16 Aralık 2011 Cuma

Hayatımıza dair küçük notlar...

 Ethem ve Efdal'in şimdilerine dair notlar almam lazım. Çünkü biliyorum ki 1-2 seneye kalmaz bunları da unutucam. Büyükler doğru söylemiş söz uçar yazı kalır...

 Efdal bu sene baleye başladı ama kendisi bundan çok da emin değil. N'zaman "kızım bale dersin nasıl geçti?"  desem " biz bale yapmıyoruz ki!" diyor. Efdal istiyor ki hemen balerinler gibi olsun, kollar yukarda parmak uçlarında dönsün... Oysa şimdi alıştırma halindeler... Sanırım baleye gittiğine inandırmam biraz daha zaman alacak...

 Ethem herzaman ki gibi romantik komedi...  bir gün servisten indi ve bir heyecanla bana "anne yarın kullanmadığın kolyelerinden Seda ve Solmaz öğretmenlerime götürücem" dedi. Ben de hediyenin kullanılmayan eşyalardan verilemeyeciğini bunu yapmak istiyorsa yenisini almamız gerektiğini söyledim ve sordum "Oğlum n'den kolye hediye edeceksin?" Cevabı inanılmaz " Anne bilmiyor musun 10 kasımda Atatürk ölecek öğretmenlerim çok üzgün onları mutlu etmek istiyorum".... N'denir ki bu kuzuya... ben peki demeyi tercih ettim...

 Efdal'im geçen gün bir resim çizmiş.. resimde uzun saçlı iki kişi var el ele tutuşmuşlar... altta tam ortada da iç içe geçmiş iki kalp resmi.. "annecim bunlar kim?" dedim... "burdaki sensin elinden tutan da benim. Bu kalplerde de diyor ki sen benim canımın içisin anneee"...  Asıl sen benim canımın içisin minik kuşum güzel kızım papatyam koklamalara doyamadığım...

 Geçen hafta Efdal ve ben grip olduk. Bu durumdan Ethem'i uzak tutmak adına oğluma sokulmadım ve öpemedim. Bir akşam yatırdığımda beni her akşam denediği gibi öpmek istedi. Ben de hasta olduğum için öpemeyeceğimi söyledim. Ethemimin gözleri doldu " ama anne sen beni öpmediğin zaman günüm yarım sanki günüm bitmiyor anne anlıyor musun?" dedi... öylece kalakaldım. Sonra o hafta benim de üstümde anlamsız bir boşluk olduğu aklıma geldi. Ben hep hastalığıma yormuştum ama değildi Ethem'i doya doya öpememek aslında benim de günlerimi eksik bırakıyordu...

 Efdal'e bayramda mümkün olan en gerçek oyuncak kediyi aldık. Hani şu miyavlıyan gözünü kırpan mırlayan falan eden filan eden kediden. Kedinin adı Lulu ama Efdal Lulu diyemediği için adını Lülüş koydu. Efdal diyor ki "Anne bu birz oyuncak değil de gerçek di mi?" N'desem bilemiyorum yok oyuncak desem gerçeği için ağlıyor gerçek desem yalanın daniskası. "Ehh işte bu oyuncak ama gerçek gibi ona iyi bakmalısın arada onu taramalısın biberonuyla beslemelisin" falan dedim. Efdal onunla pek mutlu hayvan bir odadan miyavladı mı Efdal n'işi varsa bırakıyor ve "geliyoruummmm" diye bağırıyor bize de açıklama yapıyor "beni çok özlüyor tabii ben yanına gideyim" diye. Şimdilik gerçek kedi aşkımız bir nebze söndü en azından ağlamıyor.

 Ethem artık arabaların markalarını modellerini geçti şimdi de onların motorlarıyla vs. uğraşıyor. Bu araba şu motoru kullanıyor şu araba bu motoru diye anlatıyor.  Kumbarada biriktirdiği paralarla da gerçek araba alacakmış kendisine ama öyle böyle arabalar değil tabi Lamborgını alacakmış. Alsın tabii çocuğum alsın.. Araba aşkı resimlerinde de kendini belli ediyor her resimde mutlaka bir araba çiziyor. Bir resmi elime aldığımda onu hangisinin çizdiğini anlamam 2 sn mi almıyor böylece...

Efdal bu ara "hadi annecim biz kız kıza sohbet edelim" dememden çok hoşlanıyor. Ona ve bana dair özel birşeyler olması ve bu özele Ethem'in giremiyor olması onu çok mutlu ediyor. Fıkır fıkır anlatıyor okulda olanları o böyle demiş bu şöyle demiş o şunu giymiş bu şunu yapmış...  başka türlü okulda yaptıklarını öğrenmem de pek mümkün olmuyor. Sevmiyorlar anlatmayı ya da lüzum görmüyorlar ya da bize ayrılan vakti okulla doldurmak istemiyorlar.. Emin değilim doğrusu.. ben de ona anlatıyorum gün içinde yaşadıklarımı çoğunu anlamıyor ama dinliyor beni.


Ethem bu ara okulda günlük tutuyormuş. Hergün cebinden üstünde birsürü harf olan bir samanlı kağıt çıkarıp bana veriyor bu onun günlüğüymüş. Bazen yazdıklarını okuyor anlatıyor kendince bazen de sen oku diyor. ben de yazdığı harfleri o harflerden çıkan anlamsız kelimeleri okudukça basıyor kahkahayı... O kahkaha attıkça o minicik dişlerini öpesim geliyor...

 İşte böyle... Hayatımıza dair küçük notlar. Benim gibi unutkan birisinin tutması gereken notlar...

3 Kasım 2011 Perşembe

N'dir ki bu doya doya yaşamak?

 Tam 3 gündür tesadüf elime geçen bundan tam 2 sene önceki bir video kaydınızı seyrediyorum... Kalkıyorum seyrediyorum, işten geliyorum yine seyrediyorum, yatmadan önce açıyorum yine seyrediyorum ve doyamıyorum. Kah ağlıyorum kah gülüyorum bir garip ruh haline bürünüyorum. N'den bu kadar etkilendim diye durup düşünüyorum.
Çünkü ben o kaydı aldığım günü dün gibi hatırlıyorum belki de 2 saat öncesi gibi ama öyle değil... Siz orada çok küçüksünüz hem de çok... Elleriniz, yüzünüz, hareketleriniz, konuşmalarınız inanamıyorum.

Takılıp kalıyorum. Sanki o kaydı izlemiyorum da kendi içime dönüp düşüncelerimi izliyorum.

Bazen kendimi suçluyorum bazen insanları bazen de zamanı...Kendime kızıyorum dünya telaşına daldığım için , insanlara kızıyorum beni bu telaşa soktukları için ama en çok zamana kızıyorum bu kadar hızlı akıp geçtiği için...

Doya doya yaşamak n'dir ki diye düşünüyorum bulamıyorum. Doya doya yaşayıp yaşayamadığıma sizi emin olamıyorum bocalıyorum... N'dir ki bu doya doya yaşamak? Anlam kargaşası yaşıyorum. Eğer size doyduğum zaman doya doya yaşamış olacaksam ben size hiç doyamıyorum!

17 Ağustos 2011 Çarşamba

4 yaş!!!





Hani şu eğitici şu ayda çocuğunuz n’yapar ? bu yılda n’ler yapar? Yazıları var ya.. işte ben de ondan yapmaya karar verdim. Kimse kimseyi kandırmasın doğrular apaçık burada!


Gelelim 4 yaşındaki çocuklar bu yaşlarda n’ler yapar bölümümüze. Aslında önceki yılları da yazmak istiyorum ama şu an bilgiler taze olduğu için 4 ‘ten başlayayım.

Evet efendim ;

4 yaş çocuğu artık iyice dillenmiştir hatta birçok konuyu senden benden iyi bildiğini sanır ve bu şekilde de her olaya bir yorum yapma gereği duyar. Yaptığı yorumun yanlış olduğuna inandırmak ise her baba yiğidin harcı değildir.!

4 yaş çocuğu geçici olduğunu umduğum sağırlık yaşar. “Oğlum yapma… kızım elleme… “ vs. v.s şeklinde saymakla bitmeyecek örnekleri, söylediğiniz hiçbir şeyi duymaz! Doktora götürmeye kalkmayın tecrübe ile sabit sorun kulaktan değildir!

4 yaş çocuğu giyinmeye süslenmeye bayılır. Yalnızca bu bayılma onun sevdiği kıyafetler giydirildiyse mümkündür. Yoksa burnunuzdan getirene kadar söylenebilir. Bu konuda bazen o kadar çığrından çıkar ki kendinizi yaz vakti sokakta yanınızda çizme ile gezen bir çocukla bulabilirsiniz. Üzülmeyin , sıkılmayın ola ki utanmayın çevredeki aklı selim her anne bilir ki birgün o da bunu yaşamıştır ya da yaşayacaktır!


4 yaş çocuğu hala yemek ayırt etmek de ve annesini deli etmektedir. İşine gelen şeyleri kendisi gayet güzel yer içerken işine gelmeyen yemekleri anne zoruyla ya yer ya da yemez!

4 yaş çocuğu önünüze bir sayfa dolusu anlamsız harfler yazmış olarak çıkabilir. Bu onun yazdığı mektuptur ve okumanızı isteyebilir. Hoşlanacağı şeyler söylemeniz yeterlidir çok mutlu olur ardı arkası kesilmeyen mektup trafiğiniz böylece başlar!

4 yaş çocuğu atlar , zıplar, koşar, takla atar,tırmanır, tepinir yani aklınıza gelebilecek her türlü hareketi bünyesinde bulundurur!

4 yaş çocuğu kendi totosundan uydurduğu şarkıları söylemeye bayılır. Siz çok manidar bulduğunuz o güzelim şarkıları bir çırpıda kendi kelime haznesiyle yeniler bir de güzel söyler. Aman doğrusunu öğretmeye kalkmayın yorulursunuz lüzumu hiç yoktur!

4 yaş çocuğu dışarı çıkıldığı zaman ipini koparmış gibi olur. Sanırsınız yavrucak aylarca hiç dışarı çıkmamış. Eve geri girmek istemez onun için mümkün olduğunca enerjik zamanınızda dışarı çıkmak da fayda vardır!

4 yaş çocuğu ile eğer tatile çıktıysanız bilmelisiniz ki bu onun tatilidir; sizin değil… Sonuç da bütün sene iş yerinde yorulan, başı şişen o… öyle değil mi… ? onun için “tatile gidiyoruz “cümlesinden çok “çocukları tatile götürüyoruz” cümlesi bu yaş çocuğu ile tatile çıkan aileler için daha uygundur!

4 yaş çocuğu ile eğer bir alışveriş merkezine girdiyseniz kısa yoldan onu oyun alanına bırakmak en hayırlısıdır. Zira alışveriş merkezi onda oyun alanına gitmekten veyahut oyuncak almaktan daha fazlasını hatırlatmaz!

4 yaş çocuğunun da elbette uykusu gelir ama o bunu daha çok “çok sıkıldım” şeklinde belli eder. Yani sihirli kelime bu. Ola ki çocuk böyle bir şey demişse bütün işinizi gücünüzü bırakıp yatırmak herkes için en iyisidir. Ne me lazım uykusu kaçar falan.Zira uyuyan çocuktan daha tatlısı yoktur!

4 yaş çocuğu acıktığını da “karnım ağrıyor” şeklinde ifade edebilir. Boşuna çocuğa ilaç vermeyin eline bir kase cornflakes verin her şey normale döner!

4 yaş çocuğu ayrı bir alemdir. Bazen onun n’kadar akıllı , mantıklı olduğunu düşünür “ohh bu işi de kurtardık” dedirtir. Bazı zamanlarda da “bu benim çocuğum olmaz “ yorumunu yaptıracak kadar kendi aleminde yaşıyor olabilir!


4 yaş çocuğu izlediği tüm filmleri veya çizgi filmleri gerçek zanneder. Ona göre bir reklamda ki mor inek gayet gerçekçidir olabilir yani.. ya da bir araba robota dönüşebilir ve konuşabilir n’vardır bunda canım.. olayın içinde tehlike korku boyutu yoksa bırakın mor inek de var sansın bu onun n’kadar derin bir hayal gücü olduğunu anlamanıza yardımcı olur!


4 yaş çocuğu aslında her yaş çocuk da olduğu gibi kudurmayı çok sever. Yatakta gıdıklayın , öpün , koklayın pek hoşuna gider. Eğer onun deyimiyle dövüş yapıyorsanız bu durumu aleyhinize çevirmeniz mümkünüdür. Yemeğini yemiş çocuğa yenilmek, yememiş çocuğu yenmek bir anne baba hilesi olabilir!

4 yaş çocuğu bisiklete binmeyi çok sever. Eğer iki tanelerse bisikletleri çarpışan oto olarak kullanmaları kaçınılmazdır. Onun için sağlam bisiklet almak da fayda vardır!

4 yaş çocuğumuz yine iki taneyse veyahut kardeşi varsa şunu da bilmek de yarar vardır ki artık hayatı bir nebze de olsa çözmüş olan çocuk yapılan kızılacak olayı artık kardeşinin üstüne atmayı da öğrenmiştir. Zaten mütemadiyen ikisi de suçludur. Kimin daha suçlu olduğunu çözmek zorlaşabilir en iyisi ikisine birden bağırmaktır yapacak bir şey yoktur!

Ve son olarak

4 yaş çocuğu çok tatlıdır çok mistir çok harikadır çok öpülesi ve koklanasıdır. Bıdı bıdı dilleri , deli deli gezmeleri, anlamlı anlamsız şarkıları her şeyleri pek güzeldir pek sevilesidir!

Yazar artık çocuklarını özlemiştir. Bundan sonra yazı cıvımaktadır yazıya bir son vermeyi kendine de bir borç bilmiştir.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Bu ne büyük bir acıdır

Bir anne olarak şu an Allahtan tek dileğim yavrusunu kaybeden 13 şehit annesine sabırların en büyüğünü vermesi... Çok üzgünüm gerçekten. Ne zorluklarla ne fedakarlıklarla yetiştiriliyor çocuklar; ne büyük emekler veriliyor. Allahım kalbimize sınırsız sevgi veriyor yavrularımız için. Eminim o 13 anne bir saniye düşünmeden evladı yerine kendisi ölüme giderdi. Bu ne büyük bir acıdır.




Kimbilir o şehitlerimizin de kaç çocuğu vardı.Belki minik bir kızı belki küçük bir oğlu. Kimbilir kaçı bir daha babasına sarılamıyacak babasının verdiği güveni sevgiyi sıcaklığı yanında bulamayacak. Kaç şehitimiz bir daha yavrusunun elinden tutamayacak ne hayallarle sahip olduğu çocuğunun büyüdüğünü göremeyecek.



Kimbilir kaç eş yarın artık yarım olacak eşi olmadan hayatına devam etmeye çalışacak kurduğu tüm planları açılmamak üzere kalbine kilitleyecek kendi acısını yaşayamadan yavrusunun düştüğü yalnızlığa ağlayacak.



Allahtan Şehitlerimize Rahmet diliyorum onlar en büyük mertebeye ulaştılar artık şehitlerimizin tüm sevdiklerine de tekrar sabırların en büyüğünü diliyorum.



Böylesi de zor...

  Bugün işyerinde bir sürü bir sürü tırıvılı işlerim vardı. Hepsi sonradan çıkma hepsi zamansız. Dışarlarda hallettim bitirdim. Açıkçası iş birsürüydü ama yorulduğumu bile anlamamıştım ta ki ablamın "annem söyledi mi Ethem dün gece rahatsızlanmış" demesine kadar. Anlaşılan annem aklım kalmasın diye birşey söylememişti. Benim minik oğlum yokluğumdan istifade dondurmayı şalap şulup bir hızla yemiş. Tabii mide bu üşütmüş bu sefer de bütün gece kusmuş.. Şu an kendimi hasta gibi hissediyorum bir anda sanki tüm dünyanın yükü üstüme bindi. Canım oğlum benim... yarın yanındayım...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

hatta ben de öyle çok istiyorum ki....

 



Birbirlerini şikayet etmek için aramışlar. Varsın olsun şikayet etmek için olsun. Önce biri sonra diğeri maruzatını bildirdi anne tavsiyelerimi verdim birbirlerini üzmemelerini söyledim.

 Çok mutlularmış ohh ohh n'ala daha ala... denize gidene kadar kapamıyacakmış yolda telefonu oh ohh hay hay benim için daha önemli iş yok... bir köpek istiyormuş ama annesiyle yavrusu olmalıymış demek ki iki köpek isteniyor... kahverengi olmalıymış biraz da beyazlı hatta pembeleri de olması gerekiyormuş...

sonra diğeri yavru kediler istiyormuş beyaz beyaz olacakmış ve inek yavrusu istiyorlarmış o da pembe olmalıymış zira bulabilirmişim pembe inek yavrusu çikolata reklemlarında görmüşler varmış... olur dedim. konuştuk konuştuk mutlu olan o ses bir anda titredi "anne seni öpmek istiyorum" dedi... n'diyebilirim ki ben de seni kuzum ben de sizi.... hatta ben de öyle çok istiyorum ki....

p.c.
aslında artık bloguma çok fazla foto koymuyorum ama bu fotoya çok gülüyorum okulda gözlük partisi vermişlerdi fotoğraf ordan.. bu tipleri yerim ben....

20 Haziran 2011 Pazartesi

Annelik çürük meyve yemek kadar manyaklık...

İtiraf ediyorum ki meyve yemeyi sevmiyorum. Hatta öyle ki 40 yıl yemesem aklıma gelmez.. Karpuzu bu durumdan hamileliğim sonrasından beri tenzil ediyorum. O da nasıl olduysa hamileliğimle başlayan bir aşk doğdu aramızda. Aslında meyveleri sevmemem husunda tek suçlunun ben olduğumu sanmıyorum onlar da suçlu. N'zaman şöyle bir meyve yiyeyim desem dilimde müthiş bir yanma şişme oluyor muhtemelen alerjik ama bunun için test yaptırmaya bile ihtiyaç duymuyorum. Meyve yemeyi n'kadar sevmiyorsam meyve suyu içmeyi bir o kadar çok seviyorum. Garip işte n'parsın? çilek yerken illa yanında pudra şekeri olsun isterim ya da karpuz yerken peynir portakal yerken yerfıstığı böyle devam eder gider e ekürisi tam değilse bahanemde hazır olur tabii..
 Benim minik kuzular ise meyveye bayılıyorlar her türlü meyve onlar için itina ile yenir konumunda:))
Onlardan mütevellit eve meyve giriyor elbette. İşte meyveyi aramayan ben şimdiler de iyice değişik bir hal almış durumdayım. Tabaktaki çürük çarık meyveleri özenle seçip afiyetle yiyorum. Sebebi açık çocuklara en güzel meyveler kalsın aman bu meyve aşkları çürük meyvelerle bitmesin.
 Alıyoruz kiraz erik tabağını onlar en güzellerini seçerken ben en olmadıklarını seçiyorum. Manyaklık diz boyu yani. Anne olmanın bir çeşit manyaklık olduğunu bu şekilde de kanıtlamış oluyorum elbette...

8 Haziran 2011 Çarşamba

İşte budur!

Unutmamam gereken bir  yazı... Tam da bugün ki ruh halimi biraz serinletecek bir yazı aynı zamanda..

Çevremde sürekli dertlerinden bahseden o kadar çok insan var ki. İşin garibi ben dertlerimi dile getirmediğim için de benim çok çok şanslı biri olduğumu hiç derdimin tasamın acılarımın olmadığını düşünen insanlar bunlar.  Onlara göre bir tek onların çalıştıkları işler zor, onların baktıkları çocuklar yaramaz, onların eşleri huysuz (!):)) , onların ağrıyan yerleri hasta... İki tane çocuk doğurdum o bile şu şekilde oldu "ayyy belgin'in hamileliği bir rahattı doğumu desen birşey anlamadı" Hadi yaaa gel de sen taşı iki çocuğu karnında sorun oluyor mu olmuyor mu? ya da sen gir erkenden sezeryana sıkışmış çocuğunu doğurmaya çalışırken canın acıyor mu acı mıyor mu? N'yse hayat güzel ve sürekli dertlerimizi anlatıcak kadar malesef uzun değil. Sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun gerisi boş....

İşte yazı da budur;





*Çevrene pozitif enerji yayan biriysen eğer daha dikkatli olacaksın. Kafalarınd...a yarattıkları saçma bir dünyayı senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.

*Hayatta sadece sorunları oldugunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.Hayatın gerçek bir mucize o...ldugunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdıgını, hayatın her insana bir şekilde gülümsedigini anlamayanlarla ugraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.

*Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Degerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın. Degerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.

*Fındık kabugunu doldurmayan işlerle boguşmanı saglamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.

*Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektigini yazacaksın kafana.

*Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdigin beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini..

-Frank Sinatra -

1 Haziran 2011 Çarşamba

Takip Takip Takip... Belgin takipte...

 Bugün işyerine geldim masama oturdum ve outlook'umu açmamla hazırlanmamış bir takvim ayı olan haziranla karşılaştım bir anda panik yaptım. Normalde 15 gün önceden bir sonraki planı hazırlayan ben nasıl böyle birşey yapmıştım???
 Gene beni gereksiz meselelerle oyalayan insanlara içimden küfrettim sonra durdum olaylara baktım ve üzüldüm sonra düşündüm ve demek ki arkadaşlıkların da yaşı yokmuş insan yaşıtı olmayan biriyle de arkadaşlık yapabiliyormuş ve gidişine kalben üzülebiliyormuş ,hayat dedim; başladım haziranı planlamaya...
İş için haziranı planlarken bu sefer kalbim bir kere daha gümbürdedi. Haziran demek doğal olarak temmuza 30 gün kaldı demek temmuzun 1'i 2'si demek o büyük gün ablamın düğünü demek hazırlıkları artık iyice hızlandırmak demek demek de demek yani.
Sonra h.sonlarına baktım her c'tesi dolu olduğumu görünce daha da panikledim çalışan biri olarak özel hayatı da programlamak gerekiyor kendimce kafamda kurgular planlar yaptım böylece hem iş planımı hem özel hayat planımı yapmış bulundum.
Sonra duygusallaştım yarına çıkacağımızın bile garantisi olmayan şu hayatta n'kadar da planlı olmak zorunda olduğumu düşündüm kalbim gene sıkıştı...
 Ben plan yapmaya çocuklardan sonra başladım. Öncesinde planda n'ymiş hayat n'getirse onu yaşarım düşüncesiyle mutlu mesut yaşardım. Şimdi öyle mi???
 Çocukların okulundan her ay aktivite çizelgesi geliyor hergün için özel notlar alınmış.
Efendim aynı zamanda yıllık planlarını da vermişlerdi sene başında. Her p'tesi oyuncak günü her salı çarşamba havuz , her çarşamba atık materyal götürmeliler her cuma kitap... Yetmedi tabiii..
Aylık aktiviteler takip edilmek zorunda yoksa çocuğunuz üzülebilir çünkü aktivite çizelgelerinde şöyle notlar var. Efendim 15 haziran kırmızı partisi yapıyoruz her çocuğumuz kırmızı kıyafet giymeli. Sen planı takip etmedin yandın. Akşam eve ağlamaktan gözleri şişmiş 2 çocuk gelebilir Allah korusun. Yada efendim 8 haziranda hayvanat bahçesine gidiyoruz şu saatte okulda olmaları şart. Planı takip etmedin gene yandın çocukları okula biraz geç götüreyim desen günlerce öncesinden bekledikleri gün kaçmış olabilir. Haa bir de anne baba iletişim defteri var ki ben onu çok seviyorum. Hergün roman okur gibi okuyorum "hımmm demek bugün ethem top havuzunda oynamış" "Aaa demek kızım yeni şarkı öğrenmiş" Ertesi gün de okulun sitesinde bir önceki günün defterde yazılanını tasdik eden fotolar gel de merakla bekleme tabiii... Sonra bir de aylık yemek listeleri var boşvereyim listeyi n'yerse yesin çocuklar desen gene olmaz şöyle ki tecrube ile sabit o listelere bakarak sizde evde liste oluşturmazsanız çocuğunuz üst üste yediği fasulyeden çatlama noktasına gelebilir. Bir de her ay sonu çocukların bir önceki ay n'ler yaptıklarını bunlara nasıl tepkiler verdiklerini gösteren bir durum değerlendirme raporları varki dikkate şayan... Yani gene plan gene liste gene takip...
Hayatım birşeyleri takip etmekle geçiyor hem evde hem işte. Takip Takip Takip... Belgin takipte...
Vallahi ekmek elden su gölden öğrencilik hayatımı aramıyorum desem yüzbin kez yalan söylemiş olurum.
Tek tesellim aşık olduklarım....

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Kafam karışık , içim bulanık...

Kafam karışık , içim bulanık... 
Tüm insanlıktan sıkıldım.

Herkes birbirinden şikayetçi. O bundan bu şundan şu onlardan???
 Peki ben hepinizden şikayetçiyim ona n'diyeceksiniz?

Nasıl bir çözüm üreteceksiniz?
Bıkkınlığımın yılgınlığımın bir çaresi var mı?
Varsa bir ilacı alayım geçsin.

 Şu dünyada herkes işini biliyor kendini seviyor da bir ben mi beni sevmiyorum acaba?
 Benim çektiğim dert değil acım acı değil şikayetlerim dileklerim önemli değil...

Bir ben mi beni yalnız bırakan?

Herkesi ben mi dinlemek zorundayım? her soruna ben mi çare bulmalıyım?

Yok mu beni bir bakışıyla çözecek?
Bir insan bu kadar güçlü olamaz vardır bunun da bir sorunu diyecek?
Sorunumu çözmese bile sorunlarıma sorun eklemeyecek?

Herkesin hayatı çok zor herkesin işi çok güç de bir benim mi hayatım tozpembe??

İnsanlar hep mi görmek istediklerini görürler hiç mi vicdanları sızlamaz?

Hayat bu mudur böyle mi geçecek ve bitecektir?

İşte Kafam karışık , içim bulanık... 

27 Mayıs 2011 Cuma

Demek ki neymiş anneler de yalan söylermiş !!!

Bugün sabahtan beri sabah sabah Ethem ve Efdal'e söylediğim bir laf içimi kemiriyor.

3 gündür çocuklara karşı bir tahamülsüzlük baş gösterdi bende. Resmen hastalık gibi. Kısır bir döngü içindeyiz 3 gündür. Ben tahamülsüzüm onlar da bu negatif havadan mütevellit mızmız ve uyuz...

Zaten çarşambadan beri üstümde olan bu gudubetsiz tutumum bugün sabah sabah okul hazırlığı içindeki çocuklarımın beni delirtmesiyle tavan yaptı.

Bu anne olma meselesi yemin ediyorum zor zanaatmış. Hele bir de ikiz annesi olmak ona kelime yok...
Herşey mesele  herşey sorun  herşey sıralı olmak zorunda  ama ön sırada olmayı isteyen hep bir ikiz mevcut. Önce beni giydir  önce beni öp  önce beni kucağına al  önce şu  önce bu...

Bu sabah önce Efdal'e gidiyorum  içerden Ethem ağlıyor annneeeee yanımaaa gellll diye onun yanına gidiyorum Efdal ağlıyor annneeeee yanıma gelll diye... 
Çocuğum siz arıza mısınız n'siniz??? zaten cinlerim tepemde kıllığına mı üstüme geliyorsunuz.
 Hadi bu krizi atlattık bu sefer de süt kriziyle karşı karşıya kaldım. sade süt değil kakaolu süt içilecekmiş e tamam için de kapıdaki bu zart zart kornaya basan servis nolucak Allah aşkına??? 
Hadi kulaklarımızı onada kapadık da Allah için söyleyin bir çocuk pipetle içtiği kakaolu süt kutusunun üstündeki resimden dolayı kaç dk. ağlayabilir? " anneeeee ben bu resimli sütü istemiyorummmm"

E benimki de sabır çocuğum zaten bu ara az olan sabrımı niye zorluyorsun daha fazla imtihan mı bu???

Ben de deyiverdim
" ben de sizi istemiyorum o nolucak Ethem paşa??? hem seni hem Efdal'i istemiyorum. Gidin başka ev bulun ben de daha normal Çaki olmayan çocuklar doğurucam"

Dedim mi dedim valla...  sonra noldu dersiniz ağlayan bir çocuğa sahipken ağlayan iki çocuğa sahip oldum. Tıpış tıpış önce merdivenleri kucağıma birini alarak sonra geri dönüp ikincisini alarak indirdim.

İnşallah bu tahamülsüzlik durumum bugün son bulur oysa ki pek iyiydik yahu resmen nazar değdi...!

Not....
demek ki neymiş anneler de yalan söylermiş hiç istemez olur muyum ben o çakileri....

12 Mayıs 2011 Perşembe

Canım annem...

 Anneler gününden beri annem hiç çıkmamacasına aklımda. Ben küçükken annem bana şu cümleyi çok da kurmazdı "anne ol sen de anlayacaksın" ya da ben hatırlamıyorum. Ama anne olunca anneliğin kutsallığını "klişe bir laf ama gerçek bu "  ben daha çok anladım.

  Ethem ile Efdal ağlarken gelip koynuma sokuluyorlar onlar benim koynuma sokulduklarında ben de annemin koynuna sokuluyorum sanki gözümün önüne annemin kazakları ve o uzun altın kolyesi , burnuma annemin kokusu geliyor diyorum ki Efdal ile Ethem de  mi beni bu şekilde hatırlayacaklar?

 Sonra mutfakta ben yemek yaparken Ethem gelip arkama bir yumruk atıyor ya da Efdal'im gelip o küçücük mutfakta yerde bebekleriyle oynuyor biliyorum mutfakta çok rahat ettiklerinden orda değiller, ben mutfakta olduğum için oradalar. Gene dönüyorum çocukluğuma ve annemin kırıta kırıta tenceredeki yemeği karıştırırken poposuna attığım yumruklarım cebine soktuğum ellerim manasızca mutfakta duruşlarım geliyor. Acaba onlar da benim annemi özlediğim gibi mi özlüyorlar beni?

 Annem ben küçükken çalıştığı için hep bir koşturmaca içindeydi arada tabii biz de bu koşturmacadan nasibimizi alırdık. Odanızı toplayın evi dağıtmayın v.s. v.s. O zaman anlamsız gelirdi annemin bu haykırışları sanki hiç evi dağıtmıyormuşum gibi gelirdi bana şimdi aynı şeyi ben çocuklarıma yapar oldum aynı bıdı bıdılar benim dilimde acaba onlar da anlamsız mı buluyorlar bu haykırışlarımı?


 Ben küçükken annem ve babam bana çok büyük gelirlerdi onlar herşeyin en doğrusunu bilirler herşeyin en iyisini yaparlardı onlar asla yalan söylemezlerdi şimdi düşünüyorum da ben Ethem ile Efdal'e pembe yalanlar söylüyorum acaba annemler de bana pembe yalanlar söylemişler miydi?

  Benim annemin elleri dünyanın en güzel elleridir babamın elleri ise dünyanın en büyük elleri...  Acaba Ethem ile Efdal de böyle mi düşünüyorlardır ki?

 Benim annem dünyanın en güzel annesi babam da en yakışıklı babasıdır. Onlar elele tutuştukça ben annem ve babamla gurur duyardım arkadaşlarımın yanında kendimi daha bir özel hissederdim mutlu gururlu olurdum. Acaba Ethem İle Efdal de biz babasıyla gülüştükçe böyle hissediyorlar mıdır ki??

 Ablam diyor ki yaşım ilerledikçe aynı anneme benziyormuşum. Aynı hareketler aynı kuruntular... N'mutlu bana eğer anneme benzeyebiliyorsam. Çünkü benim annem dünyanın en özel annesidir... Acaba gün gelecek Efdal de bunu söyleyecek mi?

10 Mayıs 2011 Salı

TEK UMUDUM GÜNEŞ...!

Hayata karşı isyanlardayım yine. Bu garip ruh halimin sebepleri belli sonuçları ortada çözüm dersen hava! Evet evet bildiğimiz güzel güneşli hava. Deli miyim n’yim bilinmez vallahi bunaldım bu havalardan bir çok ana faktörlerle birleşen bu yan faktör mahfetti beni. Bir gün çalışmak istiyorum bir gün oturmak bir gün deli gibi dünyayı yemek istiyorum birgün ölesiye aç kalmak bir gün evi toplamak istiyorum birgün hay senin evine de işine de deyip koyvermek bir gün tvdeki herbişeyi izlemek istiyorum birgün bu ne biçim yayın akışı kardeşim deyip tvyi kırmak…




Normal olmayan bu fazla melankolik gelgeç halim beni de bunalttı.



İsyandayım işte… Hani bir hedef koyunca çok isteyince o şey oluyordu hani??? Yok vallahi yalan kardeşim. Ben hedefi tam onikiden koydum ama vuramıyorum 8-9 a da razıyım ama olmayınca olmuyormuş demek ki. Hayata karşı olan bu koyvermişlik ruh halim isteklerime gelince niye koyverilemiyor anlayamıyorum oysa akışına bıraksam belki rahatlıyacağım. Akışına bıraksam olucak demiyorum bak! akışına bıraksam belki rahatlayacağım diyorum ama yok Allah yok! Bırakamıyorum.



Tek umudum GÜNEŞ….!

29 Mart 2011 Salı

Barış Çiçek'in tüyler ürperten deneyi

Kayseri deki öldürülen çocuklar ilk kaybolduklarında da bloguma yazmıştım. Bu olay beni çok derinden üzdü. Nasıl bir yaratık bunları yapar işin o kısmını zaten anlamadığım gibi çocuklarımla ilgili de çok daha fazla korkar oldum. Kayseride bu olay için şüpheli görülen 244 kişi varmış Bu n'demek? Bir şehirde sadece polisin gözüne çarpan 244 tane pedofili... Tüylerim diken diken oluyor.
Bugün bilgisayar başına geçer geçmez ilk iş olarak blogumdaki fotoları sildim. Resmen içim acıdı. Bir yandan sildim bir yandan kendimi telkin ettim bir yandan korktum ama sürekli dua ettim. Şimdi aşağıda Araştırmacı yazar Barış Çiçek'in tüyler ürperten deneyini yazıyorum.

Begüm10’la internette ibret deneyi yaptı


Eray GÖRGÜLÜ 15 Mart 2011


Araştırmacı yazar Barış Çiçek’in internette yaptığı bir deney çocuk istismarının boyutlarını gözler önüne serdi. Begüm10 adıyla internetteki bir sohbet ortamına giren araştırmacı kendisini 10 yaşında ve beşinci sınıf öğrencisi olarak tanıttı. “Begüm10”a ilk yarım saat içinde 43’ü cinsel içerikli, 100 mesaj geldi.


Türkiye’de her iki dakikada bir çocuğun istismara uğradığını söyleyen araştırmacı yazar Barış Çiçek’in, çocukların cinsel istismardan korunmasına yönelik ailelere rehber olabilecek “Sesimi Duyan Var mı?” adlı kitabı raflardaki yerini aldı.
Kitapta cinsel istismara ilişkin bilgi verilirken, internette sohbet ortamında yapılmış bir deneye de aktarıldı. Çiçek, şunları söyledi:
“İstismarın boyutlarını anlatabilmek için, çocukların ve gençlerin sohbet odalarına girerek kendimizi 10 yaşında ilkokul 5. sınıf öğrencisi olarak tanıttık. Kullanıcı adını Begüm10 olarak belirledik. Begüm, çağdaş hoş bir ismi, 10 da kullanıcının yaşını simgeleyecek böylece diğer kullanıcılar, bu katılımcının yaşını hemen anlayacaktı.

Israrlı mesajlar

Begüm’e ilk 10 dakikada birebir pencereden 25 özel görüşme talebi geldi. 28. dakikada talep sayısı yüze ulaştı. Bunların 43 tanesi ilk cümlesinde cinsel içerikli sözcükler kullandı. Begüm özellikle bu 43 kişiye ilk mesajda 10 yaşında olduğunu tekrar belirtti. Sadece bir kişi yaşı öğrendikten sonra özür dileyerek bağlantısını kesti. Diğer pencere açanlardan hiç biri görüşmeyi kesmediği gibi bağlantının kesilmemesi için olağan üstü çaba sarf ettiler.

Cinselliği öğreteceklermiş!

Hepsi büyük bir istekle 10 yaşındaki bir çocuğa cinselliği öğretmeye çalıştılar. İstismarcılar, öğretmek adı altında istismarın çocuğu korkutmadan kabullendirilmesinin daha kolay olduğunu bilerek hareket ediyorlar. Çocuklar sürekli öğretildikleri ve eğitildikleri için bunu da normal bir süreç olarak görüp, ‘öğrenme sürecine’ çok rahat adapte olurlar.
Çocuğu kendisine bağlamanın ilk adımlarını atan istismarcılar, çocuğun IP numarası ile bilgisayarı kullandıkları yerin ikamet adresini dahi tespit edebilirler.

Kadın istismarcı da var

Öte yandan, hep erkekler üzerinde dursak da, kadın istismarcılara da rastlanılır. Kadın istismarcılar da erkekler kadar tehlikeli sonuçlara neden olurlar. Türkiye’de çok fazla kaynak yok, cinsel istismar konusunda. Akademik yayınlar var ancak ailelerin çok kolay anlayabileceği dilde değil. Diğer yandan bu konunun üstü de her ortamda kapatılmaya çalışılıyor.”

23 Mart 2011 Çarşamba

Buyrun burdan yakın...

Sevgili blogcum;
Bunca aradan sonra böyle bir konuyla tekrar bloguma dönmek içimi burksa da yazmadan edemeyeceğim.

Canım blogum bu benim oğlum n'zaman sakin olmayı öğrenecek sorarım sana ya da koşarken önüne bakması gerektiğini veyahut önüne bir şey çıktığında durması gerektiğini hııı????

Evet blogcum müthiş heyecanlı bir çocuğa sahibim aslında müthiş heyecanlı ve son zamanlarda daha da çok anladım ki müthiş hırslı iki çocuğa sahibim. Bu heyecan Ethem de koşma zıplama atlama hoplama şeklinde kendini gösterirken Efdal'de sürekli konuşma bildiği şarkıları söyleme bilmediği dillerde şarkılar uydurma ama sonuç olarak hiç susmama şeklinde kendini gösteriyor.


Uzmanlar der ki "çocuğunuza yenilmeyi de öğretin başkasının başarısından mutlu olmayı da bilsinler"
Olur tabii bilsinler de çocuğumuz yenildiği zaman sinir krizi geçirip joistiği fırlatıp atıyorsa ve morarcasına ağlıyorsa n'yapıcaz??? veyahut siz ondan çok hafıza kartlarını bildiyseniz o bunu anlayınca büyük bir yaygara ile bağırıyor ve kartları darma duman ediyorsa n'yapacaksınız???

Hadi çocuğumuzu geçtik kocanız düdük kadar koridorda iki veletle aman çok mutlu oldular diye basketbol oynuyorsa o bunun oyun olduğunun farkındaysa ama oğlunuz hırs yaptıysa hiç sağa sola dikkat etmeden bodozlama dolaba kafayı geçirip kafayı yarıyorsa n'yapacaksınız???

Haa söyliyim su gibi akan kanı gören çocuğunuzun geçirdiği sinir krizini sustarmaya çalışacaksınız bu arada meraktan çatlamış diğer çocuğunuzu olay mahallinden uzaklaştırmaya çalışıcaksınız ama n'mümkün tabii?
Sürekli bir şey yok çocuğum korkma derken kafanızdan kırkbir türlü hikaye yazacaksınız ve her hikayeden çok korkacaksınız.
Sonra alel acele el yüz yıkayıp bir pamuk bulup üzerinize aldığınız ilk şeyle acile koşacaksınız tabii bu arada ocaktaki yemeği fırındaki tepsiyi kapatmayı unutmayacaksınız ki döndüğünüzde eviniz yerinde olsun.
Sonra merakından çatlamış diğer çocuğunuzun hiç durmadan konuşmasına mani olmaya çalışacaksınız ama olamayacaksınız.
Sonra acilde hemen röntgenlerinizi çektirip sonuçlar çıkana kadar ondokuz doğuracaksınız tam sonuçların temizliğine sevinirken bu süper iyi ihtimal tabii!! dikiş atılacağını duyup bu sefer de görsellik için kaygılanmaya başlıyacaksınız.
Sonra kendinizi evden çağırttığınız estetik cerrahı beklerken bulacaksınız dr'un gelip yarayı yapıştırmasıyla ferahlayan yüreğinizi bu sefer de 10 gün çok çok dikkatli olmanız gerektiğini duyunca e benim çocuğum 10dk yerinde duramıyor 10 gün nasıl dikkat edicez diye endişelenirken bulacaksınız....
Bıdı bıdı bıdı...

Daha n'diyeyim blogcum işte durum bu...
Diyorum ki Ethem büyüdüğü zaman elime bebeklik fotosunu alıp diyeyim ki;
"bak oğlum ben seni bu şekilde doğurdum ama sen kendini bu şekile getirdin!!!" Umarım oğlum "vay be anne yıllar içinde amma da karizmatik olmuşum şu yakışıklılığıma bak" desin.. inşallah inşallah...

4 Mart 2011 Cuma

Biraz zaman...!



Gün Sıla dinleme günü... Bilinmez n'dendir cuma günleri Sıla dinleme günüm. Acaba haftanın yorgunluğunu atmak için mi? yoksa huzurlu bir hafta sonu geçirmek için mi?

Gerçi sebebi çok önemli değil sonuç belli Sıla...

Cücüklere gelince; efendim onlar iyi ama biz biraz stresliyiz.
Çok daha önce hayatımızdan çıkarmamız gereken insanlara yavaş yavaş yol vermeye başladık.
Şöyle bir kenara çekildik buyrun alacağınız n'varsa alın gidin dedik.
Onlar da hiç acımadan yağmalama halindeler. N'zaman bitecek diye bekliyorum.

Sabırla bekliyorum demek isterdim ama artık sabrımın kalmadığının da farkındayım.
Sabırla olmasa da bekliyorum. Bakalım yağmalama sonrası n'ler kalacak? Zaman ilerledikçe göreceğiz
Hayr'ını görebilecekler mi?
İnsanları bir bakışta tanımak için daha kaç fırın ekmek yememiz gerekecek acaba? Bilinmez...
İşte bu arada onlar bastıkları yüreğimin üstünden kalkarken ben de bir yandan acı çekiyor bir yandan da rahatlıyorum.

Tamamen gittiklerinde kapıyı sıkıca kilitlemeyi düşünüyorum.
Tüm bu karmaşık duygular içindeyken de stressiz olmak n'mümkün?

Bu ara en çok duyduğum laf biraz zaman!!!

işte ben de o biraz zamanı bekliyorum...

1 Mart 2011 Salı

BLOGUMA DOKUNMA...!



Bekliyordum desem abartmış mı olurum??? İçimde anlamsız bir kaygı vardı. Sürekli bu yazılanları yedeklemek lazım bir yerlere aktarmak lazım madem amaç çocuklarıma 1-2 satır bırakmak buraya güvenmemek lazım diye diye düşünürken dün birçok blogger arkadaşımın yazılarını okuyunca işte gün bugünmüş demiş. N'yalan söyliyim bu kadar da çabuk beklemiyordum canım. Ben de birçoğunuzun yaptığı gibi wordpress'e blog aktardım işte bu da adresimdir. http://efdalethembuyuyorlar.wordpress.com/
Umarım henüz incelemeye bile vakit bulamadığım bu yere geçmek zorunda kalmayız ama kalırsak da göstermiş olduk ki yazı yazmayı sesimizi duyurmayı kimse engelleyemez burdan olmazsa ordan yazarız..
Bu arada zaten hiç sevmediğim Dıgıturk'ten iyice nefret eder oldum. Tüm blogger arkadaşlar birgün belirleyip o gün iptal ettirsek üyeliğimizi daha mı bir ses getirmiş oluruz onu düşünüyorum...
Görüşmek üzere...

22 Şubat 2011 Salı

4 bitimine 2 kala...

Dalmışım gene dünya telaşına gidiyorum. Oysa ki n'maksatla yazmaya başlamıştım bu blogu size bir kaç satır hatıra bırakmak... O zaman karalamak lazım birşeyler..

Bu ara farklı bir telaş içindeyiz biraz kaygılı biraz heyecanlı bazen umutlu bazen dip noktada umutsuz bir telaş. Siz de bu telaşımıza ortaksınız elbette şu anda.. Belki anlayarak belki anlamayarak yardımcı oluyorsunuz bize.. Hayaller güzel planlar güzel gerçekler de bir o kadar güzel olur inşallah...

Ethem bu ara bir an önce büyümek olayına takılmış kalmış durumda. Sanki çocuğumu kovalayan var gerçi geçen akşam anlaştık 10 yaşta karar kıldık.
Efdal'im artık Barbie bebeklerle oynamaya başladı. Eskiden hiç umursamadığı bu bebeklerle şu an mutlu mesut; ama hepsi çıplak olmalı... Alıyor onları bıdı bıdı konuşturuyor çoğu zaman işi gücü bırakıp farkettirmeden onu dinliyorum o kadar masum o kadar tatlı ki..

Bir de bu ara yeni bir keşfimiz var. Kaşgollerini sünnetçocuğunun maşallah yazısı gibi bağlayıp oraya hayvanlarını yerleştirmek ve bu şekilde dolanmak. Geçen hafta sonu bu şekilde alışverişe çıktık Ethem arada çocuğunu unutup son sürat koşsada sonunda geride kalan yerdeki yavruyu farkedince kıkır kıkır yerine koyuyor bazen baş aşağı koyup torunuma eziyet ediyor ama olsun Efdal'im daha şimdiden annelik içgüdüsüyle çok daha dikkatli.


Geçen gün Efdal büyüyünce anne olmak istediğini söyledi ben de bunun için önce evlenmesi gerektiğini bebeğin tek başına yapılamadığını söyledim. Olur o zaman evleniriz seninle dedi ben de benimle evlenemiyeceğini bir erkekle evlenmesi gerektiğini söyleyince de bu defa o zaman Ethem le evleniriz diye cevap verdi. Bu sefer de kardeşlerle evlenilemeyeceğini yanında kendini çok mutlu hissettiği çok sevdiği bir arkadaşıyla evlenmesi gerektiğini söyleyince durdu düşündü düşündü ve ama benim en sevdiğim arkadaşım Ethem diye cevap verdi. Anladım ki küçük kuzum sen bu konularda daha çok masumsun.. uzatmaya gerek olmadığını düşünerek öptüm öptüm öptüm kızımı...

Artık kendileri uyuyan minik kuzularımı yataklarına ben yatırıyorum ve ikisini de öperek odadan çıkıyorum. Efdal kuzum normal öpücüklerle bu seansı tamamlarken Ethem için bu o kadar basit olmuyor önce ben onu öpüyorum sonra o beni önce yanağımdan sonra gözlerimden sonra alnımdan sonra gıdığımdan en sonda ellerimden tek tek öpüyor en son da vedalaşır gibi saçlarımı kokluyor... Geçen akşam abartarak göbeğimden öpmelere kalktı ilginç çocuk vesselam...

Efdal artık adını yazabiliyor , yıldız çizebiliyor ve harika resimler yapıyor. Erken okuma yazma öğrenmesini istemediğimiz için bu konunun üstünde durmak istemiyoruz ama anlaşılıyor ki bu ilgi meselesi. Ethem bu konuyla hiç ilgilenmezken Efdal ananesinin 2 kere göstermesiyle adını yazmaya başladı aslında sadece adını da yazmıyor yanında ufak hatırlatmalarda bulunursam kardeşinin kuzenlerinin de adını yazıyor..

Okuldan etkinliklerinizle ilgili fotoğrafları gördükçe ve partilerinizn dvd leri geldikçe bakıyorum da okulda hep yanyanasınız. Resim yaparken yanyanasınız birşeylerle oynarken yanyanasınız birşeyler izlerken yanyanasınız.. Geçen akşam gittiğimiz avm deki oyun alanında birçok çocuk yalnız girecekleri için çekinirken siz ikiniz beraber olduğunuz için tadını çıkarıyorsunuz herşeyin. Allahtan dileğim hep yanyana olun birbirinize destek olun birbirinizi hep sevin çünkü biz sizi çok seviyoruz.

Son olarak da bugün babanızla bizim birlikteliğimizin 11. yıl dönümü bu 11 yılda hayatımızda birçok şeyler geldi geçti ama en güzeli sizsiniz sizinle sevgimiz gün geçtikçe çoğalıyor inşallah da hep olacak kuzucuklarım...

15 Şubat 2011 Salı

"tatlıdaki tatsız tehlike"

Şu son haftalarda tv'deki "tatlıdaki tatsız tehlike" tartışmalarından son derece etkilendik. Zaten içimize sinmeyerek verdiğimiz şekerlerden iyice tiksindik doğrusu. Efdal o kadar değil ama Ethem tatlıya özellikle de abur cubura çok düşkün bir çocuk. Onu bu yoldan çarçabuk döndürmemiz gerektiği ise kesin.

Çok şükür şu tv'lerdeki bangır bangır yayınlanan "Burger Kıng" olayından sonra fast food maceramız bizim için de çocuklar için de bitmişti. Öyle ki yazdan beri Efdal&Ethem fastfood yemiyorlar hatta Burger Kıng tabelası görünce de her seferinde "mikroplu burası" diyorlar...


Eşimle dedik şekerler için de böyle bir şey söylesek acaba işe yarar mı? Bu kadar tesirli olacağını ummadığımz halde her ikisi de şekerlede de mikrop ve kurt olduğunu duyunca çok etkilendiler. Uzun uzun anlattırdılar. Şekerlerin için de n'varmış?? bu mikroplu kurtlar n'yaparmış? Ya bunlardan yenilirse çocuklar hastaneye mi götürülürmüş? çocukların karnı çok mu ağrırmış? v.s. Biz de bıkmadan anlatıp duruyoruz.
Sonuç mu? harika.. bu konuşmayı yaptığımızdan beri eve şeker alınmıyor. Hatta geçen gün bir avm'de gezerken şu şeker tuzaklarından birine yakalandık. Renk renk şekerlerin çikolataların olduğu o standa.. Eyvah yandık diye içimizden geçirirken Ethem şöyle dedi "nanet oysun bu hariboya" Efdal de hemen onayladı "Evet nanet oysun"... gel de gülme yaniii...

10 Şubat 2011 Perşembe

Benimkilerden inciler...

Ethem bu ara playstatıon'ın başından kalkmaz oldu. Yok efendim yarış yapıyor sonra araba kazanıyor onları süslüyor püslüyor bir neşe bir mutluluk:)) Ben ki evin dağılmasına bile göz yumarak eve bilgisayar götürmeyen insan playstatıon karşısında çaresiz kaldım. Babamıza göre el&göz koordinasyonunu sağlıyormuş zararı yokmuş. E inşallah.. Gerçi "çocuğum n'anlıyorsun bundan kapat şunu" da diyemiyorum çünkü çocuklar doğmadan önce biz de çok oynardık hatta hamileyken yarış hırsımdan erken doğuma bile gidebilirdim. Hamileliğimin son aylarında çok mızıklıyordum "aaaa ama bak beni yeniyorsun karnım kasım kasım kasılıyor şimdi doğacak bunlar!!!" yenmenin kısa yolunu bulmuştum yani:))

Ethem playstatıondaki bu zaferlerinden o kadar etkilenir oldu ki geçen gün babasına aynen şu cümleyi kurdu " baba ben düşündüm 5 yaş olmaya karar verdim" hadi bakalım...
Oğlum düşünmüş bir kere:)) Babası yaşların sırayla olduğunu açıkladı da ben de bir anda 32 olmaktan kurtuldum:))


Şimdi bu kendini çok büyümüş sanan benim canım oğlum (bu arada kendi başlarına uyuyor olmaları da bence bu güvenlerin de etkili)aynı günün akşamına bana şunu söylüyor. " anne ben küçükken pokatala n'diyordum?" beni aldı bir gülme sanki şimdi çok doğrusunu söylüyormuş gibi.. Ethem buna çok sinirlendi ve beynelmilel lafı olan "hiç komik değil anne" dedi bana tabii yani n'si komik??...

arkadan Efdal "peki anne ben küçükken manoneze n'diyordum??"
"oğlum pokatala po , kızım manoneze de ma diyordunuz " ...
"aaa n'komikmişiz anne"...
Bayılıyorum böyle özgün konuşmalarına hiç doğrusunu öğretesim gelmiyor. ...

1 Şubat 2011 Salı

"Hayat sana arka arkaya dikenlerini gösteriyorsa sakın üzülme, aksine sevin. Çünkü çok yakında gülü de gösterecektir.."

Bu ara bir hastayız bir iyiyiz bir şöyleyiz bir böyleyiz derken günler geçip gidiyor. Hayata karşı uzun bir hastalık molasından sonra toz pembe günler bizi bekliyormuş. Hz Mevlana'nın dediği gibi "Hayat sana arka arkaya dikenlerini gösteriyorsa sakın üzülme, aksine sevin. Çünkü çok yakında gülü de gösterecektir.."
İşte bizimkisi böyle bir durum oldu. 2 Hafta boyu Ethem ve Efdal'in sürekli inen çıkan ateşleri öksürükleri burun akıntıları sonunda çok şükür iyileştik. Helak olduk mu olduk... İki hafta boyu okula gitmeyen çocuklarımın zaten doğru düzgün olmayan uyku düzenlerinin de iyice çığrından çıktığını anlatmaya gerek yok sanırım. İşte bu çığrından çıkan uyku düzensizliğimizden ötürü okullarına öğretmenlerinden yardım istemeye gittik. Aramızdaki uzun bir görüşmeden sonra biz biraz rahatlamış öğretmenimiz kafasında sorunu biraz daha oturtmuş olarak eve döndük.
Ertesi gün okuldan gelen Ethem ve Efdal artık yataklarında tek başlarına kimse yanlarında olmadan uyuyacaklarını televizyondaki Uyku vakti işaretini de görür görmez yatacaklarını söylediler; yani duyda inanma bir durum bizim için... Ama duyduk ve acaba dedik denedik ve oldu.. İnanılır gibi değil. Bu çocuklar herşeyi kendi istedikleri zaman yapıyorlar sen kızmışsın delirmişsin artık bitmiş tükenmişsin çok önemli değil. Onların hayatının bir akışı var ve o hayat akışını n'kadar çabuk kabullenirse bir anne&baba o kadar iyi olabilir. Söylüyorum ama uyguluyormuyum bilinmez. Sonuçta onlar gibi bizim de bir hayat akışımız var di mi ama??? İşte 3 cümle ile kendinle çelişen anne nasıl olur burda da göstermiş oldum:)))
N'yse sonuç harika gülü gördük çok beğendik...

Bu arada aman n'harika benim kızım oğlum abla abi olmuş diye sevinirken Ethem'in yatmadan önce sürekli camlarda havalara baktığını farkettik ve sonra öğrendik ki öğretmeni "ben bütün çocuklarımı gece kuş olup izliyorum herkes yatağında uyuyor mu diye bakıyorum " demiş. İşte o benim kocaman olmuş abi oğlum da yatmadan önce kuş olmuş öğretmenini arıyormuş!!!!!

18 Ocak 2011 Salı

Yeni yıl mimi:))


Yeni yıl mimi olurda bu saatte cevaplanır mı????? Eğer 10 gündür hem çocuklarınız hem beyiniz hem kendiniz hasta olursanız olabilir sanırım:)))
Banuşum beni mimlemiş http://zuzularannesi.blogspot.com
Öpüyorum kendisini ve zuzuları o güzel yanaklarından:)))
Başlıyorum cevaplamaya;


Yeni yıla nasıl ve kimlerle girmek istiyorsun?

Yeni yıla girerken insan garip bir şekilde tüm sevdikleri yanında olsun istiyor. Belki de yeni yıla nasıl girersen öyle devam eder derler ya onun içindir. Ben de yeni yıl akşamı bundan mütevellit biraz evde biraz dışarıda e biraz da annem&babam ve teyzemlerleydim..

-Yeni yıldan beklentilerin nelerdir?
Huzur mutluluk ve stressiz bir sene…

-Yeni yıl sence ne demektir?
umut…

-Yeni yılda ne olursa mutlu olursun?
Hayallerim az buçuk gerçek olursa mutlu olurum elbet çok değil azı olsa o da yetecek:)

-Yeni yıla dair mesajın nedir?
Her şeyden önce sağlık sonra huzur sonra bunlar olunca kendiliğinden doğacak bir mutluluk diliyorum..

Mim gereği birilerini mimlemeliyim biliyorum ama zaten ben çok geç kaldığım için özel bir blog ismi yazmayacağım.. Bunu okuyan ve yeni yıla dair benim de bir çift sözüm var diyen herkes bu mimi kullanabilir...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Büyüyün artık be çocuğum!

Ethem ile Efdal'e olan bağırma çağırmalarıma bakıyorum da bazıları inandırıcılıktan gerçekten çok uzak. Benim bile farkettiğim bu durumu çocukların anlamaması elbetteki imkanız ama n'yapayım yani??? Mesela Ethem perdenin&tülün arasına girip dönüyor dönüyor dönüyor kendini perde dürüm yapıyor tamam bir anne olarak "yapma oğlum korniş düşer" diyorum ama biliyorum ki ben de küçükken bunu çok yapardım ve çok severdim arada perdenin çıktığı da olmuştur elbet ama ortada deliricek bir durum aslen yok.. ya da aslına bakarsınız gerçekten de çok sinir olduğum birşeyi Efdal yapıyor elini musluğa dayayıp fıskiye şeklinde etrafı suluyor. Çok sinir bozucu bu duruma da elbette ikazda bulunuyorum bağırıyorum çağırıyorum ama kalbimin bir yanı diyor ki e sen de yapardın bunu hatta çok severdin hatta hatta lavaboyu yıkamak bahanesiyle saatlerce suyla oynardın o n'olacak??? Ya da şimdi Ethem de Efdal de eğer bir pipet bulmuşlarsa bardaktaki içeceği köpürtüp duruyorlar buna da ikaz da bulunmak şart tabii e tabii bulunuyorum da ama şimdi bu da beni maziye götürüyor forforfor bardağa üfleyişimi hatta o zamanlarki kağıttan renkli pipetleri hatırlayıp duruyorum. Sonra en sinir bozucu durumlardan biri de etrafta bulunan su birikintisine aleni bir şekilde gidip ayak basmaları. Bu durumda bir anne için affedilemez değil mi?? bağırmak şart tamam ona da bağırıyorum ama bu seferde aklıma annemin beni giydirip süsleyip okula gönderdiği zamanlarda bulduğum her su birikintisine şapadak şupadak basışım aklıma geliyor... Yani anlıyacağınız çok fena arada kalmışlık yaşıyorum. Bir annenin görevi çocuğa doğruyu yanlışı göstermekse ki öyle! evet ben uyarılarımı yapıyorum bazen sert bazen yumuşak.Uyarmazsam biliyorum ki çocuk onun yanlış olduğunu kavrayamayacak ama üzgünüm ki onlara çok kızamıyorum. Vicdanım sen de yaptın bunları ve bir yaştan sonra bunların yapılmayacağını zaten anladın çok kızma boşver o perde dürüm içindeki gözlerdeki ışıltı kalsın yerini yaşlı gözlere bırakmasın diyorum. Hal böyle olunca gene kendimden fedakarlıklarda bulunuyorum tabii... Kirlenmiş kıyafetleri ben yıkıyorum , sulanan banyoyu ben temizliyorum fışkıran içecekten çıkan suları ben siliyorum kopan perdeleri ben dikiyorum diyemiyeceğim onu ananemiz yapıyor:)) yani yorulan yine ben oluyorum. Sanırım bir süre daha beni idare edecek enerjiye sahibim. Bu konuda Allahtan dileğim bu enerjim bitene kadar çocuklarımında az biraz büyümüş olmaları:)))