kaybolan yavrular aklımdan çıkmıyor. Çok fazla TV seyretmeye vaktim olmadığı için işe gelir gelmez netten çocuklarla ilgili son haberleri takip ediyorum.
Ramazanda işten dönerken radyodan dinlediğim haber kanalında muhabir insanlara "geçmiş ramazanlarla şimdiki ramazanlar arasında farklar var mı?" diye soruyor ve inatla insanları soruları ile geçmiş ramazanın çok daha güzel geçtiğine yönlendiriyordu. Dinlerken kızmıştım "böyle de haber mi yapılır? resmen insanları yönlendiriyorlar, her sene aynı gevezelik yapılıyor" vs. diye....
Sonra bu çocukların ŞEKER BAYRAMInda kaybolmaları ile birlikte kafama bir şey dank etti ve geçmişe döndüm. Gevezelik dediğim şeyi düşünmeye başladım ve ağlıyası oldum...

Ben çocukken aylar öncesinden Şeker Bayramını beklerdim. Kalbim bayram günü yaklaştıkça sanki daha bir hızlı, daha bir heyecanlı atardı. Ramazanın gelmesiyle evimizin havası tamamen değişirdi hele de bayram yaklaştıkça..... temizlikler yapılır, şekerler alınır, gümüşler ovulur....
Bayrama günler kala muhakkak ablam ve benim için alışverişe çıkardık. Tüm İzmit'i dolaşırdı annem bizim için. Ablam çok daha kolay karar verirken ben bir türlü n'alıcağıma karar veremezdim. Kıyafetim ayrı alınır, tokam ayrı , çorabım ayrı, ayakkabım ayrı veeee tabii ki bol bol şeker toplayacağım için çantam ayrı:))
Bayram gününe kadar kimseye, hiçbir arkadaşıma göstermezdim aldıklarımı herşey süpriz olmalıydı.
Bayramdan bir gün önce ev çiçek gibi olurdu. Biz de banyomuzu yapar mümkün olan en erken saatte yatardık.
Bayram günü babam erkenden namaza giderken annem de bizi hazırlardı. Saçımız taranır , üstümüz giyinilir. Babam gelip de kahvaltımızı yaptık mı.. çalan ilk kapı zili ile işte benim de günüm başlardı. Apartmandaki 13-15 çocuk toplanır önce kıyafetlerimiz hakkında yorumlar yapar sonra da sitenin yolunu tutardık. Tek tek kapılar çalınır, bayramlaşılır eller öpülür bazen şeker , bazen çikolata, bazen sakız bazen de mendiller toplanırdı. Artık çantamda yer kalmaz fazlalıkları yedikçe yerdim. Zaten önceki bayramlardan hangi koşumuzun n'ikram edeceğini bile bilirdim. Tüm sokağımızın bayramlaşması bittikten sonra evimize gelirdik ve bu sefer ailece yapılacak bayramlaşmalara gitmek üzere evden çıkardık.... Bütün bayram şeker, çikolata ve baklava ile beslenirdim. Yerdim, yerdim, yerdim... taaa ki allerji olup da ayaklarımın altına kadar allerji baloncukları çıkana ve klasik "incidal" ilacımı içmeye başlıyana kadar.........

Şimdi ki çocuklar bunları yapabiliyorlar mı???? Bilmem sanmıyorum. Benim etrafımdaki çocuklar yapamıyorlar..
Kayserideki minik çocuklar da belki benim çocukken ki heyecanımla çıktılar yola ama geri dönemediler... düşündükçe boğazımda birşeyler düğümleniyor..
Geçen bu çocukları konuşurken eltim " e anneleri de salmasalarmış bu zamanda çocuklar bayramlaşmaya gönderilir mi?" dedi. Önce tepkisine şaşırdım sonra da söyliyecek pek de bir laf bulamadım...Sonuç olarak doğru söylüyordu ama... maalesef gönderilmiyor.. gönderilemiyor...




Tez vakitte bu 3 yavruda sağ salim uzun süren bayramlaşmalarından geri annelerinin kucağına dönerler inşallah.... Allah kimseyi yavrusunun kokusundan ayrı bırakmasın...

24 Eylül 2009 Perşembe

Ayy Allah kimseyi blogundan ayrı koymasın:)))

Ayy Allah kimseyi blogundan ayrı koymasın:))) hahahaa:))

Bu n'biçim bir alışkanlık olmuş böyle de ben farkında değilmişim. Resmen 13 gündür karın ağrıları çekiyorum. Bilgisayarlarımın hiçbirinden bloguma + diğer bloglara giremiyordum; çok şükür geçti gibi:))) Mert'in de başının etini yiyip durdum ama bana sabretti doğrusu :))))

8 Eylül 2009 Salı

pundig,kukaka,dombada:)))


Ethem ile Efdal'in arasında ilginç bir bağ var. Sanırım bunu ancak ikiz olan insanların anlıyacağı bir bağ. Klasik biri uyanınca diğeri de uyanıyor efendim biri bir ağlasın diğeri de bak susmuyor demiyeceğim.

Mesela siz bir kelimeyi 40 kere de söyleseniz onlar ; bir diğeri o kelimeye hangi söyleniş biçimini uygun gördüyse o şekilde söylüyorlar. Örneğin "puding" .Ben belki 50 sefer "puding" demişimdir ama Efdal'in ağzından bir kere kelime "pundig" olarak çıktı ya tamam Ethem de "pundig" diyor. E ben daha çok ve doğrusunu söylüyorum??? yok farketmez onlar aralarında bunu uygun gördüler... Aslında çok da komikler. Çikolata mesela "kukaka" bazen "kokaka" da olabiliyor ama asla "çikolata" olmuyor... İkisi de aynı şekilde söylüyorlar. Bütün yaz çoğu akşam dondurma yedik. Herkes "dondurma " diyor benim iki muzur "dombada"....
Niye böyle acaba???

"Kardeşim yanlış da söylese o benim kardeşim ben onu korurum ben de yanlışını söylerim"mantığıyla mı?

yoksa

"Bak bu annemler de kelimelerin doğrusunu bilemiyorlar , oysa kardeşim öyle mi??? en güzelini söylüyor" mantığıyla mı???
Vallahi de bilemiyorum... Ama hangi mantıkla söylüyorlarsa da çok tatlılar:)))

3 Eylül 2009 Perşembe

kreativ_blogger ödülüm var:)




Bir ödülümüz daha oldu çooook da güzel oldu:)) Bu ödülü bana sevgili arkadaşım sdilek http://karyamvedamlam.blogspot.com/ vermiş:)) çok teşekkür ederim canım:)

Evet bu ödülünde kendi içinde kuralları varmış efendim işte kurallar da bunlarmış;

1. Ödülün logosunu bloguna eklemek.

2. Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak.

3. Hakkındaki 7 ilginç şeyi listelemek.

4. Sevdiğin 7 blogu listelemek.

5. Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak



logomuzu + linki ekledim.



sevdiğim bloglar çoook daha fazla olmakla beraber kurallara uymak açısından sıra gütmeden 7 tane blog arkadaşımı da yazıyorum:)

1-uğurböceklerim

2-ikizcadılar

3-primarima

4-zuzuların annesi

5-hergüne 1 eğlence

6-hayatımda yeni bir sayfa

7-malla

evt bunu da yaptım:))

mesajları da gönderirim:)



hakkımda 7 ilginç şey???? bunu insanın kendi kendine değerlendirmesi biraz zor!!! ama zoru başardım ilk aklıma gelenleri yazıyorum



1- Hayatta kimseyi kıskanmazken söz konusu eşim oldu mu “kıskanırım seni ben” modunda olurum
2- Arabayı bazen gereksiz hızlı kullanırım sonra da “vay ya şimdi şurada takla atsaydım nolucaktı? Vay ya şu köprüden uçsaydım n’yapardım?” diye günlerce düşünürüm
3- Herşeyi çok çabuk ezberleyebilirim ama aynı hızla da unuturum
4- Kör olma gibi bir fobim vardır. Gece uyurken bile elektrikler kesilse şak diye uyanırım ve kör oldum sanıp paniklerim
5- Düz çizgi bile çizemezken, resim kabiliyetim çöp adamı bile geçemezken önüme koyulan bir piyano ile istediğim melodiyi farketmedenparmaklarım çalmaya başlar
6- Korku filmi seyretmeyi çok severim ama film mutlaka gerçekçi olmalı yoksa hayal ürünü şeylerden,uzaylılardan,zombiden,hayvanlardan, vampirlerden vs. asla korkmam sadece aksiyonları hoşuma giderJ
7- Yerim yerim çok kilo almam. Her daim 2 çocuk da doğursam zayıfımdır. Bunun için de herkes yaşımı göstermediğimi, hele de 2 tane çocuğumun olduğuna asla inanmadıklarını söylerler



Evet şimdi sıra bu ödülü kime paslıyacağıma geldi:))) ben de bu ödülü ikiz cadıların annesi http://birkalpteikisevda.blogspot.com/ 'a paslıyorum... Hadi Yasemincim Allah kolaylık versin canım:))) güle güle kullan:))

1 Eylül 2009 Salı

Kardeşim bu annelik n'kadar zor bir işmiş böyle..

Vallahi bir geldiler pir geldiler bizimkiler. Daha yazlıktan getirdik hanım efendiyle beyfendiyi haftasına Efdal ateşlendi. Hemen doktora götürdük hem boğaz enfeksiyonu hem kulak. Bir hafta kuşumun hastalığıyla uğraştık ateş,ilaçlar,uykusuz geceler,iştahsızlık, sürekli mızlanma derken bir sonraki hafta Ethem hasta oldu aynı boğaz enfeksiyonunun biraz daha ağırı. Herhalde mikrop Efdal'de gelişti hop Ethem'e geçti. Gene aynı senaryo Ateş,iştahsızlık,ilaçlar,uykusuz geceler, mızmızlık. Haaaa aynı senaryo mu dedim yanlış demişim. Bu aynı senaryonun bir sonraki daha gerilim dolu bölümü. Ateş düşmez, Ethem ağzına lokma koymaz, ishal olur, ilaç içmek istemez, hiç uyumaz ve sürekli ağlar, ağlar, ağlar.... Ateşimiz,ishalimiz vs. geçti de ağlamamız yadigar kaldı.
İşe gelicem salya sümük, işten gelirim salya sümük, uyuyacağız salya sümük, yemek yiyeceğiz salya sümük..... bu liste uzar gider.
Liste uzarken tabii anne olan ben şahıs kişinin hayatı kısalır , sinileri alt üst olur, yorgunluktan beyin travması geçirir....
Kardeşim bu annelik n'kadar zor bir işmiş böyle..
Eeee kendi kendime dedim; ben bu çocukların bloguna sanki hep laylaylom şeyleri yazıyorum. Yıllar geçip de çocuklar bunları okurlarsa eğer ohhh amma da sakin, hırlı çocuklarmışız bak annem de buraya belgelemiş demesinler. Görsünler, okusunlar canım... 2,5 senedir uykusuzluktan artık helak oldum.. Resmen anane&dedenin eviyle bizim ev arası göçebe hayat sürer olduk. Kimsenin evinde düzen müzen kalmadı... İşten gelip de oturup şöyle normal insanlar gibi yemek yemeyi yıllardır unuttum. TV seyretmek zaten n'mümkün. Kitap okumak hayal... Koş Efdal'e koş Ethem'e... Herşey süper olsa kakaları gelir anacım.
" Anne kakam geldi, elimi tut yanımdan ayrılma"
" E kızım&oğlum ben akşam yemeği yiyordum ama??"
" Anneeee!!!! " ağlama başlar....
"e iyi ben sonra yerim"
beklenir beklenir sohbet muhabbet gırla...
"kızım&oğlum bitti mi?"
"bitmedi"
"bitti mi?"
"bitmedi"
"iyi o zaman ben sofraya gidiyorum bitince çağırırsın"
"e bitti"
"iyi yıkayalım popoyu o zaman"
popo yıkanır, eller yıkanır,sofraya gidilir.Diğer çocuğum canım ciğerim gelir.
"Anneee kakam geldi"
"ya nasıl yaaa hep mi ben yemeğe oturunca geliyor bu kakanız"
ve aynı terane baştan yaşanır. herkes yemeğini bitirir anne daha yememiştir ama zaten iştahı da kalmamıştır. Yemek yemekten de vazgeçer ve hemen çocukları ile oyuna kurulur...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Yine gelmediler.....

Bir de baktım en son 15 T'mmuzda yazı yazmışım!!! E normal tabii... önce 1 hafta tatile çıktık o da n'tatil?? Beğenmediğimden değil ama önceki alışılmış tatil köyü&otel tatili olmadığından.
Malumunuz benim kuzulara anane ve dede bakıyor ; onların da Kerpe tarafında yazlık evleri var(yerlisi olmayan pek bilmez diye düşünüyorum!!! hata mı yapıyorum belki bilen biliyordur neysem). Sair zamanda ananemiz ve dedemiz havalar ısındımı artık bu Nisan mı olur Mayıs mı bilinmez kendilerini yazlığa bir atarlar geri getirebilene aşkolsun. Eskiden yani taaa öğrenciyken diyelim ben de onlarla okul kapanır kapanmaz giderdim yazlığa... Ohhh 3 ay tatil.. Belki de hayatımın en sorunsuz en rahat zamanlarıydı.Bak şimdi konu n'relere kayıyor hemen toparlıyorum... Efendim çocuklar doğduğundan beri bizimkiler doğal olarak yazlık yüzü göremez oldular. Bu sene daha sene başından başladılar " acaba çocuklar anne&babaları olmadan bizimle yazlıkta kalırlar mı?" Bizim tabii Mert'le yüreğimiz pırpır kalmazlar desek olmaz ; kalırlar desek hiç olmaz... Böylece aylar geçti. Yaz iyice yüzünü göstermeye başlayınca annemler bir teklifte bulundular "bir hafta gidelim beraber kalalım sonra baktık çocuklar sevdiler biz bir hafta daha kalırız." iyi olur dedik işlerimizi ayarladık 2 hafta önce çıktık yola; hem de işlerimizi cumadan toparlayamadığımız için (karı koca kendi işinde çalışınca böyle oluyor malesef) kaldık salı akşamına. Yazlığımıza gidince n'kadar çok çok özlediğimi farkettim oraları. Gerçi çoğu şey hayat gibi değişmiş ama olsun kokusu aynı:)) 1 hafta olmasa da 5 gün kuzucuklarımla beraber denize girdik, kumda oynadık, dedemizin bahçemize kurduğu salıncaklarda sallandık yedik içtik oynadık derken pazar akşamına geldik.

Çocuklar çok mutlu, ananemiz mutlu dedemiz mutlu bir Mert'le biz buruk:(( nasıl olur acaba şöyle böyle derken annem "biz bir hafta daha kalırız Belgin hem bak ablan da geliyor biraz da teyzeleri oynar onlarla" deyince boynumuz bükük kabul ettik. Pazar akşamı bir gece daha çocuklarla geçirebilmek için yola çıkmadık. P'tesi sabahın körü kuzucuklarımızı öpüp düştük yollara...
Biz yokken gayet mutlularmış elbette bizi de soruyorlarmış ama zaten Bursa'da da anane ve dede ile kaldıkları için tutturmuyorlarmış açıkçası. Bu şekilde 4 gün daha geçti ve biz baktık dayanamıyoruz P'rşembe akşamı işten çıktığımız gibi yine kendimizi Kerpe yollarında bulduk. Canlarım bizi görünce çok mutlu oldular tabii... c'ma , C'tesi , P'zar derken..
tabii tabii tahmin ettiğim gibi annemler bir hafta daha kalmaya karar verdiler. "Belgin kızım çocuklar mis gibi havada bahçeli evde güneşin kumun tadını çıkarıyorlar hem bak Meltem'de senin gibi Doruk'u bırakıyor (Meltem benim en yakın arkadaşım hatta çocukluk arkadaşım hatta nikah şahidim hatta ben de onun nikah şahidiydim hatta aynı sene evlenip aynı sene çocuk doğurduğum canım arkadaşım:))) Ben Öff Pöff.... Bursada da nalet olası evin önü kablolu tv için kazılmış toz toprak pencere bile açılmıyor hem Doruk'la oynuyorlarmış hem babaanneleri de orda hem neneleri hem amanaları hem teyzeleri off pofff... ama ben çok özlüyorum o n'olucak??? Hiç birşey olmıyacak... Zaten ramazan geliyor bu h.sonu istemeseler de gelicekler:))) Bu arada bu sabah 5.30 da kalkıp yollara düşüp işe geldiğim ve hala birşey yemediğim için yazım biraz karmaşık olmuş olabilir:))) zaten ben de karmaşığım bu iki haftadır:)))


Bir iki zuzularımın resmini de ekliyeyim de yazımın üstündeki kasvet biraz kalksın...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

İkiz Annesi Olmak Demek ;



İkiz annesi olmak demek ; herşeyden önce kendini iki melekle ödüllendirilmiş özel bir insan gibi hissetmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; "aaaa bunlar ikiz mi?" diye heryerde dikkat çekmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; "normal mi tüp bebek mi?" sorularına sürekli maruz kalmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir ninniyi iki bebek için ayrı ayrı besteleyip gerekirse ikisine ortak bir şekilde söylemek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; işe gelirken arkanızdan ağlayan 2 çocuk birden bırakmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; gerekirse iki bebeğinizi aynı anda emzirmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; "o benim annem, hayır benim annem" diye kavga eden çocuklarınızı görünce gözünüze yaşlar dolması demektir.

İkiz annesi olmak demek ; yemeğini yemiyen bir çocuğunuzdan kahrolduktan sonra arkasından ikinci bir yemek yedirme savaşından da malup ayrılıp yemekleri çocuklarının başından aşağı dökmeyi istemek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; yeni yeni tuvaletini söylemeye başlıyan bir çocuğunu iki damla çiş için binbir zahmetle ve oyunla klozete oturtmuşken diğer çocuğunun bir anda banyoya dalıp elini ayağını yıkamasına engel olmaya çalışmak bu arada klozette oturan çocuğunun yerinden kalkmaması için eline tuvalet kağıtlarını tutuşturmak ve kendisini mumyaya çevirmesine izin vermek akabinde elimi yıkayacağım diye ağlayan çocuğununa iyi hadi yıka bari demişken her yeri ıslatmasına ek olarak kayan taburesinden düşmesin diye müdahale etmek bu sefer de kakasını yapmış ama poposu daha yıkanmamış çocuğunun salona kaçmasına engel olmak ve sonrasında poposunu yıkamaya tam ikna etmişken diğer veledin taharet musluğunu sonuna kadar açmasından dolayı üstünün hatta hatta ağzının burnunun su içinde kalması ve sonrasında çöp kovasının üstüne basılarak etrafı mahvetmiş olan sifonu ben çekicem yarışı içindeki çocuklarına sabırla tuvalet eğitimi vermeye çalışmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; evin içinde sürekli yapılan "o benim" kavgalarına iki tarafıda kırmadan müdahale etmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir çocuğunuzu başarısından dolayı överken diğer çocuğunuzun da başarısını bulup onu da övmek demektir.

İkiz annesi olmak demek; evde yalnızken aynı anda ağlayan iki bebeği birden susturmaya çalışmak sonra da n'den 4 tane elim yok ki diye üzülüp ağlamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir çocuğunuzu uyuturken diğerinin kapıda ben de annemi istiyorum diye ağlamasına kahrolmak aynı zamanda da kahrolurken kucağınızda ki bebeği uyutmaya çalışmak ama kalbi sürekli yarım kalmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; etrafa çil horozu gibi dağılan küçük çocuklarınızla tek başınıza parka, markete v.s. gidememek bundan dolayı da hep bir başkasına mahkum kalmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; zorla uyuttuğunuz çocuklarınızdan birinin uyanıp ses çıkarıp da diğerini uyandırmaması için dua etmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; şöyle keyifle alayımda kuzucuklarımı sırayla yıkayayım dediğiniz vakit banyonun dışında kalan çocuğunuzun viyaklamalarına dayanamayıp yalap şalap sırayla ağlaşan çocuklarınızı yıkamak , ya da banyoda geçirilecek en az bir buçuk iki saati gözden çıkarmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; oğlunuzla arabalarla oynarken sıkılmış küçük kızınızı eğlendirmek için acıkan arabalara kızınızın yaptığı çay servisinden içirmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; herşeyden 2 tane almak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir yavrunuzu kucağınıza almış öpüp koklarken, mahsunlanmış diğer yavrunuzu da kucağınıza alıp çifte mutluluk yaşamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; beni kucağına al diye ağlıyan iki çocukla aynı anda nasıl başa çıkacağı çoktan çözümlemiş olmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; birbiriyle oynayan çocuklarını gördükçe çok mutlu olmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; çocuklarının birbirlerine sahip oldukları için çok şanslı olduklarını düşünüp sevinmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; çete oluşturmuş çocuklarına karşı guardı almak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir çocuğuyla içerde oyun oynarken diğeri gözünün önünden kaybolduğu zaman eyvah şimdi kimbilir n'yapıyor diğer odada diye telaşlanıp bir türlü tam konsantre olmuş vaziyette birebir oyun oynayamamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir yere gezmeye gidileceği zaman çekilen çocuk giyindirip soyundurma alt değiştirme eziyetini 2 kere yaşayıp kan ter içinde kalma durumunun çarpı 2 olması demektir.

İkiz annesi olmak demek ; farklı çizgi filmler izlemek isteyen çocukları için yarımşardan bir çizgi film oluşturmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; duyargalarının çifter çifter açık olması demektir.

İkiz annesi olmak demek ; arada bir tek çocuğum olsaydı n'kadar rahat olurdum diye düşündükten ve iç geçirdikten sonra vicdan azabından ölmek ve ayy ben böyle düşündüm ya çocuklarıma bir şey olursa şimdi ben n'yaparım diye de ağlamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; ikiz annesi olmayan hiç kimsenin anlayamayacağı şekilde farklı bir yaşam farklı bir annelik yaşamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bu listenin hiç bitmemesi demektir.

3 Temmuz 2009 Cuma

BAKYALA....

Efdal'den yeni inciler....
"Ayyyy anni bakyala tok düdel"
"Bakyala mı??"
"Mert bakyala n'aşkım"
bir gülüşme:)))
"Baklava hayatım baklava"
"hıııı":)))

2 Temmuz 2009 Perşembe

ama bugün benim de doğumgünüm:)))


İnanasım gelmese de 20'li yaşlar bitti gitti işte... Ama kararlıyım 2010 yılına girene kadar ben hala 29 diyeceğim...:))) Böyle yazıyorum ama yıllardır 30 yaşımı bekliyorum. İnsanlar küçükken 18 yaşlarını bekler dururlardı; bu bana çok saçma gelirdi sanırım benim de 30 yaşımı beklemem onlara saçma geliyordu.

30 yaşımı bekliyordum çünkü inanıyorum ki 30 yaşındaki bir insanın hayatında geleceğe dair bir çok havada uçuşan şey netlik kazanmış olacaktır. Mesela en önemlisi hayatını kiminle paylaşacağın sonra n'rde yaşayacağın, çocukların , işin vs...

Ben gerçekten de 30 yaşıma geldiğimde bunları netleştirmiş durumdayım. Çok sevdiğim canım kocam Mert'im var, şu an için ikametimizi değiştirmeyi düşünmediğimiz Bursada yaşıyoruz, iki tane dünya tatlısı meleğim var, işim belli ohhhh daha n'olsun:)))

Bir de şunu söylemeden geçemiyeceğim anne olduktan sonra aslında yaşgünlerinde annelerin kutlanması gerektiğine karar verdim. Tüm zorlukları yaşıyan anne, bize ise dünyaya merhaba demek kalmış:)) Burdan canım annemi de kutluyorum iyi ki benim annemsin iyi ki varsın seni çok ama çok seviyorum...

30 Haziran 2009 Salı

İNNAP.... İNNAPPP

Minik kızım bu aralar pek bi alem... Canı sıkılınca hemen muncurları asık, baş aşağı eğik etrafa yandan yandan bakarak ya evin içinde geziniyor ya da direkt kendini yere atmış vaziyette bekliyor...
Sebep açık İLGİ... ama olabildiğince çok İLGİ.. İlgi n'kadar çok Efdal o kadar huzurlu:))
Diyelim ki C'tesi babasının işten gelme saati kapı çaldı bir mutlulukla yerinden fırlıyor kapıya koşuyor , babası kapıdan içeri girdi mi vaziyet hemen yukarıda anlattığım şekilde değişiyor... Hafta içi aynı sahneyi bana oynarken hafta sonu babasına yapıyor... Şu an için çok komik ilerde n'olur Allah bilir...
Gelelim İnnapp meselesine bir de bu ara Efdal bu kelimeye takılmış durumda. Geçen gün evden çıkıcaz bir acele koltuğun kolçağına oturdum (Efdal kucağımda) ayakkabılarını giydirmeye çalışıyorum Efdal de bir çığlık bir çığlık "İnnapp innaappp dücücem" diye bağırıyor... Evet anlaşıldığı üzere İnnapp "imdat" demek oluyor... ya da oyun oynarken tehlikeli bir durum mu oldu gene aynı şekilde bağırmaya başlıyor " innapp innapp" ...
yani bu çocuklar çok alem oluyorlar vesselam...

25 Haziran 2009 Perşembe

Dedemizden Mektup Var

Yıl 2007 aylardan Nisan 15 benim için en mutlu günlerden biri.... Biliyor musunuz annaneniz ,teyzeniz ve ben arabamızla Bursadaki doğacağınız hastaneye giderken arabamızın tekerlekleri sanki asfaltta gitmiyorda bir uçak misali size doğru yıldırım hızıyla uçuyordu. Anneniz sizleri bize gösterebilmek için doğum odasına gittiğinde bizler dışarıda yerimizde kakılmış kalmışmıydık bilemiyorum ama ben bir sürü düşünceler içinde olduğumu biliyorum, sizleri ve annenizi sağlıklı görebilmem için dualar edip zangır zangır heyecandan titriyordum. Hatırladığım kadarı ile saat 10.10 da Efdal Ethem'i iterek dünyaya göndermiş arkasından da 5 dakika sonra kendisi işte bu gördüğünüz dünyamıza gözlerini açmıştı..
Nasıl mı idiniz? küçücük gözleriniz daha açılmamıştı ve aradabir bir gözünüzü açarak etrafa ürkek ürkek bakıyordunuz. Öf be dede demeyin işte o anlar benim için unutulmayacak; o görüntüleriniz ve gittikçe güzelleşen dilleşen hele hele dede deyipte beni arayışlarınız yok mu o mutluluğu size nasıl anlatsam anlarsınız bilmem ki Annenizin kucağında memesini emmek sizi ne kadar mutlu ediyorsa işte ben de sizlerle onun gibi bir mutluluğu yaşıyorum.....


Hamiş; Babamın Ethem ve Efdal'in ilk yaşgünleri için hazırladığı bu yazıyı izniyle paylaşmak ancak nasip oldu.

11 Haziran 2009 Perşembe

MAYNUM ETHEM

İş çıkışı çocukları götürmeyi sevdiğimiz bir mekan da Kafkas. Tam bizimkilerin hoşuna giden güzel bir parkı var; düşüp kalksalar da her yer çimenlik olduğu için ben de seviyorum orayı:)) Aynı zamanda bir de bahçenin yanında 2 tane köpekleri, 1 tane papağanları ve 2 tane de maymunları var, bizimkiler bayılıyorlar. Papağan "merhaba" dedikçe Efdal 'de ona cevap verme gereği duyup dili döndüğünce merhaba diyor ama kızımın favorisi oradaki köpekler.Efdal bu ara bütün köpekleri bizim evimizin bahçesindeki kurt köpeği olan "paşa" diye çağırıyor daha doğrusu pataa:)) Ethem'e göre köpeklerden biri kaplan ama oğlumun favorisi maymunlar:) Kafkastaki maymunları gördükten sonra evimizin balkonundaki salıncakta sürekli bize maymun taklidi yapar oldu n'denli bir nebze de olsa buna alışsam da gene de bazen yüreğim ağzıma geliyor:)) Ethem'e "oğlum napıyorsun?" dedinmi de cevap açık ve net "annee men maynum oodum" insanın içinden iyi nane oldun diyesi geliyor ama o kadar şirinki birşey de yapamıyosun:)) İşte bu blog fonunu görünce dedim ki bu ara blogumuzun fonu bu olmalı:))

9 Haziran 2009 Salı

HAVAİ FİŞEK...


Ethem doğduğundan beri yüksek seslerden çok fazla ürküyor.. Geçen yaz evimize yakın bir yerde sürekli havai fişek gösterileri olurdu, Efdal için izlemesi n'kadar zevkli ise Ethem için de o kadar kabus... O minicik haliyle içeri kaçar ağlardı..:((( ben de havai fişekler bitene kadar onu başka odaya götürüp unutturmaya , eğlendirmeye çalışırdım. Aradan uzun bir zaman geçince ve nispeten oğlum büyüyünce artık korkmaz diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Efdal 'le havai fişekleri izlerken Ethem balkona geldi ve gelmesi ile bağırarak içeri kaçması bir oldu.. bütün akşam bir daha balkona çıkaramadık. N'kadar olayı anlatmaya çalışsam da fayda etmedi bu sefer benim ve Efdal'in de balkonda durmamıza izin vermedi. Benim minik kuşum Efdal'im n'denli en az benim kadar Ethem'e korkulacak birşey olmadığı konusunda dil dökse de o da fayda etmedi. " Adaamm (bu Efdal için Ethem demek oluyor:))kokulacak bi şi ok bak bitti bitti, üsülme sen bak ok bi şi ,alamaa" bu arada Ethem'e sarılıp bir de öpüyor... ben de güler misin ağlar mısın durumunda oluyorum tabiii...
Ethem her yüksek sesten korktuğunda ilk doğdukları günlerdeki Ethem 'le yaşadığımız yoğun bakım ünitesi kabusu aklıma geliyor. Acaba benim canım oğlum ordaki o yüksek tonda bağıran makinaların seslerinden mi çok etkilenip de hala unutamıyor diye hüzünlenip duruyorum.. Aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor... Benim canım oğlum 4 gün daha annesinin koynunda doya doya kalamadan o makinaların arasında, her kıpırdanışında tüm üniteyi inleten bir sinyalle yaşamak zorunda kaldı. Acaba bu huzursuzluğu ondan mı??:((
video

1 Haziran 2009 Pazartesi

Bursa'yı geziyoruz:)) maksempınar

Geçen hafta hava rüzgarlı olduğu için gezintimiz anlatmaya değmiyecek kadar kısa sürmüştü. N'reye mi gitmiştik "Bademli Köyü" ne... Bursalılar daha iyi bilirler sanırım; Bademli Bursa 'nın villa cenneti... ama biz asıl köyüne gittik tabii köy demeye bin şahit bir hali kalmıştı ama gene de Efdal orayı çok sevdi sürekli "bis n'reye geedik?" deyip durdu küçük kuzum benim onun için yeşillik , çayır çimen olsun yeter. Bir de gezerken yorulup da "anne kudak" deyip ben de "aa yürü bakalım " deyince kendini yerlere atıp " duştum, beeyim ağrıyor" demeleri hatırımda kalan miniklerin hatıralarından oldu:))
Peki bu hafta sonu n'yaptık??? gene Bursa'yı fethettik:)) Yolunu bile bilmediğimiz Maksempınar köyüne piknik yapmaya gittik. Orayı bulana kadar da değişik bir kaç köy gezmiş olduk:))Karınlarımız çok acıktı ama bence o yorgunluğa değdi. Yüksek bir Bursa köyüymüş Maksempınar. Aşağılar sıcaktan yanarken biz güzel güzel sadece bize ait bir alanda piknik yapma lüksüne eriştik. Köyün güzel sularından şişelerimize , temiz havasından da ciğerlerimize doldurduk:)) Ethem de Efdal de gönüllerince koştular. Tabiii piknik kazalarımız da olmadı değil o kadar koşmaya:))) En güzeli de Ethem 'in hiç sebepsiz gelip gelip beni "annemmm" diye öpmeleriydi:)) Bu ara oğlum durup durup annemmm canımmm diyor sonra sevgiyle gelip öpüyor. Allah'ım bir ömre bedel iki tane yavru nasip ettin bana bin şükür...
Bu güzel yerde hiç fotoğraf çekememem kesinlikle benim ayıbım:(( bir daha bunu yapmıycam inşallah...

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Bursa'yı geziyoruz ikinci haftasonu:)) KUŞ PARKI


Evet hafta sonu ikinci Bursa gezimizi bu sefer Ethem ve Efdal'in deyimiyle "Kuş Parkı"na yaptık.
Efendim bu kuş parkı aslında özel bir şahsın tavus kuşu yetiştirdiği kendi arazisinin üstüne kurduğu bir dinlenme alanı. Doğru mu tanımladım bilemiyorum. En iyisi anlatayım. Klasik kuş cennetine giden yolun üzerinde biraz içerlerde kalmış görünce şaşkınlığa uğradığım ve Mert'e "böyle bir yer var da n'den sen bizi daha önce getirmedin" dediğim bir mekan.Hayal ettiğimden daha yeşil, daha insansız,daha güleryüzlü ve daha güzel bir yer...
Sahibi buranın da adını "Kuş Cenneti" koymuş. N'yalan söyliyim gerçek Kuş Cennetinden kat kat daha güzel. Orada sadece doldurulmuş zavallıcık kuşları görmüştüm burda ise etraf kuş dolu. Gerçi ilk anda Tavus kuşlarının sesinden hepimiz bir ürktük. İnanamadım bir kuştan nasıl böyle bir ses çıkar; sonra olaya Ethem & Efdal dahil hepimiz alıştık. Değişik bir hayvanmış bu tavus kuşları bir bakıyorsun koca kuş ağaç tepesinde, bir bakıyorsun dibinde bitmiş elinden simit yiyor...
Yemyeşil düz bir alana piknik masaları kurmuşlar. Her daim taze çay ve nefis çiğbörek var. Benim minnoşlar bayıldılar düz alan olduğu için koşturup durdular. Bir de çocuk parkı var. Çocuk parkı dedim ama sadece boy boy salıncaklar var. Hepimiz nasiplendik salıncaklardan. Zaten benim zuzular mutlu, ben mutlu:)) bir de ananesi kızıma papatyadan taç yapınca Efdal daha da mutlu:))


26 Mayıs 2009 Salı

Bursa'yı geziyoruz:)) GÖLYAZI

Geçenlerde durduk düşündük yaşadığımız şehri acaba n'kadar tanıyoruz diye??? Ben İzmitliyim eşim Kütahyalı... Bursa'da üniversite vasıtasıyla tanıştık,iş kurduk,evlendik,ailelerimizin bir şekilde buraya taşınmasına vesile olduk vs derken en az 10 yıldır Bursadayız. Öğrencilik hayatımızla, evlilik hayatımız ve sonrasında çocuklu evlilik hayatımız; gezdiğimiz , zaman geçirdiğimiz mekanlar açısından tabii ki birbirinden çoook farklı... Artık her boş zamanımızı çocuklarımızla ve ailemizle geçirmek istediğimiz için (aradaki romantik kaçamakları saymazsak:)) bizim bildiğimiz Bursanın haricindeki Bursayı tanımaya her hafta sonu Bursanın değişik bir yerine gitmeye karar verdik.
Bu düşüncelerle çıktık yollara İlk planlı hafta sonumuz anneler gününe denk geldi ve annelerimizin de isteği ile Gölyazı'ya gittik.

Deniz olmadan deniz havası aldık sanki:)) Çaybahçesinde çayımızı içtik. Gölyazı'lı bayanlar yol boyu dizilmişler pasta , börek satıyorlar. Evden birşey götürmeye bile gerek olmadığını gördük. Dedesi Efdal ile Ethem'e küçük bir uçurtma yaptı. Efdal çok sevdi ama Ethem pek beceremedi doğrusu:))
Oğlumda Gölyazı itfaiye arabasına bayıldı. (bu ara noni olan her arabaya hasta:)))

Böylece ilk Bursa gezintimiz çok memnun kalarak son buldu.
küçük bir not Gölyazı'ya gidince Helva yemeden geçmeyin çok güzeldi doğrusu:)))

15 Mayıs 2009 Cuma

2.yaşgünü fotoğraflarımız

hemen misafirlerim gelmeden süslenmeliyim ...yaa tadına da baktım ama n'ymiş bu???
Gerçi teyzem gözüne sürüyodu bunu ama...
babaaaaa ceeee
ben de veririm aynı pozuuuu
canım pastam... babam Ethem'in üfleyişini yine kaçırdı telefonu çaldı... yaşgünü kutlamaları tabi:))
ohh ohh şahane pastalar çikolatalı, meyvalı...
hımmmm bu pozum nasıl??
Ethem benim ki daha şahane bir poz
uvvvv kamyonnn
hımmm bununla n'reyi tamir etsem acaba??

8 Mayıs 2009 Cuma

Ethem & Efdal 2 yaşlarını bitirdiler:)))

15 nisan 2009 'da minik meleklerimin 2. yaşgünlerini kutladık. Peki ben n'den bu kadar geç yazıyorum belki aklımda o günü daha uzun süre yaşıyabilmek için.
Ethem ve Efdal hayatımıza girdiğinden beri dünya benim için çok farklı; sevgi farklı, üzüntüler farklı, yorgunluklar farklı, mutluluklar farklı, hayat farklı , bu hayatı yaşamak farklı.....
Ethem ve Efdal 'den sonra bir insanın gönlünün n'kadar geniş olduğunu , isteyince sevgiye n'kadar büyük bir yer açabildiğini daha iyi anlamış oldum.
Ethem ve Efdal 'den sonra ailenin n'kadar önemli olduğunu da tekrar hatırlamış oldum. Tüm ailemizin mutluluğunun nasıl birbirine bağlı olduğunu, sevinçler kadar üzüntülerin de aile içerisinde kalben nasıl paylaşılabildiğini daha iyi anlamış oldum..
Ethem ve Efdal 'den sonra ben beni daha iyi anlar oldum...
İyi ki doğurmuşum minik meleklerimi...


Kutlamamıza gelince;
Doğumgünü kutlamamızı nasıl yapsam nasıl yapsam diye çok düşündüm ve hala tatlılarımın evde aileleriyle daha rahat olucaklarına karar vermemden dolayı , aile arası sevdiklerimizle evde küçük bir kutlamayla ikinci yaşgünümüzü geçirdik.
Herşey çok güzeldi. Bu sene ki yaşgünümüzde anladım ki geçen sene evde bile kutlamış olsak bu seneki rahatlığımız olmamıştı. Her zaman gördükleri insanlar yanımızda olunca Ethem ile Efdal de çok iyilerdi ve hiç huysuzluk yapmadılar. Pastalarını üflediler :) hediyelerinden mutlu oldular, Ece ablalarıyla koşturdular .... Zaten n'rdeyse 1 hafta yaşgünlerinin gelmesini beklediler. Son gün evimizi süsledik, cicilerimizi giydik güldük oynadık:))
Ananemiz,dedemiz,babaannemiz,teyzemiz,amcamız,ecemiz, neslihan ablamız bizi yalnız bırakmadılar ve güzel bir kutlama yapmamızı sağladılar...

Minik papatyam, küçük aşkım iyi ki varsınız sizinle hayat daha güzel, sizinle sevmek & sevilmek daha güzel, sizinle herşey daha çok, daha dolu, çok daha güzel... Allah'ıma binlerce kere şükür ki sizi bana hediye etti....

30 Nisan 2009 Perşembe

Mimlendik:)))

Blogu ile yeni tanıştığım http://karyamvedamlam.blogspot.com/ sdilek beni mimlemiş öncelikle ona çok teşekkür ediyorum ve hadi bakalım ilk mimime başlıyorum:)))


1-Yıl sonunda zengin olmak koşuluyla bir yıl boyunca her gece kabus görmek istermiydiniz?

Aslında ilk önce evt n'den olmasın diye düşündüm ama sonra ya hergece rüyamda çocuklarımın , eşimin , sevdiklerimin öldüğünü görürsem diye korktum ve hayır istemezdim demeye karar verdim. Böyle korkunç birşeye katlanamam sanırım:(


2-Kör olmak ve sağır olmak arasında nasıl bir seçim yapardınız?

Doğruyu söylemek gerekirse ben de çocukluğumdan beri varolan bir kör olma fobisi var:( onun için sessizliği tercih ederdim..

3-Öleceğiniz anı bilmek istermiydiniz?

Çocuklar doğduğundan beri bu ölüm işi benimde sürekli aklıma gelir oldu malesef... Onlardan ayrı kalmayı düşünemiyorum. Öleceğim anı da kesinlikle bilmek istemezdim. O zaman kendim gibi davranamazdım diye düşünüyorum..

4-Bu gecenin son geceniz olduğunu öğrenseniz birine söyleyemediklerinizden dolayı üzülürmüydünüz?

Ben güzel olan herşeyi söylemeye çalışıyorum... Söylemediklerim de muhtemelen karşımdakinin kırılacağını düşünmemden dolayıdır. E son gecemde de bu kırgınlıkları konuşup konuşup milleti perişan etmek istemem yani:)))

5-Eviniz yanıyor aileniz ve siz kurtuldunuz, son bir kez daha eve girme şansınız olsa neyi kurtarırdınız?

Aslında buna çok benzeyen bir şeyi İzmit'te depremde yaşamıştım. O evden bir kere çıktım ve aylarca bir daha da adımımı atmadım. Gerçi şöyle bir fark var o zaman bir taşıma firması eve girip eşyalarımızı toplamıştı bir çok eksik olsa da:( O an için insan sadece hepberaber sağsalim olmanın mutluluğunu yaşıyor ve evde kalan eşyalar çok fazla önem arzetmiyor anılar zaten insanın kendi içinde yaşıyor... Zaman geçtikçe evt büyük bir üzüntü oluyor... benim elimde olsa tek bir eşyayı değil tüm evimi kurtarırdım...

Ben de sevgili arkadaşlarım http://zuzularannesi.blogspot.com/ banucuğumu, http://www.ikizannesinden.blogspot.com/ özlemciğimi ve http://birkalpteikisevda.blogspot.com/ kaygılı anneciğimi mimliyorum....

Böylece ilk mimlenmemi tamamlayıp , ilk mimlememi de yapıyorum...

Hepinizi öpüyorum...

24 Nisan 2009 Cuma

Bu da Bizim 23 Nisan'ımız:))

Dün sabah işe gelmek üzere erkenden kalktım; Efdal de benimle uyandı.. anne kız koklaştık, öpüştük derken ben iş için hazırlanmaya başladım... Efdal her zaman ki gibi "iş yok, iş yok" diye bağırıyor neyse ananesi onu oyalarken evden resmen kaçtık..
İşe geldim sağıma baktım soluma baktım bir iki iş yaptım ve "bugün 23 Nisan ayol benim işte n'işim var burda" dedim ve 1 saat sürmeyen iş maceramdan sonra evin yolunu tuttum.
Eve gelip zili çaldığım da Ethem ve Efdal "anne&baba" diye bağırmaya başladılar; dedesi de "bu saatte anne&baba gelmez" diye açıklamaya yaparken kapı açılıp da beni karşılarında görünce onlar dünyanın en mutlu insanı ve tabii bundan dolayı ben de dünyanın en mutlu insanı olarak sarıldık sarıldık sarıldık.... Balkondan babamıza öpücük verip , el salladık ve 23 Nisan kutlamamıza başladık:)))
Önce dünyanın en güzel bayrağı olan bayrağımızı aldık beraber balkona astık... sonra baktım hava soğuk bayrağı da orada bırakmak istemiyorlar çözdük ordan içeride salondaki penceremize astık... Ethem de Efdal de bayrağımızı görür görmez "Atatürk , Atatürk" demeye başlıyorlar. Onlar için Atatürk ve Türk bayrağı birbirini çağrıştıran şeyler... Her ikisi de Atatürk'ü çok seviyor:)) resimlerini yada heykelini görür görmez heyecanlanıyorlar:))
Sonra televizyondaki kutlamaları açtık.. Ethem çok ilgilenmese de Efdal çocukların danslarına kendisi de eşlik etti. Pür dikkat izleyip hareketleri tekrarlamaya çalıştı. 23 Nisan'ın diğer günlerden farklı olduğunu anladıklarını düşünüyorum. Akşam dışarı çıkıp her tarafta asılı bayraklarımızı görünce de ayrı bir mutlu oldular...
Bazen ya Atatürk olmasaydı diye düşünüp içimi bir korku salıyor... Öyle bir korku ki bazen ya Atatürk olmasaydı korkusu ; ya insanlar Atatürk'ü ve yaptıklarını unuturlarsa korkusuna dönüyor....

21 Nisan 2009 Salı

ÖDÜLÜMÜZ VAR:))


Taaa Ş'bat ayından Özlem Eren arkadaşımdan gelen bir blog ödülümüz var. Bu saate kadar yayınlayamadım çünkü bu ödülü almanın da belirli kuralları varmış. Benim de bu ödülü dağıtmam gerekiyormuş. Pazarlığa tabii mi Özlem'e soramadım ama ben ödülümü alıp; uygun gördüğüm zamanlarda da diğer arkadaşlarıma dağıtmak istiyorum:))

Burdan Özlem'e beni çok mutlu ettiği için çok teşekkür ediyorum, geç kaldığım için de çok özür diliyorum....

10 Nisan 2009 Cuma

İKİZ AİLELERİ BULUŞTUK


Geçtiğimiz pazar günü Bursa'lı ikiz aileleri olarak buluştuk. Bundan 4-5 ay önce sadece ikiz anneleri olarak buluşmuştuk.Bu sefer pazar gününe getirip Brunch keyfi yaptık. Ortalama herkese en az 1 çocuk düştüğü için hepberaber oturupta iki çift laf etmemiz söz konusu olmadı ama zaten ikizleri olan her aile gibi zaten bu şekilde olacağını bildiğimiz için kimse durumu yadırgamadı. Kokteyl havasında herkes ayakta kahvaltı yaptık.

İkiz aileleri ile buluşmak beni inanılmaz rahatlatıyor hem yalnız olmadığımızı anlıyorum, hem bu kadar zorluğun sadece biz de olmadığını anlıyorum hem de zaten karşımdaki insanlarda da en az benimkiler kadar hareketli 2 tane çocukları olduğu için benim durumuma şaşırmamalarına veya acıyan gözlerle:))) bakmamalarına seviniyorum.

Bu ikiz buluşmamızdan anladığım bir diğer hususta ikizlerimiz kaç yaşına gelirlerse gelsinler anne&babaya rahatın olmadığı. Ben ve Mert 'te sürekli ayaktaydık, 14 aylık bebekleri olan arkadaşlar da veya 4,5-5 yaşında çocukları olan arkadaşlar da:)) Yani aman benimkiler 2-3 yaşına geldiler ben oturupta şurda rahatça yemeğimi yiyeyim yok. Çocukların istekleri değişiyor ama istedikleri kişiler değişmiyor:)
Bir de gittiğimiz mekandaki insanlar çok hoştu. Hepsi şaşkın şaşkın bunca insan toplanmış böyle ayakta bir o yana bir bu yana n'yapıyorlar acaba tarzıydı?? gerçi benim ve diğer arkadaşlarım için hiç sorun yoktu çünkü biz zaten alışmış vaziyetteydik bu bakışlara :))

Uzun lafın kısası hem benim hem çocukların ( Allah'ım artk bebeklerimin demiyorum kocaman oldular.. ya n'zaman kocaman oldu bunlar:(( ) hem de Mert'in mutlu olduğu güzel bir gün geçirdik...

6 Nisan 2009 Pazartesi

Dışarlardayız...:)

Uzun bir süre blogumu ihmal ettim. Ev taşımaydı işti güçtü derken sanırım günün koşturmasına bu ara kendimi biraz fazla kaptırdım. N'yse efendim gelelim asıl blogun sahibi kızımla oğluma... Bu ara gene her zaman ki gibi çooook tatlılar.. Anannemizle dedemize daha yakın olmak için taşındığımız yeni evimiz Efdal ve Ethem için daha iyi oldu. Çünkü bu evin çevresinde bir sürü park var. Havalar biraz ısındı mı atıyoruz kendimizi dışarlara o park senin bu market benim geziyoruz.
Benim miniklerim biraz fazla idmanlı oldukları için parkta hiç sorun yaşamadan kocaman kaydıraklara kendileri çıkıp Efdal'in deyimiyle "hooppp" kayıyorlar, koşuyorlar, oynuyorlar (tabii biz hep peşlerindeyiz o kısmı söylemeden edemiycem:))) dışarı çıktıkları zaman çok mutlular.. e tabii çocuklar bütün kış evlerde tıkılı kaldılar.. biz de onlar dışarlarda çok mutlular diye bu ara hep dışarda nasıl zaman geçirebiliriz onları planlıyoruz.
Geçtiğimiz c'tesi teyzeleriyle çıktık çarşıya gez Allah gez... Sanırım bu ara yürümekten yorulmuşlar pusette hiçbir şey demeden geziyorlar oysaki bebekken bile oturmamışlardı o güzelim ikizi ayrı , bastonu ayrı caaanım pusetlere... n'yse en azından şimdi işe yarıyorlar.. Yalnızca pusette gezmelerinin tek bir şartı var açık havada olucaklar öyle mağazaymış, marketmiş girdik mi Ethem siren gibi "addaaa addaaa" diye bağırmaya başlıyor:)) biz de bir telaş içinde girdiğimiz mağazadan bizi kovalıyorlarmış gibi geri çıkıyoruz:)) Yani alışverişe çıkmak özellikle Ethem 'le hala mümkün değil ama zıran zıran gezersen hiç sorun yok seninle her yere geliyor:))

10 Şubat 2009 Salı

İçim Parçalanıyor:((


Bugün işe gitmek üzere evden çıkarken Ethem koştu gitmeyeyim diye sıkı sıkı sarıldı. Ben de " anneciğim benim şimdi işe gidip mama almam lazım" dedim. O da hemen " ayir" diye cevap verdi. Ben de " ama annecim ben gidip mama getirmezsem kim mama getiricek" dedim hemen "babbaaa" diye beni yanıtladı.

Canım oğlum ben de inan sizin yanınızdan 1 dakika olsun ayrılmak istemiyorum. Elimde olsa 1 gün sizi bırakıpta gelmem işe. Ama hayat bizim için o kadar kolay değil malesef... Kendi işimiz olduğu için daha da mecburum buna. Bu söylediklerimi anlaman çok uzun zamanını alabilir. Belki de anlamayıp hep beni suçlaya da bilirsin. Çoğu zaman keşke ufak bir kasabada yaşıyor olsaydık diye düşünmekten kendimi alı koyamıyorum. Belki o zaman hayat bizim için daha kolay olabilirdi. Sizi canımdan çok seviyorum. Her sabah sizi evde bırakırken içim parçalanıyor. Umarım bu mecburiyetlerimizi gün olur siz de anlayabilirsin.

5 Şubat 2009 Perşembe

Öyle bir işe kalkıştım ki....bana şans dileyin:)))


Öyle bir işe kalkıştım ki sonu nasıl olacak bilemiyorum. Tüm oda düzenlerini değiştirdim. Kızımla oğlumun yataklarını aynı odaya koydum;kendi odamdaki yataklarını kaldırdım ve ikisinin yatağını aynı odaya koyduğum için çocukların odasında başka bir koltuk (yani bir çekyat vs.) bırakmadım.

Dün artık bu uyku düzeni böyle gidemez dedim ve gözümü kararttım. Hem Efdal de hem de Ethem de uyku sorunumuz olduğu için sıra ile bu olayı aşmayı planlıyorum. Dün Ethem ananesine kalmaya gitti; böylece ilk sırayı Efdal almış oldu.

Normalde Ethem de Efdal de ayakta sallarak ve ninni söylenerek uyuyorlar. Gece defalarca kere kalkıp bir daha yataklarında uyumak istemiyorlar. Dün kızımı ilk defa sallamadan uyuttum ikimiz de perişan olduk ama başardım. Kuzucum benim o kadar çaresiz ki zaten onun bu çaresizliğini görüp yüreğim dayanmadığı için hep pes ettim ama biliyorum ki herkesten önce onların iyiliği için artık bu uyku sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor.

Dün akşam uykusuzluktan neredeyse ayakta uyur hale geldiği halde yatağında uyumamak için gene direndi. Normalde ayağımda en fazla 15dk içinde akşam en geç saat 10.30 gibi uyuyan kuzum, dün gece 12.30 'a kadar sallamadığım için uyuyamadı. O kadar çaresiz ki etraftan minder bulup ayağıma koymaya çalışıyor yüreğim parçalandı ama bunun sonu yok. Bir kısır döngüye girdik. Yataklarında kendi kendilerine uyumayı öğrenmedikleri için geceleri de her uyandıklarında yanımıza gelmek istiyorlar. Yanımızda uyusalar gene hadi biraz daha büyüsünler diye bekliyeceğim ama yanımızda da rahat edemeyip deliksiz uyuyamıyorlar.

Dün akşam ben yatağına yatırdım o kalktı, ben yatırdım o kalktı. Her kalktığında anlattım artık burada kendin uyumalısın diye; kucağıma alıp evde gezindik, ninniler söyledim, kitap okudum, gene kalktı gene gezindik, tekrar yatırdım vs. bütün akşam bu böyle sürdü ve artık en son saat 12.30 gibi dayanamadı ve yatağına yatırıp ninni söylerken uykuya daldı. Gece uyandığında da gene hiç sallamadım ve sırtını okşayıp süt verdim. Gece de tam 1 saat sallamadığım için tekrar dalamadı.

Ananesine de tembih ettim bugün öğle uykusunda da kesinlikle sallanmak yok gerekirse uyumasın dedim. Offf vallahi insan o minik meleğime acıyor uyumak istiyor benden yardım istiyor bu annelik ne zor şey.... Onlar üzülünce kıyamıyorum...

Çok korkuyorum ya alışmazsa ya uzunca bir süre onu alıştırayım derken kuzuma eziyet olursa diye:(((

Bu yaşa kadar çoktan bu uyku sorunu çözülmeliydi ama çalışan bir ikiz annesi olmanın zorluklarını yaşıyoruz meleklerimle... Eskiden uyumuyorlar diye onlara çok kızıyordum ama şimdi hep beraber uykusuzluğumuza üzülüyorum sadece.... İnşallah meleklerim çabuk alışılar... Efdalden sonra bir de sırada Ethem var. Efdal alışınca Ethem'i alıştırmaya çalışıcam bu sırada aynı odada uyuyacaklar nasıl olacak bakalım....

29 Ocak 2009 Perşembe

AYIR AYIR


Efdal bu hafta "hayır" demeyi öğrendi. Daha önce kafasını 2 yana sallayarak belirttiği hayırları şimdi gayet net olarak "ayır" la belirtiyor.

Geçen gün işten eve geldim ananesi herikisini de babasına doğum günü pastası alacağımız için hazırlamıştı. Baktım ben Ethemin montuyla uğraşırken Efdal ayakkabılarını çıkarmaya uğraşıyor ben de "hayır Efdal eğer ayakkabını çıkarırsan sen gelemezsin dedim" Hemen durdu baktım bu sefer Ethem gitmiş Efdal'în ayakkabısını çıkarmaya çalışıyor yavrum o da ayakkabısı çıkar diye korkmuş Ethem'e "ayır ayır "diye bağırıyor bir yandan da kardeşine parmak sallıyor.

Dün de akşam yemeği için dışarı çıktık. Gittiğimiz yerde Ethem ve Efdal için çok güzel oyun alanı vardı. Artık 2 saat oldu hadi artık gidiyoruz diyoruz Efdal gene "ayır ayır" bağırıyor Ethem de kardeşinin peşinde gitmiycekmiş çığlık çığlığa koşuyor çok şirinlerdi doğrusu:)))

23 Ocak 2009 Cuma

HAFTA SONU N'YAPMALI???

Geçen gün Efdal ile Efdal 'den 2 yaş büyük çok cimcime bir kızı olan arkadaşıma gittik. Efdal beni orada çok şaşırttı sanki kocaman bir çocuk gibi İpek'le güzel güzel oynadı. Tabii bunda İpek'in de vurdusu kırdısı olmayan bir çocuk olmasının büyük etkisi var. Bebekleri ile oyun kurdu, yapbozlarla oynadı, oyuncak ata bindi vs.. Ben de ilk defa yanımda tek de olsa çocuğum varken arkadaşımla iki laf etme imkanı buldum. Bu olay bana büyük bir cesaret kazandırdı ve artık diğer çocukların içine Efdal'i de Ethem'i de çıkarabileceğimi gösterdi. Gerçi Ethem yoktu yanımızda ama olsun Ethem'in de farklı olucağını düşünmüyorum. Hemen organizasyonlara başladık arkadaşlarla. Buluşmalar ayarlayacağız.
Bir de bunların haricinde artık hafta sonlarımızı plansız geçirmemeye karar verdim. Çocuklara çeşitli aktiviteler arıyorum. Dışarısı serin hatta soğuk olduğu için çok sıkılır oldu çocuklarım. Yoğun bir araştırma içindeyim. İlk zamanların evde bile birşeyler yapıcak olsak biraz zor geçiceğini biliyorum. Çünkü Ethem ile Efdal birbirlerinin dikkatlerini çok çabuk dağıtıyorlar ama olsun ben gene de kararlıyım.
Bakalım aktivite takvimimizi hazırlık aşamasındayım n'kadar uyabileceğiz:))))

19 Ocak 2009 Pazartesi

CADI LÜLÜKLÜ

Efdal'in bu resmini n'zamandır eklemek istiyordum. Bir bahanem olmayınca durduk yere ekleyeyim bari dedim. Geçen sene ilk yaşgününün ikinci kutlamasında çekilmişti. N'kadar cadı di mi??

En Büyük Türk Atatürk

Dedesi ile Ananesi Efdal ve Ethem'e Atatürk demeyi öğretmişler. Dedesi "En büyük Türk" deyince Efdal bir anda "atatuuk" diye bağırıyor. Bir insan bir adı ancak bu kadar güzel ve şirin söyleyebilir çok tatlı. Bir de bunu söylerken heyecanlanıp bağırması yok mu vallahi insanın yiyesi geliyor. Efdal'i görünce Ethem de söylemeye çalışıyor ama oğlum bir şeyi kendince güzel söyleyemeyince çok kısık sesle söyleyiveriyor:)))