Bugün dokunsalar ağlayacak gibi bir halim var. Dün minik kızımın ilk süt dişi döküldü. Hala şoktayım. 5 yaşında süt dişi dökülen çocuk olduğunu bile bilmiyordum. İnanamıyorum. Bu kadar büyümüş olamaz... Dün akşam dişi çıkar çıkmaz aklına gelen herkesi telefonla aradı ve müjdeyi verdi. O bu kadar heyecanlıyken benim bu kadar duygusal olmam normal mi acaba. Herkese artık çok büyüdüğünü anlatıyor. Bu durum elbette Ethem'i biraz rahatsız etti. Çünkü durup durup çocuğa ben büyüdüm sen daha büyüyemedin diyor. Kendisi 6 yaş sınıfına gidecekmiş artık Ethem 5 de kalıcakmış. Ayrıca bana da söylediğine göre artık istediği zaman uyuyacakmış akşamları çünkü artık dişi çıkmış o büyümüş. Bir de artık dişinin çıktığına göre kaç yaşında olduğunu soruyor. Hala 5 olamazmış da...
Kızım meğersem n'kadar da çok büyümek istiyormuş ve ben de meğersem n'kadar da çok onun hiç büyümemesini istiyormuşum.
Efdal ile Ethem uyuduktan sonra çıkardım eski cd leri bütün akşam onları izledim. Sürekli kendime sorup durdum gerçekten bu kadar büyüdüler mi? Zaman hem nasıl bu kadar yorucu geçerken aynı zamanda da hızlı geçiyor. Bu hiç mantıklı değil oysa ki...Her cd de " aaa bugünü hatırlıyorum bu kadar küçükler miydi o zaman" deyip durdum.
Bilemiyorum artık sol ön alt dişi düşmüş bir cimcime hanım var evde. Kendince çok büyüdü ama sabah kalkınca diş perisinin hala hediye getirmemiş olmasına şaşıracak kadar da küçük aslında...
Bu arada diş perisi bu akşam hediye getirecek aynı istediği gibi bir barbie hem de... Ve ikiz oldukları için de Ethem'e de hediye olarak bir araba getirecekmiş.. Haberini aldım...
15 Mayıs 2012 Salı
8 Mayıs 2012 Salı
Herkesin yerine konuşma , herkese cevap verme hastalığına yakalandım ben!
Yazacak onca konu varken ben burada şimdi n'ler yazacağım n'ler...
Efendim benim bir derdim var. Bu dert beni çok yoruyor ben bunu anladım. Hatta bundan ötürü ciddi anlamda doktora bile gitmeyi düşünüyorum. Derdim şudur; Evde herkesin yerine ben cevap veriyorum.Lüzumlu lüzumsuz bunu yapıyorum.
Aman Ethem'le Efdal kavga etmesin ben söyleyi vereyim onun cevap vermediği yerde...
Aman aman babamız şimdi çocuklara kızmasın Efdal cevap mı vermemiş babasına ben verivereyim cevabı..
Oyy Oyy Oyy bir yanlış anlaşılma mı var aile aramızda dur dur kimseye gerek yok ben hemen cevaplayayım mevzuyu...
Kimse kırılmasın... Kimse yanlış anlamasın... Kimse ağlamasın... Kimse üzülmesin... Kimse kimseye bağırmasın... Ben herkesin yerine konuşurum, herkes yerine onu koruyucu lafı söylerim, herkesi cevaplarım...
Mubarek cevap anahtarına döndüm. Her daim evde şu şekildeyim;
" Aaa yok yok duymadı kızma aslında bıdı bıdı bıdı"
" Kızım o şunu demek istedi aslında bıdı bıdı bıdı...."
"Ay ay o değil yanlış olmasın o şöyle oldu bıdı bıdı bıdı..."
Dün güya televizyon seyrediyorum yok yani seyredemiyorum. Bıdı bıdı bıdı ona laf yetiştir arayı bul , bıdı bıdı bıdı ötekine laf yetiştir ortayı yumuşat.. Durdum bir an ben napıyorum yahu dedim. Bırak kimse muhatabı o cevap versin. İsterse kırsın geçirsinler etrafı hep ben mi konuşucam? üstelik ben çok konuşmayı da sevmem yani yanlış anlaşılmasın gerçekten sevmem. Mecburiyetler beni bu duruma getirdi 5 senede..
Zor efendim. Herkesin yerine konuşma , herkese cevap verme hastalığına yakalandım ben.
Sonuç mu? Yemin ederim yoruldum. Her an algılarım açık.. Evdeki 1 saat 4 saat gibi geçiyor. Dört kişinin cevabını ben veriyorum kolay değil yani.. N'yapsam da kurtulsam bundan bilemiyorum.
Efendim benim bir derdim var. Bu dert beni çok yoruyor ben bunu anladım. Hatta bundan ötürü ciddi anlamda doktora bile gitmeyi düşünüyorum. Derdim şudur; Evde herkesin yerine ben cevap veriyorum.Lüzumlu lüzumsuz bunu yapıyorum.
Aman Ethem'le Efdal kavga etmesin ben söyleyi vereyim onun cevap vermediği yerde...
Aman aman babamız şimdi çocuklara kızmasın Efdal cevap mı vermemiş babasına ben verivereyim cevabı..
Oyy Oyy Oyy bir yanlış anlaşılma mı var aile aramızda dur dur kimseye gerek yok ben hemen cevaplayayım mevzuyu...
Kimse kırılmasın... Kimse yanlış anlamasın... Kimse ağlamasın... Kimse üzülmesin... Kimse kimseye bağırmasın... Ben herkesin yerine konuşurum, herkes yerine onu koruyucu lafı söylerim, herkesi cevaplarım...
Mubarek cevap anahtarına döndüm. Her daim evde şu şekildeyim;
" Aaa yok yok duymadı kızma aslında bıdı bıdı bıdı"
" Kızım o şunu demek istedi aslında bıdı bıdı bıdı...."
"Ay ay o değil yanlış olmasın o şöyle oldu bıdı bıdı bıdı..."
Dün güya televizyon seyrediyorum yok yani seyredemiyorum. Bıdı bıdı bıdı ona laf yetiştir arayı bul , bıdı bıdı bıdı ötekine laf yetiştir ortayı yumuşat.. Durdum bir an ben napıyorum yahu dedim. Bırak kimse muhatabı o cevap versin. İsterse kırsın geçirsinler etrafı hep ben mi konuşucam? üstelik ben çok konuşmayı da sevmem yani yanlış anlaşılmasın gerçekten sevmem. Mecburiyetler beni bu duruma getirdi 5 senede..
Zor efendim. Herkesin yerine konuşma , herkese cevap verme hastalığına yakalandım ben.
Sonuç mu? Yemin ederim yoruldum. Her an algılarım açık.. Evdeki 1 saat 4 saat gibi geçiyor. Dört kişinin cevabını ben veriyorum kolay değil yani.. N'yapsam da kurtulsam bundan bilemiyorum.
1 Mart 2012 Perşembe
Küskünüm sana Sabır..
Anladım ki yıllar geçtikçe heyecanlarımı baskılamayı da mutsuzluklarımla yaşamayı da öğrendim. Öyle sanıyorum ki insanlar buna sabır diyorlar. Lakin birşey için çok heyecanlanınca hep "sabırsızlanma" diyorlar ya da mutsuzluklarımı dile getirdiğimde "sabırlı ol "....
Tamam sabır kişinin bir nevi kendini terbiye etmesi bunu anlıyorum olmalı da ama şu insanın heyecanlarını baskılaması durumunun da bu şekilde anılması her sözümüze lafımıza sabır kelimesinin katılması durumun güzelliğini de bozmuyor mu? Sabır gereken yerde sabırlı olalım ruhumuzu terbiye edelim ama buna yaparken de ruhsuz olmayalım... Sanki gitgide etrafımızda daha çok ruhsuz heyecansız insanlar olur oldu.. Sürekli birşeyleri başka bir zamana öteler sonra da ozamana ulaşamaz olduk.
Geçen gün farkettim ki ben de aynısını Efdal'e yapıyorum. Bazen ben bir iş yaparken heyecanlı heyecanlı gelip benden birşeyler istiyor o an işim olduğu için ve Efdal de heyecanına yenik düşüp bunun hemen olmasını istediği için "Dur Efdal sabırlı olmayı öğren biraz" diyorum. Hatta kızımın bu durumunu okula bile şikayet etmiş bir veliyim ben. Sanırım beklemeyi öğrenmekle sabırlı olmayı birbirine karıştırmış bir durumdayız biz.
Efdal'e de Ethem'e de bakıyorum kendilerine özgü bir sürü özellikleri var. Farklı becerileri , farklı istekleri var ama bir şeyi yapmak isterken ki heyecanları aynı... Acaba çocuklarıma sabırlı olmayı öğreteceğim derken heyecanlarını da mı köreltiyorum. Bunu hiç istemem.. Varsın bu hayatta biraz farklı olsunlar onlar heyecanlı çocuklar olsunlar.. Yeteneklerini isteklerini hayata karşı duruşlarını heyecanla yapsınlar varsın biraz sabırsız olsunlar..
Sabrın da sabırsızlığın da ölçüsünü bilsinler. İkisinin de fazlasının insanı mutsuz edebileceğini anlasınlar...

Fotolar özgün Efdal&Ethem çalışmalarıdır...
Tamam sabır kişinin bir nevi kendini terbiye etmesi bunu anlıyorum olmalı da ama şu insanın heyecanlarını baskılaması durumunun da bu şekilde anılması her sözümüze lafımıza sabır kelimesinin katılması durumun güzelliğini de bozmuyor mu? Sabır gereken yerde sabırlı olalım ruhumuzu terbiye edelim ama buna yaparken de ruhsuz olmayalım... Sanki gitgide etrafımızda daha çok ruhsuz heyecansız insanlar olur oldu.. Sürekli birşeyleri başka bir zamana öteler sonra da ozamana ulaşamaz olduk.
Geçen gün farkettim ki ben de aynısını Efdal'e yapıyorum. Bazen ben bir iş yaparken heyecanlı heyecanlı gelip benden birşeyler istiyor o an işim olduğu için ve Efdal de heyecanına yenik düşüp bunun hemen olmasını istediği için "Dur Efdal sabırlı olmayı öğren biraz" diyorum. Hatta kızımın bu durumunu okula bile şikayet etmiş bir veliyim ben. Sanırım beklemeyi öğrenmekle sabırlı olmayı birbirine karıştırmış bir durumdayız biz.
Efdal'e de Ethem'e de bakıyorum kendilerine özgü bir sürü özellikleri var. Farklı becerileri , farklı istekleri var ama bir şeyi yapmak isterken ki heyecanları aynı... Acaba çocuklarıma sabırlı olmayı öğreteceğim derken heyecanlarını da mı köreltiyorum. Bunu hiç istemem.. Varsın bu hayatta biraz farklı olsunlar onlar heyecanlı çocuklar olsunlar.. Yeteneklerini isteklerini hayata karşı duruşlarını heyecanla yapsınlar varsın biraz sabırsız olsunlar..
Sabrın da sabırsızlığın da ölçüsünü bilsinler. İkisinin de fazlasının insanı mutsuz edebileceğini anlasınlar...

Fotolar özgün Efdal&Ethem çalışmalarıdır...
31 Ocak 2012 Salı
Küpelendik...
Valla biraz ayıp olucak ama kendimi bir konuda kutlamak istiyorum. Ben ki yılandan korkmam iğneden korktuğum kadar ama çocuklarıma bunu asla asla belli etmediğim gibi sürekli aman canım minnak iğneden de n'olacakmış diye telkinlerde bulunur dururum. Bunu niye anlatıyorsun şimdi diye soracak olursan blogçum sebebi şudur ki bir durumdan vazife çıkarma derdindeyim sanki...
Cumartesi akşamı bizim küçük hanımla küçük beyi sinemaya götürmüştük çıkışta konu n'rden açıldıysa açıldı küpeye geldi. Efdal ben de küpe takmak istiyorum deyince babası o zaman hemen gidip kulaklarını deldirelim küpelerini takalım dedi. Acır mı? acımaz mı? çok mu acır? konuşmalarından sonra yarım saat içinde kendimizi poliklinikte bulduk. Sanki düğüne gelmişiz gibi karşılandığımız poliklinikte hemşire sordu. Ailece kararınız kesin mi? bu soru bize şaşırtıcı gelmedi lakin aynı poliklinikte yiğenimizi 3. gidişimizde ancak uygulamaya sokabilmiştik. Efdal ise gayet kendinden emin ben kararımı verdim ama küpemi seçebilir miyim dedi. İçeri girdik kesin kırmızı ya da pembe küpe seçer dediğim kızım yeşil taşlı küpeleri seçerek hemşireleri birkez daha şaşırttıktan sonra gıkını bile çıkarmadan bir damla yaş dökmeden iki kulağını da deldirdi. Sadece bittiğinde biraz yüzünü ekşiterek aslında acıyormuş dedi.
Gene n'yalan söyliyeyim ben lisedeyken kulağıma ikinci delik deldirmeyi çok istemiştim ama korkumdan dağlara taşlara diyerek kaçmıştım. Hatta lisedeki aşıdan da kaçmışlığım mevcuttur. Hem de okuldan izin bile almadan resmen sınıfın içinden pılımı pırtımı alıp kaçmıştım. Bu ikizleri nasıl doğurduğum hala anlaşılır gibi değil. Bir imanla güçle aşkla kah ayılarak kah bayılarak kah panik atak yaşıyarak doğurdum gitti çok şükür...
Konunun özüne dönecek olursak benim çevremden de gördüğüm anne n'yden korkuyorsa sinek böcek iğne vs. genelde çocuk da ondan korkar işte benim başarım ve kendime pay çıkarma durumum buradan kaynaklanıyor...
Bu arada kendisi kulağını deldirirken Ethem'in erkek olarak kulağını deldiremeyeciğini düşünen kızım biraz buruldu ve kardeşini rahatlatmak adına da şöyle bir teklifte bulundu "Ethemmm sen küpe takamıyorsun ama benim için küpe seçebilirsin söz n'beğenirsen istediğin zaman onları takacağım"... İkiz olmak böyle birşey olsa gerek...
Hamiş..
Canım kızım benim birtanem o minicik kulaklarına küpeler o kadar yakıştı ki. İstediğin uğurböcekli küpeleri de bulur bulmaz alacağım.
Cumartesi akşamı bizim küçük hanımla küçük beyi sinemaya götürmüştük çıkışta konu n'rden açıldıysa açıldı küpeye geldi. Efdal ben de küpe takmak istiyorum deyince babası o zaman hemen gidip kulaklarını deldirelim küpelerini takalım dedi. Acır mı? acımaz mı? çok mu acır? konuşmalarından sonra yarım saat içinde kendimizi poliklinikte bulduk. Sanki düğüne gelmişiz gibi karşılandığımız poliklinikte hemşire sordu. Ailece kararınız kesin mi? bu soru bize şaşırtıcı gelmedi lakin aynı poliklinikte yiğenimizi 3. gidişimizde ancak uygulamaya sokabilmiştik. Efdal ise gayet kendinden emin ben kararımı verdim ama küpemi seçebilir miyim dedi. İçeri girdik kesin kırmızı ya da pembe küpe seçer dediğim kızım yeşil taşlı küpeleri seçerek hemşireleri birkez daha şaşırttıktan sonra gıkını bile çıkarmadan bir damla yaş dökmeden iki kulağını da deldirdi. Sadece bittiğinde biraz yüzünü ekşiterek aslında acıyormuş dedi.
Gene n'yalan söyliyeyim ben lisedeyken kulağıma ikinci delik deldirmeyi çok istemiştim ama korkumdan dağlara taşlara diyerek kaçmıştım. Hatta lisedeki aşıdan da kaçmışlığım mevcuttur. Hem de okuldan izin bile almadan resmen sınıfın içinden pılımı pırtımı alıp kaçmıştım. Bu ikizleri nasıl doğurduğum hala anlaşılır gibi değil. Bir imanla güçle aşkla kah ayılarak kah bayılarak kah panik atak yaşıyarak doğurdum gitti çok şükür...
Konunun özüne dönecek olursak benim çevremden de gördüğüm anne n'yden korkuyorsa sinek böcek iğne vs. genelde çocuk da ondan korkar işte benim başarım ve kendime pay çıkarma durumum buradan kaynaklanıyor...
Bu arada kendisi kulağını deldirirken Ethem'in erkek olarak kulağını deldiremeyeciğini düşünen kızım biraz buruldu ve kardeşini rahatlatmak adına da şöyle bir teklifte bulundu "Ethemmm sen küpe takamıyorsun ama benim için küpe seçebilirsin söz n'beğenirsen istediğin zaman onları takacağım"... İkiz olmak böyle birşey olsa gerek...
Hamiş..
Canım kızım benim birtanem o minicik kulaklarına küpeler o kadar yakıştı ki. İstediğin uğurböcekli küpeleri de bulur bulmaz alacağım.
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam
16 Aralık 2011 Cuma
Hayatımıza dair küçük notlar...
Ethem ve Efdal'in şimdilerine dair notlar almam lazım. Çünkü biliyorum ki 1-2 seneye kalmaz bunları da unutucam. Büyükler doğru söylemiş söz uçar yazı kalır...
Efdal bu sene baleye başladı ama kendisi bundan çok da emin değil. N'zaman "kızım bale dersin nasıl geçti?" desem " biz bale yapmıyoruz ki!" diyor. Efdal istiyor ki hemen balerinler gibi olsun, kollar yukarda parmak uçlarında dönsün... Oysa şimdi alıştırma halindeler... Sanırım baleye gittiğine inandırmam biraz daha zaman alacak...
Ethem herzaman ki gibi romantik komedi... bir gün servisten indi ve bir heyecanla bana "anne yarın kullanmadığın kolyelerinden Seda ve Solmaz öğretmenlerime götürücem" dedi. Ben de hediyenin kullanılmayan eşyalardan verilemeyeciğini bunu yapmak istiyorsa yenisini almamız gerektiğini söyledim ve sordum "Oğlum n'den kolye hediye edeceksin?" Cevabı inanılmaz " Anne bilmiyor musun 10 kasımda Atatürk ölecek öğretmenlerim çok üzgün onları mutlu etmek istiyorum".... N'denir ki bu kuzuya... ben peki demeyi tercih ettim...
Efdal'im geçen gün bir resim çizmiş.. resimde uzun saçlı iki kişi var el ele tutuşmuşlar... altta tam ortada da iç içe geçmiş iki kalp resmi.. "annecim bunlar kim?" dedim... "burdaki sensin elinden tutan da benim. Bu kalplerde de diyor ki sen benim canımın içisin anneee"... Asıl sen benim canımın içisin minik kuşum güzel kızım papatyam koklamalara doyamadığım...
Geçen hafta Efdal ve ben grip olduk. Bu durumdan Ethem'i uzak tutmak adına oğluma sokulmadım ve öpemedim. Bir akşam yatırdığımda beni her akşam denediği gibi öpmek istedi. Ben de hasta olduğum için öpemeyeceğimi söyledim. Ethemimin gözleri doldu " ama anne sen beni öpmediğin zaman günüm yarım sanki günüm bitmiyor anne anlıyor musun?" dedi... öylece kalakaldım. Sonra o hafta benim de üstümde anlamsız bir boşluk olduğu aklıma geldi. Ben hep hastalığıma yormuştum ama değildi Ethem'i doya doya öpememek aslında benim de günlerimi eksik bırakıyordu...
Efdal'e bayramda mümkün olan en gerçek oyuncak kediyi aldık. Hani şu miyavlıyan gözünü kırpan mırlayan falan eden filan eden kediden. Kedinin adı Lulu ama Efdal Lulu diyemediği için adını Lülüş koydu. Efdal diyor ki "Anne bu birz oyuncak değil de gerçek di mi?" N'desem bilemiyorum yok oyuncak desem gerçeği için ağlıyor gerçek desem yalanın daniskası. "Ehh işte bu oyuncak ama gerçek gibi ona iyi bakmalısın arada onu taramalısın biberonuyla beslemelisin" falan dedim. Efdal onunla pek mutlu hayvan bir odadan miyavladı mı Efdal n'işi varsa bırakıyor ve "geliyoruummmm" diye bağırıyor bize de açıklama yapıyor "beni çok özlüyor tabii ben yanına gideyim" diye. Şimdilik gerçek kedi aşkımız bir nebze söndü en azından ağlamıyor.
Ethem artık arabaların markalarını modellerini geçti şimdi de onların motorlarıyla vs. uğraşıyor. Bu araba şu motoru kullanıyor şu araba bu motoru diye anlatıyor. Kumbarada biriktirdiği paralarla da gerçek araba alacakmış kendisine ama öyle böyle arabalar değil tabi Lamborgını alacakmış. Alsın tabii çocuğum alsın.. Araba aşkı resimlerinde de kendini belli ediyor her resimde mutlaka bir araba çiziyor. Bir resmi elime aldığımda onu hangisinin çizdiğini anlamam 2 sn mi almıyor böylece...
Efdal bu ara "hadi annecim biz kız kıza sohbet edelim" dememden çok hoşlanıyor. Ona ve bana dair özel birşeyler olması ve bu özele Ethem'in giremiyor olması onu çok mutlu ediyor. Fıkır fıkır anlatıyor okulda olanları o böyle demiş bu şöyle demiş o şunu giymiş bu şunu yapmış... başka türlü okulda yaptıklarını öğrenmem de pek mümkün olmuyor. Sevmiyorlar anlatmayı ya da lüzum görmüyorlar ya da bize ayrılan vakti okulla doldurmak istemiyorlar.. Emin değilim doğrusu.. ben de ona anlatıyorum gün içinde yaşadıklarımı çoğunu anlamıyor ama dinliyor beni.
Ethem bu ara okulda günlük tutuyormuş. Hergün cebinden üstünde birsürü harf olan bir samanlı kağıt çıkarıp bana veriyor bu onun günlüğüymüş. Bazen yazdıklarını okuyor anlatıyor kendince bazen de sen oku diyor. ben de yazdığı harfleri o harflerden çıkan anlamsız kelimeleri okudukça basıyor kahkahayı... O kahkaha attıkça o minicik dişlerini öpesim geliyor...
İşte böyle... Hayatımıza dair küçük notlar. Benim gibi unutkan birisinin tutması gereken notlar...
Efdal bu sene baleye başladı ama kendisi bundan çok da emin değil. N'zaman "kızım bale dersin nasıl geçti?" desem " biz bale yapmıyoruz ki!" diyor. Efdal istiyor ki hemen balerinler gibi olsun, kollar yukarda parmak uçlarında dönsün... Oysa şimdi alıştırma halindeler... Sanırım baleye gittiğine inandırmam biraz daha zaman alacak...
Ethem herzaman ki gibi romantik komedi... bir gün servisten indi ve bir heyecanla bana "anne yarın kullanmadığın kolyelerinden Seda ve Solmaz öğretmenlerime götürücem" dedi. Ben de hediyenin kullanılmayan eşyalardan verilemeyeciğini bunu yapmak istiyorsa yenisini almamız gerektiğini söyledim ve sordum "Oğlum n'den kolye hediye edeceksin?" Cevabı inanılmaz " Anne bilmiyor musun 10 kasımda Atatürk ölecek öğretmenlerim çok üzgün onları mutlu etmek istiyorum".... N'denir ki bu kuzuya... ben peki demeyi tercih ettim...
Efdal'im geçen gün bir resim çizmiş.. resimde uzun saçlı iki kişi var el ele tutuşmuşlar... altta tam ortada da iç içe geçmiş iki kalp resmi.. "annecim bunlar kim?" dedim... "burdaki sensin elinden tutan da benim. Bu kalplerde de diyor ki sen benim canımın içisin anneee"... Asıl sen benim canımın içisin minik kuşum güzel kızım papatyam koklamalara doyamadığım...
Geçen hafta Efdal ve ben grip olduk. Bu durumdan Ethem'i uzak tutmak adına oğluma sokulmadım ve öpemedim. Bir akşam yatırdığımda beni her akşam denediği gibi öpmek istedi. Ben de hasta olduğum için öpemeyeceğimi söyledim. Ethemimin gözleri doldu " ama anne sen beni öpmediğin zaman günüm yarım sanki günüm bitmiyor anne anlıyor musun?" dedi... öylece kalakaldım. Sonra o hafta benim de üstümde anlamsız bir boşluk olduğu aklıma geldi. Ben hep hastalığıma yormuştum ama değildi Ethem'i doya doya öpememek aslında benim de günlerimi eksik bırakıyordu...
Efdal'e bayramda mümkün olan en gerçek oyuncak kediyi aldık. Hani şu miyavlıyan gözünü kırpan mırlayan falan eden filan eden kediden. Kedinin adı Lulu ama Efdal Lulu diyemediği için adını Lülüş koydu. Efdal diyor ki "Anne bu birz oyuncak değil de gerçek di mi?" N'desem bilemiyorum yok oyuncak desem gerçeği için ağlıyor gerçek desem yalanın daniskası. "Ehh işte bu oyuncak ama gerçek gibi ona iyi bakmalısın arada onu taramalısın biberonuyla beslemelisin" falan dedim. Efdal onunla pek mutlu hayvan bir odadan miyavladı mı Efdal n'işi varsa bırakıyor ve "geliyoruummmm" diye bağırıyor bize de açıklama yapıyor "beni çok özlüyor tabii ben yanına gideyim" diye. Şimdilik gerçek kedi aşkımız bir nebze söndü en azından ağlamıyor.
Ethem artık arabaların markalarını modellerini geçti şimdi de onların motorlarıyla vs. uğraşıyor. Bu araba şu motoru kullanıyor şu araba bu motoru diye anlatıyor. Kumbarada biriktirdiği paralarla da gerçek araba alacakmış kendisine ama öyle böyle arabalar değil tabi Lamborgını alacakmış. Alsın tabii çocuğum alsın.. Araba aşkı resimlerinde de kendini belli ediyor her resimde mutlaka bir araba çiziyor. Bir resmi elime aldığımda onu hangisinin çizdiğini anlamam 2 sn mi almıyor böylece...
Efdal bu ara "hadi annecim biz kız kıza sohbet edelim" dememden çok hoşlanıyor. Ona ve bana dair özel birşeyler olması ve bu özele Ethem'in giremiyor olması onu çok mutlu ediyor. Fıkır fıkır anlatıyor okulda olanları o böyle demiş bu şöyle demiş o şunu giymiş bu şunu yapmış... başka türlü okulda yaptıklarını öğrenmem de pek mümkün olmuyor. Sevmiyorlar anlatmayı ya da lüzum görmüyorlar ya da bize ayrılan vakti okulla doldurmak istemiyorlar.. Emin değilim doğrusu.. ben de ona anlatıyorum gün içinde yaşadıklarımı çoğunu anlamıyor ama dinliyor beni.
Ethem bu ara okulda günlük tutuyormuş. Hergün cebinden üstünde birsürü harf olan bir samanlı kağıt çıkarıp bana veriyor bu onun günlüğüymüş. Bazen yazdıklarını okuyor anlatıyor kendince bazen de sen oku diyor. ben de yazdığı harfleri o harflerden çıkan anlamsız kelimeleri okudukça basıyor kahkahayı... O kahkaha attıkça o minicik dişlerini öpesim geliyor...
İşte böyle... Hayatımıza dair küçük notlar. Benim gibi unutkan birisinin tutması gereken notlar...
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam,
Söylüyoruz
3 Kasım 2011 Perşembe
N'dir ki bu doya doya yaşamak?
Tam 3 gündür tesadüf elime geçen bundan tam 2 sene önceki bir video kaydınızı seyrediyorum... Kalkıyorum seyrediyorum, işten geliyorum yine seyrediyorum, yatmadan önce açıyorum yine seyrediyorum ve doyamıyorum. Kah ağlıyorum kah gülüyorum bir garip ruh haline bürünüyorum. N'den bu kadar etkilendim diye durup düşünüyorum.
Çünkü ben o kaydı aldığım günü dün gibi hatırlıyorum belki de 2 saat öncesi gibi ama öyle değil... Siz orada çok küçüksünüz hem de çok... Elleriniz, yüzünüz, hareketleriniz, konuşmalarınız inanamıyorum.
Takılıp kalıyorum. Sanki o kaydı izlemiyorum da kendi içime dönüp düşüncelerimi izliyorum.
Bazen kendimi suçluyorum bazen insanları bazen de zamanı...Kendime kızıyorum dünya telaşına daldığım için , insanlara kızıyorum beni bu telaşa soktukları için ama en çok zamana kızıyorum bu kadar hızlı akıp geçtiği için...
Doya doya yaşamak n'dir ki diye düşünüyorum bulamıyorum. Doya doya yaşayıp yaşayamadığıma sizi emin olamıyorum bocalıyorum... N'dir ki bu doya doya yaşamak? Anlam kargaşası yaşıyorum. Eğer size doyduğum zaman doya doya yaşamış olacaksam ben size hiç doyamıyorum!
Çünkü ben o kaydı aldığım günü dün gibi hatırlıyorum belki de 2 saat öncesi gibi ama öyle değil... Siz orada çok küçüksünüz hem de çok... Elleriniz, yüzünüz, hareketleriniz, konuşmalarınız inanamıyorum.
Takılıp kalıyorum. Sanki o kaydı izlemiyorum da kendi içime dönüp düşüncelerimi izliyorum.
Bazen kendimi suçluyorum bazen insanları bazen de zamanı...Kendime kızıyorum dünya telaşına daldığım için , insanlara kızıyorum beni bu telaşa soktukları için ama en çok zamana kızıyorum bu kadar hızlı akıp geçtiği için...
Doya doya yaşamak n'dir ki diye düşünüyorum bulamıyorum. Doya doya yaşayıp yaşayamadığıma sizi emin olamıyorum bocalıyorum... N'dir ki bu doya doya yaşamak? Anlam kargaşası yaşıyorum. Eğer size doyduğum zaman doya doya yaşamış olacaksam ben size hiç doyamıyorum!
17 Ağustos 2011 Çarşamba
4 yaş!!!
Hani şu eğitici şu ayda çocuğunuz n’yapar ? bu yılda n’ler yapar? Yazıları var ya.. işte ben de ondan yapmaya karar verdim. Kimse kimseyi kandırmasın doğrular apaçık burada!
Gelelim 4 yaşındaki çocuklar bu yaşlarda n’ler yapar bölümümüze. Aslında önceki yılları da yazmak istiyorum ama şu an bilgiler taze olduğu için 4 ‘ten başlayayım.
Evet efendim ;
4 yaş çocuğu artık iyice dillenmiştir hatta birçok konuyu senden benden iyi bildiğini sanır ve bu şekilde de her olaya bir yorum yapma gereği duyar. Yaptığı yorumun yanlış olduğuna inandırmak ise her baba yiğidin harcı değildir.!
4 yaş çocuğu geçici olduğunu umduğum sağırlık yaşar. “Oğlum yapma… kızım elleme… “ vs. v.s şeklinde saymakla bitmeyecek örnekleri, söylediğiniz hiçbir şeyi duymaz! Doktora götürmeye kalkmayın tecrübe ile sabit sorun kulaktan değildir!
4 yaş çocuğu giyinmeye süslenmeye bayılır. Yalnızca bu bayılma onun sevdiği kıyafetler giydirildiyse mümkündür. Yoksa burnunuzdan getirene kadar söylenebilir. Bu konuda bazen o kadar çığrından çıkar ki kendinizi yaz vakti sokakta yanınızda çizme ile gezen bir çocukla bulabilirsiniz. Üzülmeyin , sıkılmayın ola ki utanmayın çevredeki aklı selim her anne bilir ki birgün o da bunu yaşamıştır ya da yaşayacaktır!
4 yaş çocuğu hala yemek ayırt etmek de ve annesini deli etmektedir. İşine gelen şeyleri kendisi gayet güzel yer içerken işine gelmeyen yemekleri anne zoruyla ya yer ya da yemez!
4 yaş çocuğu önünüze bir sayfa dolusu anlamsız harfler yazmış olarak çıkabilir. Bu onun yazdığı mektuptur ve okumanızı isteyebilir. Hoşlanacağı şeyler söylemeniz yeterlidir çok mutlu olur ardı arkası kesilmeyen mektup trafiğiniz böylece başlar!
4 yaş çocuğu atlar , zıplar, koşar, takla atar,tırmanır, tepinir yani aklınıza gelebilecek her türlü hareketi bünyesinde bulundurur!
4 yaş çocuğu kendi totosundan uydurduğu şarkıları söylemeye bayılır. Siz çok manidar bulduğunuz o güzelim şarkıları bir çırpıda kendi kelime haznesiyle yeniler bir de güzel söyler. Aman doğrusunu öğretmeye kalkmayın yorulursunuz lüzumu hiç yoktur!
4 yaş çocuğu dışarı çıkıldığı zaman ipini koparmış gibi olur. Sanırsınız yavrucak aylarca hiç dışarı çıkmamış. Eve geri girmek istemez onun için mümkün olduğunca enerjik zamanınızda dışarı çıkmak da fayda vardır!
4 yaş çocuğu ile eğer tatile çıktıysanız bilmelisiniz ki bu onun tatilidir; sizin değil… Sonuç da bütün sene iş yerinde yorulan, başı şişen o… öyle değil mi… ? onun için “tatile gidiyoruz “cümlesinden çok “çocukları tatile götürüyoruz” cümlesi bu yaş çocuğu ile tatile çıkan aileler için daha uygundur!
4 yaş çocuğu ile eğer bir alışveriş merkezine girdiyseniz kısa yoldan onu oyun alanına bırakmak en hayırlısıdır. Zira alışveriş merkezi onda oyun alanına gitmekten veyahut oyuncak almaktan daha fazlasını hatırlatmaz!
4 yaş çocuğunun da elbette uykusu gelir ama o bunu daha çok “çok sıkıldım” şeklinde belli eder. Yani sihirli kelime bu. Ola ki çocuk böyle bir şey demişse bütün işinizi gücünüzü bırakıp yatırmak herkes için en iyisidir. Ne me lazım uykusu kaçar falan.Zira uyuyan çocuktan daha tatlısı yoktur!
4 yaş çocuğu acıktığını da “karnım ağrıyor” şeklinde ifade edebilir. Boşuna çocuğa ilaç vermeyin eline bir kase cornflakes verin her şey normale döner!
4 yaş çocuğu ayrı bir alemdir. Bazen onun n’kadar akıllı , mantıklı olduğunu düşünür “ohh bu işi de kurtardık” dedirtir. Bazı zamanlarda da “bu benim çocuğum olmaz “ yorumunu yaptıracak kadar kendi aleminde yaşıyor olabilir!
4 yaş çocuğu izlediği tüm filmleri veya çizgi filmleri gerçek zanneder. Ona göre bir reklamda ki mor inek gayet gerçekçidir olabilir yani.. ya da bir araba robota dönüşebilir ve konuşabilir n’vardır bunda canım.. olayın içinde tehlike korku boyutu yoksa bırakın mor inek de var sansın bu onun n’kadar derin bir hayal gücü olduğunu anlamanıza yardımcı olur!
4 yaş çocuğu aslında her yaş çocuk da olduğu gibi kudurmayı çok sever. Yatakta gıdıklayın , öpün , koklayın pek hoşuna gider. Eğer onun deyimiyle dövüş yapıyorsanız bu durumu aleyhinize çevirmeniz mümkünüdür. Yemeğini yemiş çocuğa yenilmek, yememiş çocuğu yenmek bir anne baba hilesi olabilir!
4 yaş çocuğu bisiklete binmeyi çok sever. Eğer iki tanelerse bisikletleri çarpışan oto olarak kullanmaları kaçınılmazdır. Onun için sağlam bisiklet almak da fayda vardır!
4 yaş çocuğumuz yine iki taneyse veyahut kardeşi varsa şunu da bilmek de yarar vardır ki artık hayatı bir nebze de olsa çözmüş olan çocuk yapılan kızılacak olayı artık kardeşinin üstüne atmayı da öğrenmiştir. Zaten mütemadiyen ikisi de suçludur. Kimin daha suçlu olduğunu çözmek zorlaşabilir en iyisi ikisine birden bağırmaktır yapacak bir şey yoktur!
Ve son olarak
4 yaş çocuğu çok tatlıdır çok mistir çok harikadır çok öpülesi ve koklanasıdır. Bıdı bıdı dilleri , deli deli gezmeleri, anlamlı anlamsız şarkıları her şeyleri pek güzeldir pek sevilesidir!
Yazar artık çocuklarını özlemiştir. Bundan sonra yazı cıvımaktadır yazıya bir son vermeyi kendine de bir borç bilmiştir.
14 Temmuz 2011 Perşembe
Bu ne büyük bir acıdır
Bir anne olarak şu an Allahtan tek dileğim yavrusunu kaybeden 13 şehit annesine sabırların en büyüğünü vermesi... Çok üzgünüm gerçekten. Ne zorluklarla ne fedakarlıklarla yetiştiriliyor çocuklar; ne büyük emekler veriliyor. Allahım kalbimize sınırsız sevgi veriyor yavrularımız için. Eminim o 13 anne bir saniye düşünmeden evladı yerine kendisi ölüme giderdi. Bu ne büyük bir acıdır.
Kimbilir o şehitlerimizin de kaç çocuğu vardı.Belki minik bir kızı belki küçük bir oğlu. Kimbilir kaçı bir daha babasına sarılamıyacak babasının verdiği güveni sevgiyi sıcaklığı yanında bulamayacak. Kaç şehitimiz bir daha yavrusunun elinden tutamayacak ne hayallarle sahip olduğu çocuğunun büyüdüğünü göremeyecek.
Kimbilir kaç eş yarın artık yarım olacak eşi olmadan hayatına devam etmeye çalışacak kurduğu tüm planları açılmamak üzere kalbine kilitleyecek kendi acısını yaşayamadan yavrusunun düştüğü yalnızlığa ağlayacak.
Allahtan Şehitlerimize Rahmet diliyorum onlar en büyük mertebeye ulaştılar artık şehitlerimizin tüm sevdiklerine de tekrar sabırların en büyüğünü diliyorum.
Kimbilir o şehitlerimizin de kaç çocuğu vardı.Belki minik bir kızı belki küçük bir oğlu. Kimbilir kaçı bir daha babasına sarılamıyacak babasının verdiği güveni sevgiyi sıcaklığı yanında bulamayacak. Kaç şehitimiz bir daha yavrusunun elinden tutamayacak ne hayallarle sahip olduğu çocuğunun büyüdüğünü göremeyecek.
Kimbilir kaç eş yarın artık yarım olacak eşi olmadan hayatına devam etmeye çalışacak kurduğu tüm planları açılmamak üzere kalbine kilitleyecek kendi acısını yaşayamadan yavrusunun düştüğü yalnızlığa ağlayacak.
Allahtan Şehitlerimize Rahmet diliyorum onlar en büyük mertebeye ulaştılar artık şehitlerimizin tüm sevdiklerine de tekrar sabırların en büyüğünü diliyorum.
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam
Böylesi de zor...
Bugün işyerinde bir sürü bir sürü tırıvılı işlerim vardı. Hepsi sonradan çıkma hepsi zamansız. Dışarlarda hallettim bitirdim. Açıkçası iş birsürüydü ama yorulduğumu bile anlamamıştım ta ki ablamın "annem söyledi mi Ethem dün gece rahatsızlanmış" demesine kadar. Anlaşılan annem aklım kalmasın diye birşey söylememişti. Benim minik oğlum yokluğumdan istifade dondurmayı şalap şulup bir hızla yemiş. Tabii mide bu üşütmüş bu sefer de bütün gece kusmuş.. Şu an kendimi hasta gibi hissediyorum bir anda sanki tüm dünyanın yükü üstüme bindi. Canım oğlum benim... yarın yanındayım...
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam
13 Temmuz 2011 Çarşamba
hatta ben de öyle çok istiyorum ki....
Birbirlerini şikayet etmek için aramışlar. Varsın olsun şikayet etmek için olsun. Önce biri sonra diğeri maruzatını bildirdi anne tavsiyelerimi verdim birbirlerini üzmemelerini söyledim.
Çok mutlularmış ohh ohh n'ala daha ala... denize gidene kadar kapamıyacakmış yolda telefonu oh ohh hay hay benim için daha önemli iş yok... bir köpek istiyormuş ama annesiyle yavrusu olmalıymış demek ki iki köpek isteniyor... kahverengi olmalıymış biraz da beyazlı hatta pembeleri de olması gerekiyormuş...
p.c.
aslında artık bloguma çok fazla foto koymuyorum ama bu fotoya çok gülüyorum okulda gözlük partisi vermişlerdi fotoğraf ordan.. bu tipleri yerim ben....
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam,
Söylüyoruz
20 Haziran 2011 Pazartesi
Annelik çürük meyve yemek kadar manyaklık...
İtiraf ediyorum ki meyve yemeyi sevmiyorum. Hatta öyle ki 40 yıl yemesem aklıma gelmez.. Karpuzu bu durumdan hamileliğim sonrasından beri tenzil ediyorum. O da nasıl olduysa hamileliğimle başlayan bir aşk doğdu aramızda. Aslında meyveleri sevmemem husunda tek suçlunun ben olduğumu sanmıyorum onlar da suçlu. N'zaman şöyle bir meyve yiyeyim desem dilimde müthiş bir yanma şişme oluyor muhtemelen alerjik ama bunun için test yaptırmaya bile ihtiyaç duymuyorum. Meyve yemeyi n'kadar sevmiyorsam meyve suyu içmeyi bir o kadar çok seviyorum. Garip işte n'parsın? çilek yerken illa yanında pudra şekeri olsun isterim ya da karpuz yerken peynir portakal yerken yerfıstığı böyle devam eder gider e ekürisi tam değilse bahanemde hazır olur tabii..
Benim minik kuzular ise meyveye bayılıyorlar her türlü meyve onlar için itina ile yenir konumunda:))
Onlardan mütevellit eve meyve giriyor elbette. İşte meyveyi aramayan ben şimdiler de iyice değişik bir hal almış durumdayım. Tabaktaki çürük çarık meyveleri özenle seçip afiyetle yiyorum. Sebebi açık çocuklara en güzel meyveler kalsın aman bu meyve aşkları çürük meyvelerle bitmesin.
Alıyoruz kiraz erik tabağını onlar en güzellerini seçerken ben en olmadıklarını seçiyorum. Manyaklık diz boyu yani. Anne olmanın bir çeşit manyaklık olduğunu bu şekilde de kanıtlamış oluyorum elbette...
Benim minik kuzular ise meyveye bayılıyorlar her türlü meyve onlar için itina ile yenir konumunda:))
Onlardan mütevellit eve meyve giriyor elbette. İşte meyveyi aramayan ben şimdiler de iyice değişik bir hal almış durumdayım. Tabaktaki çürük çarık meyveleri özenle seçip afiyetle yiyorum. Sebebi açık çocuklara en güzel meyveler kalsın aman bu meyve aşkları çürük meyvelerle bitmesin.
Alıyoruz kiraz erik tabağını onlar en güzellerini seçerken ben en olmadıklarını seçiyorum. Manyaklık diz boyu yani. Anne olmanın bir çeşit manyaklık olduğunu bu şekilde de kanıtlamış oluyorum elbette...
8 Haziran 2011 Çarşamba
İşte budur!
Unutmamam gereken bir yazı... Tam da bugün ki ruh halimi biraz serinletecek bir yazı aynı zamanda..
Çevremde sürekli dertlerinden bahseden o kadar çok insan var ki. İşin garibi ben dertlerimi dile getirmediğim için de benim çok çok şanslı biri olduğumu hiç derdimin tasamın acılarımın olmadığını düşünen insanlar bunlar. Onlara göre bir tek onların çalıştıkları işler zor, onların baktıkları çocuklar yaramaz, onların eşleri huysuz (!):)) , onların ağrıyan yerleri hasta... İki tane çocuk doğurdum o bile şu şekilde oldu "ayyy belgin'in hamileliği bir rahattı doğumu desen birşey anlamadı" Hadi yaaa gel de sen taşı iki çocuğu karnında sorun oluyor mu olmuyor mu? ya da sen gir erkenden sezeryana sıkışmış çocuğunu doğurmaya çalışırken canın acıyor mu acı mıyor mu? N'yse hayat güzel ve sürekli dertlerimizi anlatıcak kadar malesef uzun değil. Sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun gerisi boş....
İşte yazı da budur;
*Çevrene pozitif enerji yayan biriysen eğer daha dikkatli olacaksın. Kafalarınd...a yarattıkları saçma bir dünyayı senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.
*Hayatta sadece sorunları oldugunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.Hayatın gerçek bir mucize o...ldugunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdıgını, hayatın her insana bir şekilde gülümsedigini anlamayanlarla ugraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.
*Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Degerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın. Degerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.
*Fındık kabugunu doldurmayan işlerle boguşmanı saglamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.
*Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektigini yazacaksın kafana.
*Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdigin beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini..
-Frank Sinatra -
Çevremde sürekli dertlerinden bahseden o kadar çok insan var ki. İşin garibi ben dertlerimi dile getirmediğim için de benim çok çok şanslı biri olduğumu hiç derdimin tasamın acılarımın olmadığını düşünen insanlar bunlar. Onlara göre bir tek onların çalıştıkları işler zor, onların baktıkları çocuklar yaramaz, onların eşleri huysuz (!):)) , onların ağrıyan yerleri hasta... İki tane çocuk doğurdum o bile şu şekilde oldu "ayyy belgin'in hamileliği bir rahattı doğumu desen birşey anlamadı" Hadi yaaa gel de sen taşı iki çocuğu karnında sorun oluyor mu olmuyor mu? ya da sen gir erkenden sezeryana sıkışmış çocuğunu doğurmaya çalışırken canın acıyor mu acı mıyor mu? N'yse hayat güzel ve sürekli dertlerimizi anlatıcak kadar malesef uzun değil. Sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun gerisi boş....
İşte yazı da budur;
*Çevrene pozitif enerji yayan biriysen eğer daha dikkatli olacaksın. Kafalarınd...a yarattıkları saçma bir dünyayı senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.
*Hayatta sadece sorunları oldugunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.Hayatın gerçek bir mucize o...ldugunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdıgını, hayatın her insana bir şekilde gülümsedigini anlamayanlarla ugraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.
*Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Degerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın. Degerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.
*Fındık kabugunu doldurmayan işlerle boguşmanı saglamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.
*Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektigini yazacaksın kafana.
*Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdigin beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini..
-Frank Sinatra -
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam
1 Haziran 2011 Çarşamba
Takip Takip Takip... Belgin takipte...
Bugün işyerine geldim masama oturdum ve outlook'umu açmamla hazırlanmamış bir takvim ayı olan haziranla karşılaştım bir anda panik yaptım. Normalde 15 gün önceden bir sonraki planı hazırlayan ben nasıl böyle birşey yapmıştım???
Gene beni gereksiz meselelerle oyalayan insanlara içimden küfrettim sonra durdum olaylara baktım ve üzüldüm sonra düşündüm ve demek ki arkadaşlıkların da yaşı yokmuş insan yaşıtı olmayan biriyle de arkadaşlık yapabiliyormuş ve gidişine kalben üzülebiliyormuş ,hayat dedim; başladım haziranı planlamaya...
İş için haziranı planlarken bu sefer kalbim bir kere daha gümbürdedi. Haziran demek doğal olarak temmuza 30 gün kaldı demek temmuzun 1'i 2'si demek o büyük gün ablamın düğünü demek hazırlıkları artık iyice hızlandırmak demek demek de demek yani.
Sonra h.sonlarına baktım her c'tesi dolu olduğumu görünce daha da panikledim çalışan biri olarak özel hayatı da programlamak gerekiyor kendimce kafamda kurgular planlar yaptım böylece hem iş planımı hem özel hayat planımı yapmış bulundum.
Sonra duygusallaştım yarına çıkacağımızın bile garantisi olmayan şu hayatta n'kadar da planlı olmak zorunda olduğumu düşündüm kalbim gene sıkıştı...
Ben plan yapmaya çocuklardan sonra başladım. Öncesinde planda n'ymiş hayat n'getirse onu yaşarım düşüncesiyle mutlu mesut yaşardım. Şimdi öyle mi???
Çocukların okulundan her ay aktivite çizelgesi geliyor hergün için özel notlar alınmış.
Efendim aynı zamanda yıllık planlarını da vermişlerdi sene başında. Her p'tesi oyuncak günü her salı çarşamba havuz , her çarşamba atık materyal götürmeliler her cuma kitap... Yetmedi tabiii..
Aylık aktiviteler takip edilmek zorunda yoksa çocuğunuz üzülebilir çünkü aktivite çizelgelerinde şöyle notlar var. Efendim 15 haziran kırmızı partisi yapıyoruz her çocuğumuz kırmızı kıyafet giymeli. Sen planı takip etmedin yandın. Akşam eve ağlamaktan gözleri şişmiş 2 çocuk gelebilir Allah korusun. Yada efendim 8 haziranda hayvanat bahçesine gidiyoruz şu saatte okulda olmaları şart. Planı takip etmedin gene yandın çocukları okula biraz geç götüreyim desen günlerce öncesinden bekledikleri gün kaçmış olabilir. Haa bir de anne baba iletişim defteri var ki ben onu çok seviyorum. Hergün roman okur gibi okuyorum "hımmm demek bugün ethem top havuzunda oynamış" "Aaa demek kızım yeni şarkı öğrenmiş" Ertesi gün de okulun sitesinde bir önceki günün defterde yazılanını tasdik eden fotolar gel de merakla bekleme tabiii... Sonra bir de aylık yemek listeleri var boşvereyim listeyi n'yerse yesin çocuklar desen gene olmaz şöyle ki tecrube ile sabit o listelere bakarak sizde evde liste oluşturmazsanız çocuğunuz üst üste yediği fasulyeden çatlama noktasına gelebilir. Bir de her ay sonu çocukların bir önceki ay n'ler yaptıklarını bunlara nasıl tepkiler verdiklerini gösteren bir durum değerlendirme raporları varki dikkate şayan... Yani gene plan gene liste gene takip...
Hayatım birşeyleri takip etmekle geçiyor hem evde hem işte. Takip Takip Takip... Belgin takipte...
Vallahi ekmek elden su gölden öğrencilik hayatımı aramıyorum desem yüzbin kez yalan söylemiş olurum.
Tek tesellim aşık olduklarım....
Gene beni gereksiz meselelerle oyalayan insanlara içimden küfrettim sonra durdum olaylara baktım ve üzüldüm sonra düşündüm ve demek ki arkadaşlıkların da yaşı yokmuş insan yaşıtı olmayan biriyle de arkadaşlık yapabiliyormuş ve gidişine kalben üzülebiliyormuş ,hayat dedim; başladım haziranı planlamaya...
İş için haziranı planlarken bu sefer kalbim bir kere daha gümbürdedi. Haziran demek doğal olarak temmuza 30 gün kaldı demek temmuzun 1'i 2'si demek o büyük gün ablamın düğünü demek hazırlıkları artık iyice hızlandırmak demek demek de demek yani.
Sonra h.sonlarına baktım her c'tesi dolu olduğumu görünce daha da panikledim çalışan biri olarak özel hayatı da programlamak gerekiyor kendimce kafamda kurgular planlar yaptım böylece hem iş planımı hem özel hayat planımı yapmış bulundum.
Sonra duygusallaştım yarına çıkacağımızın bile garantisi olmayan şu hayatta n'kadar da planlı olmak zorunda olduğumu düşündüm kalbim gene sıkıştı...
Ben plan yapmaya çocuklardan sonra başladım. Öncesinde planda n'ymiş hayat n'getirse onu yaşarım düşüncesiyle mutlu mesut yaşardım. Şimdi öyle mi???
Çocukların okulundan her ay aktivite çizelgesi geliyor hergün için özel notlar alınmış.
Efendim aynı zamanda yıllık planlarını da vermişlerdi sene başında. Her p'tesi oyuncak günü her salı çarşamba havuz , her çarşamba atık materyal götürmeliler her cuma kitap... Yetmedi tabiii..
Aylık aktiviteler takip edilmek zorunda yoksa çocuğunuz üzülebilir çünkü aktivite çizelgelerinde şöyle notlar var. Efendim 15 haziran kırmızı partisi yapıyoruz her çocuğumuz kırmızı kıyafet giymeli. Sen planı takip etmedin yandın. Akşam eve ağlamaktan gözleri şişmiş 2 çocuk gelebilir Allah korusun. Yada efendim 8 haziranda hayvanat bahçesine gidiyoruz şu saatte okulda olmaları şart. Planı takip etmedin gene yandın çocukları okula biraz geç götüreyim desen günlerce öncesinden bekledikleri gün kaçmış olabilir. Haa bir de anne baba iletişim defteri var ki ben onu çok seviyorum. Hergün roman okur gibi okuyorum "hımmm demek bugün ethem top havuzunda oynamış" "Aaa demek kızım yeni şarkı öğrenmiş" Ertesi gün de okulun sitesinde bir önceki günün defterde yazılanını tasdik eden fotolar gel de merakla bekleme tabiii... Sonra bir de aylık yemek listeleri var boşvereyim listeyi n'yerse yesin çocuklar desen gene olmaz şöyle ki tecrube ile sabit o listelere bakarak sizde evde liste oluşturmazsanız çocuğunuz üst üste yediği fasulyeden çatlama noktasına gelebilir. Bir de her ay sonu çocukların bir önceki ay n'ler yaptıklarını bunlara nasıl tepkiler verdiklerini gösteren bir durum değerlendirme raporları varki dikkate şayan... Yani gene plan gene liste gene takip...
Hayatım birşeyleri takip etmekle geçiyor hem evde hem işte. Takip Takip Takip... Belgin takipte...
Vallahi ekmek elden su gölden öğrencilik hayatımı aramıyorum desem yüzbin kez yalan söylemiş olurum.
Tek tesellim aşık olduklarım....
Etiketler:
Annemiz kendi kendine konuşuyor
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Kafam karışık , içim bulanık...
Kafam karışık , içim bulanık...
Tüm insanlıktan sıkıldım.
Herkes birbirinden şikayetçi. O bundan bu şundan şu onlardan???
Peki ben hepinizden şikayetçiyim ona n'diyeceksiniz?
Nasıl bir çözüm üreteceksiniz?
Bıkkınlığımın yılgınlığımın bir çaresi var mı?
Varsa bir ilacı alayım geçsin.
Şu dünyada herkes işini biliyor kendini seviyor da bir ben mi beni sevmiyorum acaba?
Benim çektiğim dert değil acım acı değil şikayetlerim dileklerim önemli değil...
Bir ben mi beni yalnız bırakan?
Herkesi ben mi dinlemek zorundayım? her soruna ben mi çare bulmalıyım?
Yok mu beni bir bakışıyla çözecek?
Bir insan bu kadar güçlü olamaz vardır bunun da bir sorunu diyecek?
Sorunumu çözmese bile sorunlarıma sorun eklemeyecek?
Herkesin hayatı çok zor herkesin işi çok güç de bir benim mi hayatım tozpembe??
İnsanlar hep mi görmek istediklerini görürler hiç mi vicdanları sızlamaz?
Hayat bu mudur böyle mi geçecek ve bitecektir?
İşte Kafam karışık , içim bulanık...
Tüm insanlıktan sıkıldım.
Herkes birbirinden şikayetçi. O bundan bu şundan şu onlardan???
Peki ben hepinizden şikayetçiyim ona n'diyeceksiniz?
Nasıl bir çözüm üreteceksiniz?
Bıkkınlığımın yılgınlığımın bir çaresi var mı?
Varsa bir ilacı alayım geçsin.
Şu dünyada herkes işini biliyor kendini seviyor da bir ben mi beni sevmiyorum acaba?
Benim çektiğim dert değil acım acı değil şikayetlerim dileklerim önemli değil...
Bir ben mi beni yalnız bırakan?
Herkesi ben mi dinlemek zorundayım? her soruna ben mi çare bulmalıyım?
Yok mu beni bir bakışıyla çözecek?
Bir insan bu kadar güçlü olamaz vardır bunun da bir sorunu diyecek?
Sorunumu çözmese bile sorunlarıma sorun eklemeyecek?
Herkesin hayatı çok zor herkesin işi çok güç de bir benim mi hayatım tozpembe??
İnsanlar hep mi görmek istediklerini görürler hiç mi vicdanları sızlamaz?
Hayat bu mudur böyle mi geçecek ve bitecektir?
İşte Kafam karışık , içim bulanık...
27 Mayıs 2011 Cuma
Demek ki neymiş anneler de yalan söylermiş !!!
Bugün sabahtan beri sabah sabah Ethem ve Efdal'e söylediğim bir laf içimi kemiriyor.
3 gündür çocuklara karşı bir tahamülsüzlük baş gösterdi bende. Resmen hastalık gibi. Kısır bir döngü içindeyiz 3 gündür. Ben tahamülsüzüm onlar da bu negatif havadan mütevellit mızmız ve uyuz...
Zaten çarşambadan beri üstümde olan bu gudubetsiz tutumum bugün sabah sabah okul hazırlığı içindeki çocuklarımın beni delirtmesiyle tavan yaptı.
Bu anne olma meselesi yemin ediyorum zor zanaatmış. Hele bir de ikiz annesi olmak ona kelime yok...
Herşey mesele herşey sorun herşey sıralı olmak zorunda ama ön sırada olmayı isteyen hep bir ikiz mevcut. Önce beni giydir önce beni öp önce beni kucağına al önce şu önce bu...
Bu sabah önce Efdal'e gidiyorum içerden Ethem ağlıyor annneeeee yanımaaa gellll diye onun yanına gidiyorum Efdal ağlıyor annneeeee yanıma gelll diye...
Çocuğum siz arıza mısınız n'siniz??? zaten cinlerim tepemde kıllığına mı üstüme geliyorsunuz.
Hadi bu krizi atlattık bu sefer de süt kriziyle karşı karşıya kaldım. sade süt değil kakaolu süt içilecekmiş e tamam için de kapıdaki bu zart zart kornaya basan servis nolucak Allah aşkına???
Hadi kulaklarımızı onada kapadık da Allah için söyleyin bir çocuk pipetle içtiği kakaolu süt kutusunun üstündeki resimden dolayı kaç dk. ağlayabilir? " anneeeee ben bu resimli sütü istemiyorummmm"
E benimki de sabır çocuğum zaten bu ara az olan sabrımı niye zorluyorsun daha fazla imtihan mı bu???
Ben de deyiverdim
" ben de sizi istemiyorum o nolucak Ethem paşa??? hem seni hem Efdal'i istemiyorum. Gidin başka ev bulun ben de daha normal Çaki olmayan çocuklar doğurucam"
Dedim mi dedim valla... sonra noldu dersiniz ağlayan bir çocuğa sahipken ağlayan iki çocuğa sahip oldum. Tıpış tıpış önce merdivenleri kucağıma birini alarak sonra geri dönüp ikincisini alarak indirdim.
İnşallah bu tahamülsüzlik durumum bugün son bulur oysa ki pek iyiydik yahu resmen nazar değdi...!
Not....
demek ki neymiş anneler de yalan söylermiş hiç istemez olur muyum ben o çakileri....
3 gündür çocuklara karşı bir tahamülsüzlük baş gösterdi bende. Resmen hastalık gibi. Kısır bir döngü içindeyiz 3 gündür. Ben tahamülsüzüm onlar da bu negatif havadan mütevellit mızmız ve uyuz...
Zaten çarşambadan beri üstümde olan bu gudubetsiz tutumum bugün sabah sabah okul hazırlığı içindeki çocuklarımın beni delirtmesiyle tavan yaptı.
Bu anne olma meselesi yemin ediyorum zor zanaatmış. Hele bir de ikiz annesi olmak ona kelime yok...
Herşey mesele herşey sorun herşey sıralı olmak zorunda ama ön sırada olmayı isteyen hep bir ikiz mevcut. Önce beni giydir önce beni öp önce beni kucağına al önce şu önce bu...
Bu sabah önce Efdal'e gidiyorum içerden Ethem ağlıyor annneeeee yanımaaa gellll diye onun yanına gidiyorum Efdal ağlıyor annneeeee yanıma gelll diye...
Çocuğum siz arıza mısınız n'siniz??? zaten cinlerim tepemde kıllığına mı üstüme geliyorsunuz.
Hadi bu krizi atlattık bu sefer de süt kriziyle karşı karşıya kaldım. sade süt değil kakaolu süt içilecekmiş e tamam için de kapıdaki bu zart zart kornaya basan servis nolucak Allah aşkına???
Hadi kulaklarımızı onada kapadık da Allah için söyleyin bir çocuk pipetle içtiği kakaolu süt kutusunun üstündeki resimden dolayı kaç dk. ağlayabilir? " anneeeee ben bu resimli sütü istemiyorummmm"
E benimki de sabır çocuğum zaten bu ara az olan sabrımı niye zorluyorsun daha fazla imtihan mı bu???
Ben de deyiverdim
" ben de sizi istemiyorum o nolucak Ethem paşa??? hem seni hem Efdal'i istemiyorum. Gidin başka ev bulun ben de daha normal Çaki olmayan çocuklar doğurucam"
Dedim mi dedim valla... sonra noldu dersiniz ağlayan bir çocuğa sahipken ağlayan iki çocuğa sahip oldum. Tıpış tıpış önce merdivenleri kucağıma birini alarak sonra geri dönüp ikincisini alarak indirdim.
İnşallah bu tahamülsüzlik durumum bugün son bulur oysa ki pek iyiydik yahu resmen nazar değdi...!
Not....
demek ki neymiş anneler de yalan söylermiş hiç istemez olur muyum ben o çakileri....
Etiketler:
Annemiz bizi şikayet ediyor
12 Mayıs 2011 Perşembe
Canım annem...
Anneler gününden beri annem hiç çıkmamacasına aklımda. Ben küçükken annem bana şu cümleyi çok da kurmazdı "anne ol sen de anlayacaksın" ya da ben hatırlamıyorum. Ama anne olunca anneliğin kutsallığını "klişe bir laf ama gerçek bu " ben daha çok anladım.
Ethem ile Efdal ağlarken gelip koynuma sokuluyorlar onlar benim koynuma sokulduklarında ben de annemin koynuna sokuluyorum sanki gözümün önüne annemin kazakları ve o uzun altın kolyesi , burnuma annemin kokusu geliyor diyorum ki Efdal ile Ethem de mi beni bu şekilde hatırlayacaklar?
Sonra mutfakta ben yemek yaparken Ethem gelip arkama bir yumruk atıyor ya da Efdal'im gelip o küçücük mutfakta yerde bebekleriyle oynuyor biliyorum mutfakta çok rahat ettiklerinden orda değiller, ben mutfakta olduğum için oradalar. Gene dönüyorum çocukluğuma ve annemin kırıta kırıta tenceredeki yemeği karıştırırken poposuna attığım yumruklarım cebine soktuğum ellerim manasızca mutfakta duruşlarım geliyor. Acaba onlar da benim annemi özlediğim gibi mi özlüyorlar beni?
Annem ben küçükken çalıştığı için hep bir koşturmaca içindeydi arada tabii biz de bu koşturmacadan nasibimizi alırdık. Odanızı toplayın evi dağıtmayın v.s. v.s. O zaman anlamsız gelirdi annemin bu haykırışları sanki hiç evi dağıtmıyormuşum gibi gelirdi bana şimdi aynı şeyi ben çocuklarıma yapar oldum aynı bıdı bıdılar benim dilimde acaba onlar da anlamsız mı buluyorlar bu haykırışlarımı?
Ben küçükken annem ve babam bana çok büyük gelirlerdi onlar herşeyin en doğrusunu bilirler herşeyin en iyisini yaparlardı onlar asla yalan söylemezlerdi şimdi düşünüyorum da ben Ethem ile Efdal'e pembe yalanlar söylüyorum acaba annemler de bana pembe yalanlar söylemişler miydi?
Benim annemin elleri dünyanın en güzel elleridir babamın elleri ise dünyanın en büyük elleri... Acaba Ethem ile Efdal de böyle mi düşünüyorlardır ki?
Benim annem dünyanın en güzel annesi babam da en yakışıklı babasıdır. Onlar elele tutuştukça ben annem ve babamla gurur duyardım arkadaşlarımın yanında kendimi daha bir özel hissederdim mutlu gururlu olurdum. Acaba Ethem İle Efdal de biz babasıyla gülüştükçe böyle hissediyorlar mıdır ki??
Ablam diyor ki yaşım ilerledikçe aynı anneme benziyormuşum. Aynı hareketler aynı kuruntular... N'mutlu bana eğer anneme benzeyebiliyorsam. Çünkü benim annem dünyanın en özel annesidir... Acaba gün gelecek Efdal de bunu söyleyecek mi?
Ethem ile Efdal ağlarken gelip koynuma sokuluyorlar onlar benim koynuma sokulduklarında ben de annemin koynuna sokuluyorum sanki gözümün önüne annemin kazakları ve o uzun altın kolyesi , burnuma annemin kokusu geliyor diyorum ki Efdal ile Ethem de mi beni bu şekilde hatırlayacaklar?
Sonra mutfakta ben yemek yaparken Ethem gelip arkama bir yumruk atıyor ya da Efdal'im gelip o küçücük mutfakta yerde bebekleriyle oynuyor biliyorum mutfakta çok rahat ettiklerinden orda değiller, ben mutfakta olduğum için oradalar. Gene dönüyorum çocukluğuma ve annemin kırıta kırıta tenceredeki yemeği karıştırırken poposuna attığım yumruklarım cebine soktuğum ellerim manasızca mutfakta duruşlarım geliyor. Acaba onlar da benim annemi özlediğim gibi mi özlüyorlar beni?
Annem ben küçükken çalıştığı için hep bir koşturmaca içindeydi arada tabii biz de bu koşturmacadan nasibimizi alırdık. Odanızı toplayın evi dağıtmayın v.s. v.s. O zaman anlamsız gelirdi annemin bu haykırışları sanki hiç evi dağıtmıyormuşum gibi gelirdi bana şimdi aynı şeyi ben çocuklarıma yapar oldum aynı bıdı bıdılar benim dilimde acaba onlar da anlamsız mı buluyorlar bu haykırışlarımı?
Ben küçükken annem ve babam bana çok büyük gelirlerdi onlar herşeyin en doğrusunu bilirler herşeyin en iyisini yaparlardı onlar asla yalan söylemezlerdi şimdi düşünüyorum da ben Ethem ile Efdal'e pembe yalanlar söylüyorum acaba annemler de bana pembe yalanlar söylemişler miydi?
Benim annemin elleri dünyanın en güzel elleridir babamın elleri ise dünyanın en büyük elleri... Acaba Ethem ile Efdal de böyle mi düşünüyorlardır ki?
Benim annem dünyanın en güzel annesi babam da en yakışıklı babasıdır. Onlar elele tutuştukça ben annem ve babamla gurur duyardım arkadaşlarımın yanında kendimi daha bir özel hissederdim mutlu gururlu olurdum. Acaba Ethem İle Efdal de biz babasıyla gülüştükçe böyle hissediyorlar mıdır ki??
Ablam diyor ki yaşım ilerledikçe aynı anneme benziyormuşum. Aynı hareketler aynı kuruntular... N'mutlu bana eğer anneme benzeyebiliyorsam. Çünkü benim annem dünyanın en özel annesidir... Acaba gün gelecek Efdal de bunu söyleyecek mi?
10 Mayıs 2011 Salı
TEK UMUDUM GÜNEŞ...!
Hayata karşı isyanlardayım yine. Bu garip ruh halimin sebepleri belli sonuçları ortada çözüm dersen hava! Evet evet bildiğimiz güzel güneşli hava. Deli miyim n’yim bilinmez vallahi bunaldım bu havalardan bir çok ana faktörlerle birleşen bu yan faktör mahfetti beni. Bir gün çalışmak istiyorum bir gün oturmak bir gün deli gibi dünyayı yemek istiyorum birgün ölesiye aç kalmak bir gün evi toplamak istiyorum birgün hay senin evine de işine de deyip koyvermek bir gün tvdeki herbişeyi izlemek istiyorum birgün bu ne biçim yayın akışı kardeşim deyip tvyi kırmak…
Normal olmayan bu fazla melankolik gelgeç halim beni de bunalttı.
İsyandayım işte… Hani bir hedef koyunca çok isteyince o şey oluyordu hani??? Yok vallahi yalan kardeşim. Ben hedefi tam onikiden koydum ama vuramıyorum 8-9 a da razıyım ama olmayınca olmuyormuş demek ki. Hayata karşı olan bu koyvermişlik ruh halim isteklerime gelince niye koyverilemiyor anlayamıyorum oysa akışına bıraksam belki rahatlıyacağım. Akışına bıraksam olucak demiyorum bak! akışına bıraksam belki rahatlayacağım diyorum ama yok Allah yok! Bırakamıyorum.
Tek umudum GÜNEŞ….!
Normal olmayan bu fazla melankolik gelgeç halim beni de bunalttı.
İsyandayım işte… Hani bir hedef koyunca çok isteyince o şey oluyordu hani??? Yok vallahi yalan kardeşim. Ben hedefi tam onikiden koydum ama vuramıyorum 8-9 a da razıyım ama olmayınca olmuyormuş demek ki. Hayata karşı olan bu koyvermişlik ruh halim isteklerime gelince niye koyverilemiyor anlayamıyorum oysa akışına bıraksam belki rahatlıyacağım. Akışına bıraksam olucak demiyorum bak! akışına bıraksam belki rahatlayacağım diyorum ama yok Allah yok! Bırakamıyorum.
Tek umudum GÜNEŞ….!
29 Mart 2011 Salı
Barış Çiçek'in tüyler ürperten deneyi
Kayseri deki öldürülen çocuklar ilk kaybolduklarında da bloguma yazmıştım. Bu olay beni çok derinden üzdü. Nasıl bir yaratık bunları yapar işin o kısmını zaten anlamadığım gibi çocuklarımla ilgili de çok daha fazla korkar oldum. Kayseride bu olay için şüpheli görülen 244 kişi varmış Bu n'demek? Bir şehirde sadece polisin gözüne çarpan 244 tane pedofili... Tüylerim diken diken oluyor.
Bugün bilgisayar başına geçer geçmez ilk iş olarak blogumdaki fotoları sildim. Resmen içim acıdı. Bir yandan sildim bir yandan kendimi telkin ettim bir yandan korktum ama sürekli dua ettim. Şimdi aşağıda Araştırmacı yazar Barış Çiçek'in tüyler ürperten deneyini yazıyorum.
Begüm10’la internette ibret deneyi yaptı
Eray GÖRGÜLÜ 15 Mart 2011
Araştırmacı yazar Barış Çiçek’in internette yaptığı bir deney çocuk istismarının boyutlarını gözler önüne serdi. Begüm10 adıyla internetteki bir sohbet ortamına giren araştırmacı kendisini 10 yaşında ve beşinci sınıf öğrencisi olarak tanıttı. “Begüm10”a ilk yarım saat içinde 43’ü cinsel içerikli, 100 mesaj geldi.
Türkiye’de her iki dakikada bir çocuğun istismara uğradığını söyleyen araştırmacı yazar Barış Çiçek’in, çocukların cinsel istismardan korunmasına yönelik ailelere rehber olabilecek “Sesimi Duyan Var mı?” adlı kitabı raflardaki yerini aldı.
Kitapta cinsel istismara ilişkin bilgi verilirken, internette sohbet ortamında yapılmış bir deneye de aktarıldı. Çiçek, şunları söyledi:
“İstismarın boyutlarını anlatabilmek için, çocukların ve gençlerin sohbet odalarına girerek kendimizi 10 yaşında ilkokul 5. sınıf öğrencisi olarak tanıttık. Kullanıcı adını Begüm10 olarak belirledik. Begüm, çağdaş hoş bir ismi, 10 da kullanıcının yaşını simgeleyecek böylece diğer kullanıcılar, bu katılımcının yaşını hemen anlayacaktı.
Israrlı mesajlar
Begüm’e ilk 10 dakikada birebir pencereden 25 özel görüşme talebi geldi. 28. dakikada talep sayısı yüze ulaştı. Bunların 43 tanesi ilk cümlesinde cinsel içerikli sözcükler kullandı. Begüm özellikle bu 43 kişiye ilk mesajda 10 yaşında olduğunu tekrar belirtti. Sadece bir kişi yaşı öğrendikten sonra özür dileyerek bağlantısını kesti. Diğer pencere açanlardan hiç biri görüşmeyi kesmediği gibi bağlantının kesilmemesi için olağan üstü çaba sarf ettiler.
Cinselliği öğreteceklermiş!
Hepsi büyük bir istekle 10 yaşındaki bir çocuğa cinselliği öğretmeye çalıştılar. İstismarcılar, öğretmek adı altında istismarın çocuğu korkutmadan kabullendirilmesinin daha kolay olduğunu bilerek hareket ediyorlar. Çocuklar sürekli öğretildikleri ve eğitildikleri için bunu da normal bir süreç olarak görüp, ‘öğrenme sürecine’ çok rahat adapte olurlar.
Çocuğu kendisine bağlamanın ilk adımlarını atan istismarcılar, çocuğun IP numarası ile bilgisayarı kullandıkları yerin ikamet adresini dahi tespit edebilirler.
Kadın istismarcı da var
Öte yandan, hep erkekler üzerinde dursak da, kadın istismarcılara da rastlanılır. Kadın istismarcılar da erkekler kadar tehlikeli sonuçlara neden olurlar. Türkiye’de çok fazla kaynak yok, cinsel istismar konusunda. Akademik yayınlar var ancak ailelerin çok kolay anlayabileceği dilde değil. Diğer yandan bu konunun üstü de her ortamda kapatılmaya çalışılıyor.”
Bugün bilgisayar başına geçer geçmez ilk iş olarak blogumdaki fotoları sildim. Resmen içim acıdı. Bir yandan sildim bir yandan kendimi telkin ettim bir yandan korktum ama sürekli dua ettim. Şimdi aşağıda Araştırmacı yazar Barış Çiçek'in tüyler ürperten deneyini yazıyorum.
Begüm10’la internette ibret deneyi yaptı
Eray GÖRGÜLÜ 15 Mart 2011
Araştırmacı yazar Barış Çiçek’in internette yaptığı bir deney çocuk istismarının boyutlarını gözler önüne serdi. Begüm10 adıyla internetteki bir sohbet ortamına giren araştırmacı kendisini 10 yaşında ve beşinci sınıf öğrencisi olarak tanıttı. “Begüm10”a ilk yarım saat içinde 43’ü cinsel içerikli, 100 mesaj geldi.
Türkiye’de her iki dakikada bir çocuğun istismara uğradığını söyleyen araştırmacı yazar Barış Çiçek’in, çocukların cinsel istismardan korunmasına yönelik ailelere rehber olabilecek “Sesimi Duyan Var mı?” adlı kitabı raflardaki yerini aldı.
Kitapta cinsel istismara ilişkin bilgi verilirken, internette sohbet ortamında yapılmış bir deneye de aktarıldı. Çiçek, şunları söyledi:
“İstismarın boyutlarını anlatabilmek için, çocukların ve gençlerin sohbet odalarına girerek kendimizi 10 yaşında ilkokul 5. sınıf öğrencisi olarak tanıttık. Kullanıcı adını Begüm10 olarak belirledik. Begüm, çağdaş hoş bir ismi, 10 da kullanıcının yaşını simgeleyecek böylece diğer kullanıcılar, bu katılımcının yaşını hemen anlayacaktı.
Israrlı mesajlar
Begüm’e ilk 10 dakikada birebir pencereden 25 özel görüşme talebi geldi. 28. dakikada talep sayısı yüze ulaştı. Bunların 43 tanesi ilk cümlesinde cinsel içerikli sözcükler kullandı. Begüm özellikle bu 43 kişiye ilk mesajda 10 yaşında olduğunu tekrar belirtti. Sadece bir kişi yaşı öğrendikten sonra özür dileyerek bağlantısını kesti. Diğer pencere açanlardan hiç biri görüşmeyi kesmediği gibi bağlantının kesilmemesi için olağan üstü çaba sarf ettiler.
Cinselliği öğreteceklermiş!
Hepsi büyük bir istekle 10 yaşındaki bir çocuğa cinselliği öğretmeye çalıştılar. İstismarcılar, öğretmek adı altında istismarın çocuğu korkutmadan kabullendirilmesinin daha kolay olduğunu bilerek hareket ediyorlar. Çocuklar sürekli öğretildikleri ve eğitildikleri için bunu da normal bir süreç olarak görüp, ‘öğrenme sürecine’ çok rahat adapte olurlar.
Çocuğu kendisine bağlamanın ilk adımlarını atan istismarcılar, çocuğun IP numarası ile bilgisayarı kullandıkları yerin ikamet adresini dahi tespit edebilirler.
Kadın istismarcı da var
Öte yandan, hep erkekler üzerinde dursak da, kadın istismarcılara da rastlanılır. Kadın istismarcılar da erkekler kadar tehlikeli sonuçlara neden olurlar. Türkiye’de çok fazla kaynak yok, cinsel istismar konusunda. Akademik yayınlar var ancak ailelerin çok kolay anlayabileceği dilde değil. Diğer yandan bu konunun üstü de her ortamda kapatılmaya çalışılıyor.”
23 Mart 2011 Çarşamba
Buyrun burdan yakın...
Sevgili blogcum;
Bunca aradan sonra böyle bir konuyla tekrar bloguma dönmek içimi burksa da yazmadan edemeyeceğim.
Canım blogum bu benim oğlum n'zaman sakin olmayı öğrenecek sorarım sana ya da koşarken önüne bakması gerektiğini veyahut önüne bir şey çıktığında durması gerektiğini hııı????
Evet blogcum müthiş heyecanlı bir çocuğa sahibim aslında müthiş heyecanlı ve son zamanlarda daha da çok anladım ki müthiş hırslı iki çocuğa sahibim. Bu heyecan Ethem de koşma zıplama atlama hoplama şeklinde kendini gösterirken Efdal'de sürekli konuşma bildiği şarkıları söyleme bilmediği dillerde şarkılar uydurma ama sonuç olarak hiç susmama şeklinde kendini gösteriyor.
Uzmanlar der ki "çocuğunuza yenilmeyi de öğretin başkasının başarısından mutlu olmayı da bilsinler"
Olur tabii bilsinler de çocuğumuz yenildiği zaman sinir krizi geçirip joistiği fırlatıp atıyorsa ve morarcasına ağlıyorsa n'yapıcaz??? veyahut siz ondan çok hafıza kartlarını bildiyseniz o bunu anlayınca büyük bir yaygara ile bağırıyor ve kartları darma duman ediyorsa n'yapacaksınız???
Hadi çocuğumuzu geçtik kocanız düdük kadar koridorda iki veletle aman çok mutlu oldular diye basketbol oynuyorsa o bunun oyun olduğunun farkındaysa ama oğlunuz hırs yaptıysa hiç sağa sola dikkat etmeden bodozlama dolaba kafayı geçirip kafayı yarıyorsa n'yapacaksınız???
Haa söyliyim su gibi akan kanı gören çocuğunuzun geçirdiği sinir krizini sustarmaya çalışacaksınız bu arada meraktan çatlamış diğer çocuğunuzu olay mahallinden uzaklaştırmaya çalışıcaksınız ama n'mümkün tabii?
Sürekli bir şey yok çocuğum korkma derken kafanızdan kırkbir türlü hikaye yazacaksınız ve her hikayeden çok korkacaksınız.
Sonra alel acele el yüz yıkayıp bir pamuk bulup üzerinize aldığınız ilk şeyle acile koşacaksınız tabii bu arada ocaktaki yemeği fırındaki tepsiyi kapatmayı unutmayacaksınız ki döndüğünüzde eviniz yerinde olsun.
Sonra merakından çatlamış diğer çocuğunuzun hiç durmadan konuşmasına mani olmaya çalışacaksınız ama olamayacaksınız.
Sonra acilde hemen röntgenlerinizi çektirip sonuçlar çıkana kadar ondokuz doğuracaksınız tam sonuçların temizliğine sevinirken bu süper iyi ihtimal tabii!! dikiş atılacağını duyup bu sefer de görsellik için kaygılanmaya başlıyacaksınız.
Sonra kendinizi evden çağırttığınız estetik cerrahı beklerken bulacaksınız dr'un gelip yarayı yapıştırmasıyla ferahlayan yüreğinizi bu sefer de 10 gün çok çok dikkatli olmanız gerektiğini duyunca e benim çocuğum 10dk yerinde duramıyor 10 gün nasıl dikkat edicez diye endişelenirken bulacaksınız....
Bıdı bıdı bıdı...
Daha n'diyeyim blogcum işte durum bu...
Diyorum ki Ethem büyüdüğü zaman elime bebeklik fotosunu alıp diyeyim ki;
"bak oğlum ben seni bu şekilde doğurdum ama sen kendini bu şekile getirdin!!!" Umarım oğlum "vay be anne yıllar içinde amma da karizmatik olmuşum şu yakışıklılığıma bak" desin.. inşallah inşallah...
Bunca aradan sonra böyle bir konuyla tekrar bloguma dönmek içimi burksa da yazmadan edemeyeceğim.
Canım blogum bu benim oğlum n'zaman sakin olmayı öğrenecek sorarım sana ya da koşarken önüne bakması gerektiğini veyahut önüne bir şey çıktığında durması gerektiğini hııı????
Evet blogcum müthiş heyecanlı bir çocuğa sahibim aslında müthiş heyecanlı ve son zamanlarda daha da çok anladım ki müthiş hırslı iki çocuğa sahibim. Bu heyecan Ethem de koşma zıplama atlama hoplama şeklinde kendini gösterirken Efdal'de sürekli konuşma bildiği şarkıları söyleme bilmediği dillerde şarkılar uydurma ama sonuç olarak hiç susmama şeklinde kendini gösteriyor.
Uzmanlar der ki "çocuğunuza yenilmeyi de öğretin başkasının başarısından mutlu olmayı da bilsinler"
Olur tabii bilsinler de çocuğumuz yenildiği zaman sinir krizi geçirip joistiği fırlatıp atıyorsa ve morarcasına ağlıyorsa n'yapıcaz??? veyahut siz ondan çok hafıza kartlarını bildiyseniz o bunu anlayınca büyük bir yaygara ile bağırıyor ve kartları darma duman ediyorsa n'yapacaksınız???
Hadi çocuğumuzu geçtik kocanız düdük kadar koridorda iki veletle aman çok mutlu oldular diye basketbol oynuyorsa o bunun oyun olduğunun farkındaysa ama oğlunuz hırs yaptıysa hiç sağa sola dikkat etmeden bodozlama dolaba kafayı geçirip kafayı yarıyorsa n'yapacaksınız???
Haa söyliyim su gibi akan kanı gören çocuğunuzun geçirdiği sinir krizini sustarmaya çalışacaksınız bu arada meraktan çatlamış diğer çocuğunuzu olay mahallinden uzaklaştırmaya çalışıcaksınız ama n'mümkün tabii?
Sürekli bir şey yok çocuğum korkma derken kafanızdan kırkbir türlü hikaye yazacaksınız ve her hikayeden çok korkacaksınız.
Sonra alel acele el yüz yıkayıp bir pamuk bulup üzerinize aldığınız ilk şeyle acile koşacaksınız tabii bu arada ocaktaki yemeği fırındaki tepsiyi kapatmayı unutmayacaksınız ki döndüğünüzde eviniz yerinde olsun.
Sonra merakından çatlamış diğer çocuğunuzun hiç durmadan konuşmasına mani olmaya çalışacaksınız ama olamayacaksınız.
Sonra acilde hemen röntgenlerinizi çektirip sonuçlar çıkana kadar ondokuz doğuracaksınız tam sonuçların temizliğine sevinirken bu süper iyi ihtimal tabii!! dikiş atılacağını duyup bu sefer de görsellik için kaygılanmaya başlıyacaksınız.
Sonra kendinizi evden çağırttığınız estetik cerrahı beklerken bulacaksınız dr'un gelip yarayı yapıştırmasıyla ferahlayan yüreğinizi bu sefer de 10 gün çok çok dikkatli olmanız gerektiğini duyunca e benim çocuğum 10dk yerinde duramıyor 10 gün nasıl dikkat edicez diye endişelenirken bulacaksınız....
Bıdı bıdı bıdı...
Daha n'diyeyim blogcum işte durum bu...
Diyorum ki Ethem büyüdüğü zaman elime bebeklik fotosunu alıp diyeyim ki;
"bak oğlum ben seni bu şekilde doğurdum ama sen kendini bu şekile getirdin!!!" Umarım oğlum "vay be anne yıllar içinde amma da karizmatik olmuşum şu yakışıklılığıma bak" desin.. inşallah inşallah...
8 Mart 2011 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















