7 Mayıs 2010 Cuma

3.Yaşgünümüzü tüm Bursa da etkinliklerle kutladık:))




Evetttt sonunda benim yavru pınçak minik kuzucukların 15 Nisan daki yaşgünlerini yazmaya fırsatım oldu.


Benim canımın içleri 3 yaşlarını bitirdiler.




Bu seneki yaşgünleri tam da okula alışma dönemlerine rastladığı için n'olduğunu anlayamadan geçti. Önce okulların da güzel bir kutlama yaptık, hafta sonunda da ailelerimizle dışarıda bir kutlama yaptık.


Efdal kendine üstünde Pıngu'nun olduğu bir pasta , Ethem de Mcqueen arabalı bir pasta seçti. Onlara süpriz amaçlı ben de üstü resimli tabaklar bardaklar aldım. Doğumgünü vesilesiyle hem sınıflarını daha yakından görme fırsatım oldu hem de arkadaşlarını. İçim bir kere daha rahat etti bulundukları ortamı görünce..Allah'ım hepsi birbirinden tatlı 11 çocuk. hepsi uykudan uyanmış giyinmişler sınıflarını süslemişler bizi bekliyorlardı. Pastalar üflendikten sonra öğretmenlerinin "Haydi party zamanı" deyip de müziği açmasıyla sanki 5 dk önce o hiç konuşmadan pastalarını yiyen çocuklara bir haller oldu ve hepsi birden aynı anda elektrik vermişsin gibi dans etmeye başladılar. Bütün bir doğumgünü partisi boyu yüzümdaki şaşkınlık sırıtmasını silemedim.... Çok ama çok ama çok tatlıydılar..




okuldaki kutlamamız bitince hep beraber bu sefer işyerine geldik. Ethem ve Efdal için bizim işyerine gelmek doğumgünü partisinden de daha zevkli.. her yeri karıştırıyorlar bir aşağı bir yukarı in çık rafların arasında koştur babam koştur, olmadı al eline kağıdı delgeçi kaşeyi bas babam bas o da olmadı çık malzeme arabasının üstüne gez babam gez...


Tüm bu hafta içi kutlamalarından sonra hafta sonu da dışarı da bir kutlama yaptık. Kütahyadan canım dostlarımız Fatma&Yakup ve güzel kızları Doğa da bize katıldılar. Hep beraber yedik içtik yine ta Kütahyadan gelen özel pastamızı kestik biçtik afiyetle yedik bütün hafta sonu da Ethem ve Efdal'in seveceği yerlere giderek 3. yaşgünü kutlamamızı bitirdik... çok şükür...





Ben çocuklar doğduktan sonra zaman kavramını daha bir karıştırır oldum. Sanki dün hamileydim onlara, ama bebeklikleri sanki çok uzak ya da sanki daha geçen gün ilk defa anne dediler ama büyümeleri çok zaman aldı.. yani bilemiyorum herşey karman çorman.. Bir bakıyorum 3 yıl geçmiş ve artık çocuk olmuşlar sonra bir bakıyorum hayvanat bahçesindeki hayvanların onları beklediğini düşünecek kadar bebekler.. Yani onlar benim için n'çok küçükler n'çok büyükler.. Dedim ya zaman kavramını iyiden iyiye karıştırmış durumdayım... iş ki bu arada biz de yaşlanmasak bariiii....




22 Nisan 2010 Perşembe

Çocuk işi sabır işi...

Bu aralar öyle bir okul derdine, yeni bir düzen kurma derdine ve tüm bunları yaparken de iş yerini aksatmama derdine düştüm ki bir de bakmışım blog mlog unutulmuş...

Ethem ile Efdal öyle bir ruh halindeler ki okula gitmeyi çok isterken diğeri istemez ve ağlarsa benim n'yim eksik ben de ağlarım, ben de isyan ederim şeklindeler. Bir bakıyorum gayet mantıklı güzel güzel herşeyi kabullenmişken okul kapısında yaygarayı koparıyorlar. Bu arada hiç mi birşey düzelmedi?? düzelmez olur mu? elbette yoluna giren şeyler var. Herşeyden önce oğlum az buçuk da olsa okulda karnını doyurmaya başladı sonra okul kapısında ağlama krizlerimiz yerini sadece krize girmeden ağlamaya bıraktı , arada ben okulda uyumam tavırlarımız bitti. Demek ki n'ymiş sabretmek de herzaman ki gibi fayda varmış. Zaten çocuklar doğduğundan beri öğrendiğim en önemli şey bu oldu. Çocuk işi sabır işi....

Okula alışma sürecimiz hala devam etse de şu ana kadar denediğim ve okula alışma sürecinde işimize yarayan şeyleri maddelemek gerekirse;


1. Kararlı olmak herşeyden önemli çünkü çocuk resmen gözlerinizin içine bakarak acaba annem beni burada bırakmaya gerçekten kararlı mı yoksa çok yaygara yaparsam gözü korkup yeni bir formül mü bulur diye anlamaya çalışıyor.


2.İşe yarayan en büyük çözümlerden biri gördüm ki; sen artık büyüdün abi oldun, abla oldun... Niyeyse büyümeye çok meraklılar:))


3.Evde onlara sürekli okuldan bahsetmemek illaki bir şey söylenecekse bunu babaya söylüyormuş gibi yapmak. Yani kocacım sana söylüyorum oğlum&kızım sen anla...


4.Okula alışana kadar orada kendilerini güvende hissetmedikleri için evde bol bol fiziksel temasta bulunma. öpme, koklama, dans etme vs.


5.Okulda kalma korkuları olduğu için hafta sonları ve akşam saatlerinde okulun açık olmadığını ve okulda kimsenin kalmadığını sıksık hatırlatma. Bu gerçekten çok önemli. Hatta biz bir pazar günü okulunda kapandığını kendilerinin de görmeleri için onları okullarına götürdük. Bana gerçekten de içleri biraz daha rahatladı gibi geldi.


6.Evde ben okula gitmeyeceğim diye mızıkladıkları zaman 40saat meram anlatmaya çalışmama. Bir kere anlatıp sonrasında devam ederlerse tamam deyip olayı uzatmadan kapatmak. Lakin soyut düşünemedikleri için siz 1.000 kere de söyleseniz onlar bildiklerini papağan gibi tekrarlıyorlar.


7.okula gitmenin büyümekle eş zamanlı gelişen doğal bir şey olduğunu anlatmaya çalışmak. Yiyorsa bunu anlatın tabii bunu bir öneri olarak söylemişim gibi kabul edin:))


8.sabırlı olsun... Sabır sabır yaaa sabır ... sabır sabır yaa sabır belki de akıllanır... göksel şarkısını bol bol dinleyin..


hadi ben kaçtım..


hamiş;

bu arada çocukların yaşgününü kutladık... başka bir postta örnekli fotolarla çocukların müzik duyunca nasılda elektrik vermişcesine dans ettiklerini yazarım..




9 Nisan 2010 Cuma

Neşeli Çocuk Yetiştirmenin Yolları


Bugünlerde Efdal evde çok mutsuz. Her iki lafından biri "ben okula gitmiycem" ... 1 hafta önce bu kadar hevesliyken şimdi n'oldu anlamakta o kadar güçlük çekiyorum ki. Acaba okulda bir şey mi oldu diye kendi kendime sormaktan alıkoyamıyorum. Efdal'e soruyorum okulda canını sıkan birşey mi oldu diye net cevaplar alamıyorum. Okula gitmek istemediği için birşeyler uydurmaya çalışıyor ama uydurmayı da beceremiyor. Bugün bu son 3 gündür olduğu gibi yine ağlaya ağlaya gittik okula... Hele öğretmeni kucağına alıp da sınıfa götürmeye kalkınca yer yerinden oynadı , resmen tepinerek ağlıyor.. Onu görünce Ethem boş durur mu o da başladı ağlamaya oysa gayet neşeli isteyerek okula gelmişti... Offf vallahi bir sorun bitse diğeri başlıyor... Aşağıdaki yazıyı biraz önce okudum arada hatırlamak adına buraya da yazmak istedim..

Neşeli Çocuk Yetiştirmenin Yolları
Neşeli ve mutlu olmak, çocuğun anne babasından alabileceği en büyük hediyelerden biridir. Şunu da belirtmek gerekir ki, anlık neşe ve sevinçle (Örneğin çocuğa yeni bir oyuncak ya da yiyecek türü bir şey almak) sürekli sevinç ve mutluluk arasında derin bir farklılık vardır. Doğrusu çocuklar gezmek ister ve büyükler gibi derin bir mutluluk duymaya ihtiyaçları vardır. Gerçek neşe, çocuğunuzun ruhunu etki altına alan ve onda dünyanın her şeyi güzeldir hissi uyandıran daha derin bir konudur. Uzmanlara göre neşeli çocuğun belirli özellikleri vardır. Bu cümleden; Onur, anlayış ve kendine hâkim olmayı sayabiliriz. Bu özelliklerin oluşturulup geliştirilmesi sanıldığından daha kolaydır. Burada, çocuğunuza yardımcı olup hayata pozitif bakabilmesini sağlayacak 11 metot sıralanmıştır
1- Eski Uğraşlardan FaydalanınBaşarılı çocuklar genellikle neşeli olanlardır; ama hayatın problemlerine karşı çocuğunuzu hazırlamak amacıyla harcadığınız çaba, onun zamanının tamamını çeşitli programlarla doldurmanıza sebep olur. Baskının azalması için bütün çocukların bir zamana ihtiyacı vardır. Oyun ya da ders esnasında onlara bir mola verin ve bırakın hayalleri onları yönlendirsin ve özgürce oyun oynasınlar. Mesela fırsat bulduklarında haşere avlasınlar; kardan adam yapsınlar veya ağ ören örümceği seyretsinler. Bunlar, çocuğun hayal duygusunun gelişmesine ve dünyayı kendi adımlarıyla keşfetmelerine sebep olur.İyisi mi sizler de meşgale dolu programlarınızı azaltın ve biraz olsun onlara eşlik edin.
2- Başkalarına Yardım Etmeyi Çocuklarınıza ÖğretinNeşeli olabilmesi, büyük bir topluluğun değerli bir üyesi olduğunu ve başka bireylerin hayatına anlam katabileceğini hissetmesi için yardım etmeyi öğrenmeli. Uygun fırsatlar yaratarak bu duyguyu onda uyandırın. Artık ona lazım olmayan eski oyuncaklarını kaldırın ve ondan ihtiyacı olan ailelere vermesini isteyin ya da bir markette fakirlere verilmek üzere bir miktar gıda maddesi almasını isteyin.Çocuklar başkalarına yardımın hazzını küçük yaşlarda alabilirler. Örneğin siz fazla kumaş kırıntılarından bir bebek yaparken, iki yaşındaki çocuğunuz size yardım edebilir ve bebeğin gözünün ve ağzının nerde yer almasını söyleyebilir.
3- Çocuğunuzla Birlikte Fiziki Faaliyetleriniz OlsunÇocuğunuzla birlikte yürüyüşe çıkın; oyun oynayın veya bisiklete binin. Böyle yaparak çocuğunuzun bünyesini güçlendirmenin yanı sıra onu neşelendirir ve yüzünün gülmesini sağlarsınız. Çocukları faal tutmak, streslerini azaltır ve enerjilerini sağlıklı bir şekilde boşaltmalarını sağlar. Sağlıklı çocukların fiziksel güçleri daha fazladır. Çocuklar dış görünümlerine üzülmekten ziyade, yaptıkları işlerle iftihar ederler. Çocuğunuzu ilgi duyduğu işe teşvik ederseniz, onu neşelendirmek için yeni bir metot kullanmış olursunuz.
4- Çocuklarınızla Birlikte GülünÇocuklarınıza espri yapın; komik şiirler okuyun. Gülmek çocuğunuz ve kendiniz için faydalıdır. Bunun tam anlamıyla fizikî bir delili şudur ki; güldüğünüz zaman üzüntü ve ıstırap gider ve daha fazla oksijen alarak rahatlarsınız.
5- Çocukları Överken Yaratıcı OlunÇocuğunuz hedefinde başarıya ulaştığı zaman veya bir beceri kazandığında, “iyi yapmışsın” cümlesiyle yetinmeyin. Etkili bulduğunuz detaylara işaret edin. Mesela şöyle deyin: “Kitabın özetinde kahramanın vasfı için öyle bir metot seçtin ve öyle güzel ki, onun hayatta olduğunu hissediyorum.” Ya da şöyle deyin: “O ağaçların resmini yapmak için kullandığın metodu çok beğeniyorum.” Böyle bir davranış, resmi bir şekilde sırtına vurarak ‘Aferin’ demekten daha anlamlıdır. Genel olarak teşvikte ifrata kaçmayın. Dördüncü sınıf öğretmenlerinden biri şöyle der: “Önceleri her Perşembe öğrencilere ödül verirdim fakat daha sonra görevlerini yerine getirmek için değil, ödül almak için çalıştıklarının farkına vardım.” Çocuğunuzun gerçek hoşnutluğun bir işi yapıp tamamlamakta olduğunu idrak etmesine çaba gösterin.
6- Eğer çocuğunuz kötü huylu ve bahaneci ise, hasta değilse muhtemelen açtır. Yemek zamanı değilse ara öğünlerden faydalanın; ama ara öğünü gıdalı yiyeceklerden olmasına dikkat edin; sadece karın doyurma maksatlı olmasın. İyi yemek, bahanecilik gibi ani davranış değişikliklerini azaltır ve sağlıklı olma hissini uyandırmaya iyi gelir. Faydalı ara öğünler şunlardan ibarettir: Az yağlı yoğurt, taze veya kuru meyve, buğday ekmeği, tereyağı ve reçel.
7- GülümseBir çocuğa hiçbir şey tatlı bir gülümsemeden daha fazla güven duygusu veremez. Bu gülümseme, “Seni seviyorum” un kısa ve faydalı özetidir. Gülerken kucağınıza alın onu. Unutmayın ki, bu gülümsemeler ve kucağa almalar sadece çocuğunuz için değil, sizin için de yararlıdır.
8- Çocuklarınızın Sözlerini Dikkatle DinleyinÇocuğunuz için hiçbir şey, tüm dikkatinizin onda olduğundan daha önemli değildir. O esnada zihninde olanları size söylüyor. Daha iyi dinleyici olmayı istemez misin? Tüm dikkatinizi çocuğa verin. Güncel işlerinizle meşgulken çocuğunuz konuşmaya başladığında, bütün işlerinizi bırakın ve dikkatinizi ona yöneltin. Hiçbir zaman sözünü kesmeyin; düşüncelerini bölmeyin; hatta daha önce aynılarını duymuş olsanız bile. Sözünü kesmeden tüm dikkatinizle çocuğun sözlerini dinleyebileceğiniz altın fırsatlar, araba kullanırken çocuğunuzun yanınızda olması ve gece yatar kendir.
9- Salt İdealizmi BırakınHepimiz çocuklarımızın her işi en iyi şekilde yapmasını isteriz. Fakat onların yaptıklarını tamamlamaya ve düzenlemeye kalkıştığımızda, ister istemez onların güven duygularını zayıflatmış oluruz. Ünlü bir yazar şöyle der: “Bir anne çocuğunun temizlemeği unuttuğu bir yeri tekrar temizlerse, ona kendisinin o işi iyi yapamadığını söylemiş gibi oluru ve maalesef çocuklar çok çabuk inanırlar yeterliliklerinin olmadığına.Bir kez daha çocuğunuzun tamamlayamadığı bir işi yapmaya kalkıştığınızda kendinize sorun:
1- Bu konu, sağlık gibi hayati bir konumudur?
2- Bu konu 10 yıla kadar öylece kalacak bir konu mu?Cevabınız olumsuzsa, yani o iş önemli bir konu değilse, bırakın çocuk bildiği gibi yapsın. Beceri kazanması için çocuğa yardım etmek, anne babanın görevlerinin büyük bir bölümünü teşkil eder. Çocuğunuzla aranızdaki sevgi bağı, onun masayı toplarken çatalı yerine koyup koymadığından daha önemlidir.
10- Çocuğunuza Sorunlarını Halletmesini ÖğretinAyakkabısının bağını bağlamaktan caddeyi güvenli şekilde geçmeye kadar çocuğunuzun kazandığı her beceri, bağımsızlığa ve kendine güvene atılan bir adımdır. Hatta onun bu konularla karşılaşabileceği ve üstesinden gelebileceğini bilmek, onun kendisiyle barışık olmasına yardımcı olur. Çocuk, oyun arkadaşından eziyet görme ve dağılan puzzlelerini dizme gibi bir sorunla karşılaştığında, ona şu şekilde yardımcı olabilirsiniz:
1- Sorununu teşhis edin.
2- Onun aklına gelen çözüm yolu olup olmadığını sorun.
3- Nelerin o meseleyi çözeceğini belirleyin.
4- Onun tek başına mı yoksa sizin yardımınızla mı ilerleyeceğine karar verin.
5- Yardımınıza ihtiyacı olduğunda, yardım edeceğinize inandırın.
11- Çocuklarınıza Kendilerini İspat Etme Fırsatı VerinHer çocuğun kendine has yeteneği vardır. Yeteneğini göstermesine neden izin vermezsiniz? Kitap okumayı mı çok sever? Yemek yaparken size kitap okumasını isteyin. Alışverişe gittiğinizde bırakın o seçim yapsın. Çocuğunuzun sevdiği işlere ortak olmanız, o işleri yapmanın etkisi altında kaldığınızı gösterir

Not. yazı bebekanneleri sitesinden alınmıştır.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Şimdi anaokullu olduk... Sınıfları doldurduk.. Delirtiriz annemizi... Yaşasın çocuk olmak..

Sonunda kafamı toparlayıp yazma fırsatı buluyorum.

1 Nisan itibari ile Ethem ve Efdal anaokullu oldular. Öncesinde sonrasında yaşanan , yazmak istediğim çok şey var ama n'rden başlamalı bilemiyorum.

Ethem ve Efdal için seçtiğimiz anaokulu işte burası http://www.ilkcizgi.com/

Anaokulu seçme işi tahminimden çok çok daha zorlu geçti benim için. Armudun sapı üzümün çöpü derken ilkçizgi imdadımıza yetişti. Öğretmenlerinin de tavsiyesi ile benimkiler 1 Nisan dan 1 hafta öncesinden ara ara okula gitmeye başladılar. Beraber okula gittik, anane,dede ve ben onları beklerken bizimkiler okula alışmaya çalıştılar. Benim işim olduğu için ben çok kısa aralıklarla bekleyebildim ama anane ve dedeleri onları beklediler dönüşte de alıp getirdiler.

Aynı tahmin ettiğim gibi Ethem daha çok problem çıkardı. Hatta şöyleki; ilk gün hep beraber okula gittik Ethem ve Efdal çocukların bölümüne geçerken biz girişte kaldık. Hazır gitmişken evrakları tamamlıyalım diye ben kayıt formlarını doldururken orada şöyle bir soru ile karşılaştım

"çocuğunuzun özel bir durumu var mı?" "Hımmm var mı? var elbet her çocuk kendine özel bir sürü şey yapıyor!!! ama Ethem bunlara ek olarak fırsat buldukça çaktırmadan mekanı terk ediyor!! yazsam mı evet yazmalıyım" diye düşünürken ve bunları satırlara dökerken içerden bir hatta bir kaç öğretmenden gelen ses "Ethem.... Ethem... n'rdesin???" tahminlerim gene beni yanıltmadı ve Ethem kaşla göz arası gene kaçmış... Allah'ım n'yapıcaz n'edicez diye düşünürken ben ; imdadıma okulun kurucusu ve psikolog olan Tülay hanım yetişti. "Ethem'i bir süre serbest bırakıcaz istediği kadar okulu dolaşıcak heryeri gezdikten öğrendikten sonra merak etmeyin kaçmayacak uyum sağlıyacaktır." İnşallah Allah'ım diye ben dualar ederken bu sefer de küçük bey artık inadından mı yoksa yeterince kendi kendini doyurmayı bilmediğinden mi emin değilim yemek yemede sorun çıkarmaya başladı. N'sabah n'öğlen yemek yemiyormuş sadece ikindi yemeklerinde muhtemelen ıvır zıvırı çok sevdiği için atıştırıyormuş... Tabiii durum böyle olunca da okul dönüşü daha üstlerini çıkarmadan mutfağa koşuyorlar.. ben bir telaş içindeyim biliyorum ki kendi kendine yemek yemeyi öğrenmesi için onu rahat bırakmam lazım ama ben çocuğum zaten okulda aç kalmış psikolojisi ile gene başlıyorum ağızlarına tıkıştırmaya...

1 Nisandan beri 4 gün okul günü olarak geçti... bunlardan son 2 gündür sabahları okula Mert ve ben bırakıyoruz akşamları servisle dünüyorlar.. Efdal 4 gündür gayet uyumlu bir şekilde okulu terketmemize izin verirken Ethem ortalığı yırtıyor. Ağlıyor, montunu çıkarmak, ayakkabısını değiştirmek istemiyor, bağırıyor vs.... Oradaki öğretmenleri onu kandırırken biz kaçıyoruz. Kaçıyoruz demişken geçen gün annemlerin söylemesiyle farkettim ki okulun kapısına bir de zincirden kilit asmışlar:))) Sebebi de Ethem:))) koskoca okulun kapısı Ethem yüzünden zincirlenmiş çok güldüm:))

Gelelim Efdal'e... Günlerdir uyum içinde okuluna giden kız, dün akşam tam uyku saatinde "ben yarın okula gitmeyeceğim" dedi. Önce Mert'le çocuğumun uyku sersemliğine verdik ama bu sabah anladık ki hiçde sersemlikten falan yapmıyormuş. Sabah kalkmasıyla ağlamaya başlaması bir oldu. "ben okula gitmiycem, ben evde durucam, beni ananeme dedeme götür, ananemi çağır " ağlıyor bu sefer ondan extra güç alan oğlum da başladı ağlamaya evde bir kıyametdir kopuyor. Mert'le n'yapıcağımızı şaşırdık... sinirlerimiz bozuldu , gerildik 40 türlü numarayla giydirip arabaya bindirdik.. (bu arada o ağlama sırasında süt isteyen oğluma süt içirip biraz kırgınlığı da var diye ilaç vermiştim) Okula gittik öğretmenlerinden izin alıp beraber havuza indik "bakın bugün havuz dersiniz var vs" yapılan kandırmacalarla gene okuldan kaçtık ama yeterince başarılı olamadık ki okuldan gelen Ethem'in öksürmeye başlayıp kusması arkasından ağlama krizine girmesi onu gören Efdal'in da ağlamaya başlaması ve öhürmeleri ile okula geri çağrıldık. Bu sefer ben yalnız olarak gittim , baktım olmayacak biraz da hasta diye alıp Ethem'i ananesine bıraktım.

Sonuç mu?

Efdal okulda

Ethem ananede

Anne işte...


Yarın n'olacak?? nasıl geçicek??? büyük merak içindeyim... Hatta sadece merak değil tedirginlik içindeyim...

Anladım ki benim gözümde bazen çok büyük bazen çok küçük olan çocuklarım aslında daha çok küçükler...

Anladım ki okula hemen alışmış gibi görünen bir çocuk da aslında alışmamış olabilirmiş...

Anladım ki bu anaokulu maceralarımız hergeçen gün şekil değitirerek devam edecek..

Anladım ki anne olmak için sabır taşı olmak lazım...

Anladım ki çocuğu bir kere doğurdun mu yandın , heryaşı ayrı zor...

Anladım ki bana rahat yok...

Anladım ki bu yazının suyu çıkmak üzere...


18 Mart 2010 Perşembe

Yorumsuz...

Efdal ve babasından gece yatma öncesi bir diyalog;

_ bardak n'demek kızım?
_içmek demek

_tekerlek n'demek kızım?
_sürmek demek

_tabak n'demek kızım?
_yemek demek

_araba n'demek kızım?
_gezmek demek

_toka n'demek kızım?
_takmak demek

_işe gitmek n'demek kızım?
_ağlamak demek

.........................
_ama işe gitmek demek ağlamak demek değil ki. çalışmak demek, para kazanıp yemek almak, oyuncak almak demek...
_evet ama çocuklar için ağlamak demek. Annesi işe giden çocuklar arkalarından ağlarlar... yaaa sen bilemedin onu...

yorum yazasım yok bu diyaloğun altına yaşayan bilir.....

8 Mart 2010 Pazartesi

Bir anaokulu buldum inşallah:)

Benim cücüklerime sanırım içime sinen bir okul buldum. Sanırım diyorum çünkü gene çetrefilli birkaç durum mevzu bahis. Birkaç arkadaşımızın tavsiyesi üzerine gittiğim bir okul içime sindi. Sorun şu ki benim asıl göndermek istediğim yerdeki şubeleri yeni binalarına haziran gibi geçiyorlarmış , gerçi bu sorunu da mayıs&haziranda çocukları diğer bir (benim burası çok uzak diye tutturduğum ) şubeye göndermekle çözüyoruz.

Ayyy babamın niye bu durumu anlamakta zorlandığını yazarken anladım:))) şu şubeymişte bu şubeymiş:)))

Çok düşünüp de kendimce belirlediğim "çocuklarım n'rede olduklarında aklım onlarda (çok fazla) kalmaz?? " kriterime uyuyor inşallah...

N'yse efendim bu sorunu da çözdüm gibi olmamın bir rahatlığı var üzerimde. İşte üzerimdeki bu rahatlamayla çocuklara okul alışverişine çıktım. İçimde alışveriş yapmak istememin vermiş olduğu bir bomba fakat evde bekleyenin çok olmasından kaynaklanan da zaman sıkıntısı olunca Mert'le yaptığımız alışveriş görülmeye değerdi.

Koca mağazanın bir ucundan Mert bana bağırıyor "Belgin bak bak bu nasıl??" " Ayyy harikaymış al al" koca mağazanın diğer ucunda ki ben "Merttt bak bak bu nasıl?" "Aaa iyiymiş al al" şeklinde ki görgüsüzceki alışverişimiz , ikimizin arasında fırdöndü olan mağaza yetkilisinin bile gülme krizine girmesiyle son buldu... İyiki de son bulmuş çünkü biz resmen kendimizi kaybetmişiz. N'oluyor yani di mi? n'bu şımarıklık? Aslında olan şımarıklık olayı değil; belki insanların 1-2 ayda yaptıkları alışverişi bizim zaman olanaksızlığımızdan dolayı yarım saat içinde tamamlamaya çalışma girişimiz. N'yse bu da geçmiş oldu fakat eve gidince farkettik ki ikimiz de çocuklara hep üst almışız altları gene açıkta... Bu bahane ile birkez daha fütursuzca alışveriş yaparım inşallah....

2 Mart 2010 Salı

Bursa'nın anaokullarını geziyorum 1.

Bugün çocuklar için ilk anaokulu gezimi yaptım. Eve yakın olsun, işe yakın olsun mantığı ile bir anaokuluna gittim.
Anaokulunun kurucuları bana çok samimi geldi, gayet güzel güven duygusu yarattılar. Okulun bahçesi çok büyük ve kullanışlı ama bina için aynı şeyi söyliyemeyeceğim. Hem sınıfları bana biraz küçük geldi , hem oyun odalarına içim ısınmadı hem de tuvaletleri bana antipatik geldi. Binanın içi bol dik merdivenli bu da bir eksi benim için ve sanki üst katlara çıkıldıkça hava soğumaya başladı. Yemekleri anladığım kadarıyla mümkün olduğunca doğal sebzelerden yapmaya çalışıyorlar, hatta salçalarını, reçellerini yazdan hep beraber oturup yapıyorlarmış ; yemekhane bölümleri hoşuma gitti. Uyku odaları da geniş ve ferah..Tam çocukların uyku saatlerinde gittiğimiz için eğer gönderirsek olucak sınıflarını görme imkanı da buldum. Bana biraz küçük ve boş geldi. Bir an benim çocuklarım bütün gün burada mı zaman geçirecekler diye düşündüm? ve bu düşünceden hoşlanmadım. Millete çocuğunu bırakıp da okula gönderemiyor diye kızarken benim için de durum farksızlaşmaya mı başladı n'??? Gerçi benim tercih şansım yok. En iyi okulu onlara bulmaktan başka yapacak birşeyim de yok...
Şimdi sıra aklımdaki diğer okulları gezmeye geldi. Bir an için korkmaya başladım ya ben istediğim gibi bir okul bulamazsam!!! bulmalıyım....

19 Şubat 2010 Cuma

saat olmuş 15.20 amannnnnn....

Ayyy şu yok zamanımda blogun biraz havasını değiştireyim diye düşündüm; be deli çok mu zamanın var... ? oydu budu derken içimden yeter diye bağırmak geldi vallahi.. işte de son hali bu daha fazla uğraşamıycam:) İşim gücüm boyumu aşmışşşş zaten.. hem de cuma günü hem de ertesi gün tatil... saat olmuş 15.20 amannnnnn....

17 Şubat 2010 Çarşamba

YARAMAZ ETHEM...

Dün ben artık giymediğimiz kıyafetleri ayırayım da vereyim diye uğraşırken Ethem ve Efdal de acaba nasıl yaramazlık yapabiliriz diye uğraşmaya başladılar. Benim çocuklarla yeterince ilgilenememem onlarında bunları fırsat bilmesi Mert'in de stress yaratmasına sebep oldu. Herneyse ben amannn boşver iki yaramaz n'kadar yaramazlık yapabilir ki diye koyvermişken içerden Ethem'in siren şeklindeki "Anneeeee anneeeee" diye sesiyle kendime geldim. Bir panik odaya koştum Ethem'in suratında büyük bir mutlulukla karşılaşınca içim hop etti ve içimden "Eyvah Belgin yandın kızım bu kesin çok fena bi halt yedi" diye geçirdim. Ethem'in ağzından "Anne bak yatağıma pencere açtım " demesiyle ikinci bir kendime geliş yaşadım. Sen Ethem paşa ayağıyla tekmeleye tekmeleye yatağının yanlarını oluşturan pleksiglas'ı kırmış. (Tamam ben daha öncesinde çatlatmıştım ama çok masum bir çatlaktı o .) Allahım n'diyeceğimi şaşırdım. O kadar şaşalamışım ki Ethem odanın penceresini göstererek "bak işte bu pencereden yaptım" dedi. Kafamdan bin türlü şey geçti o sırada hadi yatağın kırılmasını vs geçtim (ben geçtim tabii de babası pek öyle kolay geçmedi) ya oraları tekmeliyeyim derken ayağı kesilseydi yada o kırdığı parçaları oraya buraya atarken ellerini kesseydi ya da ayy bu n'güzel pencereymiş deyip kafasını oraya sokmalara kalksaydı. yani n'rden baksan tehlikeli bir durum. Olan oldu ama ben de bir kere daha anladım ki benim çocukları öyle 10dk. bile olsa yalnız bırakmaya gelmiyor. Bütün gece bu sefer de yatakta düşündüm ben bunları nasıl kreşe mreşe göndericem şunun şurasında 2 ay kaldı????!!!!!!!

8 Şubat 2010 Pazartesi

Gönlümce Hasta Olmak İstiyorum!!!

Şöyle gönlümce hasta olmak bana yasak kardeşim. Ben n'zaman hasta olsam evdeki tüm ahalinin de hasta olucağı tutuyor. E tabii sonra n'oluyor anne çocuklar hasta olunca kendi hastalığını unutuyor. Şöyle keyfince yumuşacık battaniyenin altına yatayım da gelsin meyve suları, gitsin çorbalar olmuyor yani. Ya da alayım hapımı da yatayım şöyle saatlerce uyuyayım... Allah'ım insan hasta olunca hastalığının keyfini de çıkarmak istiyormuş meğersem...
Haaa bir de üstüne üstlük teyzeleri Ethem'le Efdal'i aramış "kuzucuklarım nasıl oldular" diye telefonda teyzelerine beni şikayet etmişler. "annem kaloriferleri açmadı bizi hasta etti teyze " diye. Pes dedim artık; duy da inanma... Daha dün Mert bana söyleniyordu "burası kocamustafapaşa hamamı gibi olmuş " diyeee... Pes artık pes pes....