22 Ekim 2010 Cuma
Kim bu Off düğmeme basan...kızıcam şimdi..
Bu aralar çocuklarımla sanki ayrı frekanslarda yaşıyormuşuz gibi hissediyorum. Oysa herşey yolunda beraber geziyoruz yiyoruz içiyoruz ama oynayamıyoruz. Beraber oynayamama durumumuzda sanki tüm bağımızı alt üst ediyor. Havaların saçma sapan bir açması bir kapaması benim manasız geçmeyen hastalığım yüzünden resmen akşam saat 7 oldu mu pilim bitiyor... o akşama kadar koşturan ben değilmişim gibi bir anda sanki birisi "off" düğmeme basıveriyor hatta bu öyle bir durum ki işten eve geliyorum çocuklar için sofra hazırlıyorum evi toparlıyorum eve gelen 2 aç kurdu besliyorum sonra gelicek 3. aç kurt için birşeyler hazırlıyorum tekrar sofra kuruyorum ve 3.kurtla yemeğimi yiyorum "pıt" düğmeme basıyorlar... istiyorum ki o masadan hiç kalkmıyayım o sandalyede sessizce öyle saatlerce oturayım yok illa o sandalyeden kalkıcaksam hemen yandaki koltuğa ışınlanayım ve yatar pozisyonda gene sessizce ve öylece hatta boş boş televizyona bakayım... tabii ben bunları istiyorum ama evdeki 2 yaramaz n'istiyor? ya da masada duran yemekler... işte onlar başka bir frekanstalar.. masada duran yemekler mutfağa gitmek büyük tencereden küçük tencereye alınmak buzdolabında onlar için de yer açtırmak arta kalan atıklarını toplatmak blah blah isterken 2 yaramaz sadece ama sadece oyun oynamak istiyorlar.. "anne köpek olalım" "anne bebek olalım" "anne doktor olalım" "anne hadi kalk macucuktan lunaparka gidelim" vs. vs.... Önceden çocuklarla oyun oynayamama durumumda onlara haksızlık yapıldığını düşünürken şimdi bu hayatta çocuklarımla şöyle yorgun argın olmadan oyun bile oynayamadığım için bana da haksızlık yapıldığını düşünmeye başladım... Bu malesef insanı daha da yoran bir ruh haline alıp götürüyor... eee nolacak senin bu halin derseniz bu işin sonu eczanede biter... güzel bir grip ilacı olmadı antibiyotik ve en şahanesinden bir vitaminle saat 7 de biten pilimi en azından 10 a kaydırılabilir diye umuyorum e bu da bana yeter... çalışan bir ikiz annesi olarak saat 10 da pilim bitse daha ne isterim hey yavrum heyyyy...
Etiketler:
Annemiz kendi kendine konuşuyor
5 Ekim 2010 Salı
N'desem yalan..
Geçen gün Efdal ile Ethem'i okula almaya gittim; gitmişken öğretmenleriyle de görüştüm tabii.. Bir sıkıntılarının olup olmadığını sordum genel olarak Ethem'in annemi istiyorum mızıltıları harici okulda gayet keyiflilermiş. Öğretmenimiz aralarındaki kardeş bağının çok kuvvetli olduğunu ve bana da çok düşkün olduklarını söyledi...
Mesela geçen sene de birbirlerini yalnız bırakmamak adına okula gidiyorlardı ama bu sene durum biraz daha değişmiş anladığım kadarıyla.
Öğretmenimizin söylediğine göre her zaman birlikte hareket etmeye başlamışlar. Yemeğe gidileceği zaman , servise binileceği zaman , havuza girileceği zaman ya da uyku odasına gidileceği zaman hemen birbirlerini buluyorlarmış ve birbirlerini uyarıyorlarmış. Hatta öğretmen oyun için gruplara ayırırsa aynı grupta olmak istiyorlarmış ve bir çocuk gelip de ikisinden birinden oyuncak aldıysa diğeri hemen "onunla kardeşim oynuyor" diye müdahale ediyormuş. Evde de böyle olup olmadıklarını sordu. Valla o an kadına n'desem yalan olucaktı. "Hıı evet böyleler" desem yalan bazen kedi köpek gibiler hatta birbirlerinin canını yakmak için ölesiye mücadele içindeler ; babasının Ethem'i dışarı çıkarttığı birgün ben de Efdal'e küveti doldurup köpük yaptım.. Normalde Ethemle birlikteyken saatlerce orda kalsalar çıkmak istemezler kıkır kıkır oynarlar bu sefer yalnız olunca Efdal 10 dk geçmeden sıkıldı ben de gayri ihtiyari "Ethem olmayınca çabuk sıkıldın" dedim. Efdal o minicik gözlerini pörtleterekten "ben Ethemsizde yaşayabilirim anne" dedi. aynen bu cümleyi kullandı o kadar şaşırdım ki ne diyeceğimi bilemedim kemküm "elbette yaşıyabilirsin ben onu demek istemedim yani şey iki kişi daha çok eğleniliyor onu demek istedim" vs. lafı geveledim... Ya da öğretmene "yok evde hiç böyle değiller" desem yine yalan çünkü bazende beni şaşırtırcasına birbirlerini düşünüyorlar. Mesela Ethem çikolataya bayılan bir çocuk geçen gün babasıyla gittikleri markette bir tane kendine bir tane de Efdal'e çikolata almış. babası onu denemek için Efdal'e de çikolata alıcak kadar param yok deyince ikisini birden bırakmış kardeşine alınmayınca kendisine de almak istememiş...
Bazen onların büyüdükleri zamanı düşünüp acaba aradan geçen onca yıldan sonra bu bağ daha da mı güçlenecek yoksa yok olup gidecek mi merak ediyorum. Şu anda yıllar aralarındaki bağı güçlendiriyor. Oysa ki ben birçok ikiz annesine göre onlara gerçekten ayrı ayrı birey olarak davranıyorum mümkün olduğunca ayrı aktiviteler de bulunduruyorum ayrı ayrı oyunlar oynatıyorum odalarını ayırıyorum...
Bu hayatı nasıl mutlu oluyorlarsa öyle yaşamalarını istiyorum. Birbirlerini çok sevsinler ama birbilerinden sorumlu olmadıklarını bilsinler istiyorum elbette kardeş onlar ikiz onlar ama hangi minicik kalp kendi büyük sorumluluğunun yanında bir de başka bir insanın sorumluluğunu taşımaya zorlanabilir ki.. ben bunu hiç istemem.. sevgileri mutlulukları daim olsun birbirlerine mümkün olduğunca yanlışı doğruyu göstersinler destek olsunlar hiç büyük ayrılıklar yaşamak zorunda kalmasınlar inşallah...
Mesela geçen sene de birbirlerini yalnız bırakmamak adına okula gidiyorlardı ama bu sene durum biraz daha değişmiş anladığım kadarıyla.
Öğretmenimizin söylediğine göre her zaman birlikte hareket etmeye başlamışlar. Yemeğe gidileceği zaman , servise binileceği zaman , havuza girileceği zaman ya da uyku odasına gidileceği zaman hemen birbirlerini buluyorlarmış ve birbirlerini uyarıyorlarmış. Hatta öğretmen oyun için gruplara ayırırsa aynı grupta olmak istiyorlarmış ve bir çocuk gelip de ikisinden birinden oyuncak aldıysa diğeri hemen "onunla kardeşim oynuyor" diye müdahale ediyormuş. Evde de böyle olup olmadıklarını sordu. Valla o an kadına n'desem yalan olucaktı. "Hıı evet böyleler" desem yalan bazen kedi köpek gibiler hatta birbirlerinin canını yakmak için ölesiye mücadele içindeler ; babasının Ethem'i dışarı çıkarttığı birgün ben de Efdal'e küveti doldurup köpük yaptım.. Normalde Ethemle birlikteyken saatlerce orda kalsalar çıkmak istemezler kıkır kıkır oynarlar bu sefer yalnız olunca Efdal 10 dk geçmeden sıkıldı ben de gayri ihtiyari "Ethem olmayınca çabuk sıkıldın" dedim. Efdal o minicik gözlerini pörtleterekten "ben Ethemsizde yaşayabilirim anne" dedi. aynen bu cümleyi kullandı o kadar şaşırdım ki ne diyeceğimi bilemedim kemküm "elbette yaşıyabilirsin ben onu demek istemedim yani şey iki kişi daha çok eğleniliyor onu demek istedim" vs. lafı geveledim... Ya da öğretmene "yok evde hiç böyle değiller" desem yine yalan çünkü bazende beni şaşırtırcasına birbirlerini düşünüyorlar. Mesela Ethem çikolataya bayılan bir çocuk geçen gün babasıyla gittikleri markette bir tane kendine bir tane de Efdal'e çikolata almış. babası onu denemek için Efdal'e de çikolata alıcak kadar param yok deyince ikisini birden bırakmış kardeşine alınmayınca kendisine de almak istememiş...
Bazen onların büyüdükleri zamanı düşünüp acaba aradan geçen onca yıldan sonra bu bağ daha da mı güçlenecek yoksa yok olup gidecek mi merak ediyorum. Şu anda yıllar aralarındaki bağı güçlendiriyor. Oysa ki ben birçok ikiz annesine göre onlara gerçekten ayrı ayrı birey olarak davranıyorum mümkün olduğunca ayrı aktiviteler de bulunduruyorum ayrı ayrı oyunlar oynatıyorum odalarını ayırıyorum...
Bu hayatı nasıl mutlu oluyorlarsa öyle yaşamalarını istiyorum. Birbirlerini çok sevsinler ama birbilerinden sorumlu olmadıklarını bilsinler istiyorum elbette kardeş onlar ikiz onlar ama hangi minicik kalp kendi büyük sorumluluğunun yanında bir de başka bir insanın sorumluluğunu taşımaya zorlanabilir ki.. ben bunu hiç istemem.. sevgileri mutlulukları daim olsun birbirlerine mümkün olduğunca yanlışı doğruyu göstersinler destek olsunlar hiç büyük ayrılıklar yaşamak zorunda kalmasınlar inşallah...
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam,
Söylüyoruz
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Kuzucuklar Bursada..
Geçtiğimiz h.sonu artık kuzucukları da aldık geldik ama bu cümle kadar kolay olmadı oralardan koparıp da buraya getirmesi...
Yazın başında Ethem dedesine n'zaman Bursa'ya döneceklerini sormuş o da yağmurlar yağınca diye cevap vermiş... İçim pırpır yine her cuma akşamı olduğu gibi gittik yazlığa.. İçim pırpır çünkü biliyorum ki oralardan buralara getirmek çok da kolay olmayacak.. Önce herzamanki gibi öpüştük koklaştık sonra ben hemen başladım
"ayyy buralarda da kimse kalmamış.. hiç çocuk yok mesela!"
hemen cevap
"Hayıy anne bak Femii dede buyda hem Ali de vay"
"Hımm öyle mi? ama çok rüzgar çıkmış artık denize de girilmez artık"
"Annee ama oysun biz buyda kumda oynuyoyus ananem bize havuz yapıyor"
"Yaaa öyle mi? Ayy evdeki oyuncaklarınız sizi öyle çok özlediler ki!!"
"Aaa hangi oyuncaklarımız? oyuncak köpeği mi? anne buyda paşşat vay biliyoy musun? çok tatlı biy de benim oolumm vay adı kayabaş bak şimdi şuyaya geliy"
"Hımm tabii gerçek kediniz köpeğiniz olması daha hoşşşşşşş...."
İçimden geçen Allahım nolursun bir yağmur yağdır da ağlayıp zırlamadan bitirelim şu işi..
Veee cumartesi akşamı bahçede üçümüz oyun oynarken yüzüme bir damla geldi ve sonra bir damla daha ve sonra bir damla...
"AAaa yağmur başladı gördünüz mü?? ben dedim size gitme vaktimiz geldi diye.."
Efdal'in cevabı
"Anne o yağmuy değil. Ateş böcekleri oyun olsun diye bize tu atuyoylay yaaa!"!!!
Ethem'in cevabı
"Anne o yağmuy değil canım ben konuşuyken tükürüğüm geldi"!!!
SONUÇ
Pazar günü sabah kalkıldı anneyle birlikte zeytin tepe senin yollar benim dolaşıldı herkesle vedalaşıldı gene gelicez merak etmeyin diye teselliler verildi veeeeee bayramda tekrar geliceğimizin sözü alınarak öğle uykusu saatimizde Bursaya dönüldü...
Yazın başında Ethem dedesine n'zaman Bursa'ya döneceklerini sormuş o da yağmurlar yağınca diye cevap vermiş... İçim pırpır yine her cuma akşamı olduğu gibi gittik yazlığa.. İçim pırpır çünkü biliyorum ki oralardan buralara getirmek çok da kolay olmayacak.. Önce herzamanki gibi öpüştük koklaştık sonra ben hemen başladım
"ayyy buralarda da kimse kalmamış.. hiç çocuk yok mesela!"
hemen cevap
"Hayıy anne bak Femii dede buyda hem Ali de vay"
"Hımm öyle mi? ama çok rüzgar çıkmış artık denize de girilmez artık"
"Annee ama oysun biz buyda kumda oynuyoyus ananem bize havuz yapıyor"
"Yaaa öyle mi? Ayy evdeki oyuncaklarınız sizi öyle çok özlediler ki!!"
"Aaa hangi oyuncaklarımız? oyuncak köpeği mi? anne buyda paşşat vay biliyoy musun? çok tatlı biy de benim oolumm vay adı kayabaş bak şimdi şuyaya geliy"
"Hımm tabii gerçek kediniz köpeğiniz olması daha hoşşşşşşş...."
İçimden geçen Allahım nolursun bir yağmur yağdır da ağlayıp zırlamadan bitirelim şu işi..
Veee cumartesi akşamı bahçede üçümüz oyun oynarken yüzüme bir damla geldi ve sonra bir damla daha ve sonra bir damla...
"AAaa yağmur başladı gördünüz mü?? ben dedim size gitme vaktimiz geldi diye.."
Efdal'in cevabı
"Anne o yağmuy değil. Ateş böcekleri oyun olsun diye bize tu atuyoylay yaaa!"!!!
Ethem'in cevabı
"Anne o yağmuy değil canım ben konuşuyken tükürüğüm geldi"!!!
SONUÇ
Pazar günü sabah kalkıldı anneyle birlikte zeytin tepe senin yollar benim dolaşıldı herkesle vedalaşıldı gene gelicez merak etmeyin diye teselliler verildi veeeeee bayramda tekrar geliceğimizin sözü alınarak öğle uykusu saatimizde Bursaya dönüldü...
Etiketler:
Geziyoruz,
Söylüyoruz
19 Ağustos 2010 Perşembe
Sonra rahatım ohh...!

Bu karikatürü ilk facebookda okuduğumda güldüm sonra düşündüm sonra da tırstım...
Hayat eğer bu karikatürse ve ben bu karikatüre evet yaa doğru dediysem anladım ki şu anda 8 kareden ibaret olan bu karikatürün 6.sını yaşamaktayım.. hatta daha da ironik hayat denen kısım 7 kareden ibaretse sona daha da yaklaştım demektir... ya siz???
not karikatür facebook gençkolikten alınmıştır.. sonra hırsız olmıyalım bir de.. zaten son ikiyi yaşıyormuşum...
Etiketler:
Annemiz kendi kendine konuşuyor
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Süt Seansımız!!!

Ethem de Efdal de süt içmeye bayılıyorlar. Hergün belirli saatlerde süt seanslarımız var. Süt seanslarımız diyorum çünkü bu normal bir bardak süt alıp da içme şeklinde olmuyor. Şöyleki ikisinin de ayrı biberonları var Ethem biberonuna "benim biberonum" derken Efdal biberonuna "öteki biberon" diyor. Eğer evdeysek sütü mutlaka Ethem buzdolabından çıkarıyor vay sen misin sütü kendin çıkaran kıyametler kopuyor aksi bir durum olursa!!! Sonra süt açılıyor cezveye konuluyor ve yine Ethem illaki cezvenin içindeki sütü kontrol ediyor. İkisi de peşimde "anne şıcak oysun" diye dolanıyorlar tabii ki sıcakları ılık manasında ama kati suretle soğuk değil sıcak değil ılık bir süt!!! daha sonra seçilen biberonlar bana uzatılıyor ve biberon yine kati ama kati suretle ağızlarına kadar dolduruluyor; eğer biberon ağzına kadar dolu olmazsa özellikle de Ethem tarafından mutlaka red ediliyor!!! daha sonra ılınmış , ağzına kadar taşarcasına konmuş sütler o yumuk ellere alınıyor ve evin en büyük koltuklarından biri seçiliyor. Efdal kucağıma oturuyor , Ethem dizime yatıyor, anne kişi benim saçlarım eşit olarak ikiye ayrılıyor bir ucu Efdal'e bir ucu Ethem'e ikram ediliyor!!! Sütler içilmeye başlanınca Ethem den şöyle bir ses duyuluyor "anne yayaş yayaş sev beni" bu saçımla oyna demek oluyor ve ben Efdalimin koklaya koklaya öperken sütünü içmesini izliyorum bir elimle de canımoğlumun saçlarını okşuyorum!!! Sütler bittiğinde seansımız da sona ermiş oluyor...
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam,
Söylüyoruz
8 Ağustos 2010 Pazar
Nadide...

Küçükken annem çalıştığı için bana evde ananem bakardı. Onu o kadar çok severdim ki normalde haylaz hareketli bir çocuk olmama karşın ; ananem kalp hastası olduğu için onun yanında çok uslu , uyumlu bir çocuk oluverirdim. Daha 30'una gelmeden kaybettiği bir yavrusu bir de çocukluk aşkı kocasına rahmen ; yıllarca babasından eziyet görmesine yokluk içinde hem kardeşlerine hem de zamanı gelince çocuklarına bakmasına rahmen o hiç bir zaman hayattan şikayet etmez bana hep güzel şeyler anlatırdı. Adı gibi "Nadide" bir insandı...
Adı gibi "Nadide" olan benden 1 yaş küçük bir de benim canım kuzenim var. Dayım annesine olan sevgisinden dolayı küçük kızına bu ismi layık görmüş...
Efendim ben durdum bunları niye anlatıyorum Ethem ile Efdal'in blogunda bunların n'ilgisi var şöyle ki...
Dün denizden herzamankinden bir kaç saat erken döndük ki Gölcükteki dayımlara gideceğiz. Duş sonrası Efdalimin saçlarını tararken döndü ve bana ,anne senin de ananen var mı? diye sordu. ben de benim de bir ananem olduğunu onu çok çok sevdiğimi ama artık onun yanımızda olmadığını öldüğünü söyledim. Bu sefer adını sordu onun adı "Nadide" dediğimde sessizce adını tekrarladı.
Saatler geçti dayımlara geldik. Efdal'le Ethem'i parka götüreceğim Kuzenim Nadideye seslendim "Nadide sen de geliyor musun?" Efdal bir anda durdu ve çok heyecanlı bir şekilde "Bak anne senin de ananen ölmemiş gördün mü?" dedi. İlk önce anlıyamadım sonra bizim için çok aşina olan bu durumun onun için çok karışık olduğunu fark ettim ve sadece güldüm...
p.c. fotodaki ananem en soldaki ben yanımdaki de kuzenim yadoş:))
4 Ağustos 2010 Çarşamba
4 Film 1 Belgin
Çocuklar tatilde olunca biz de eşimle en çok sevdiğimiz şeylerden biri olan sinemaya gitme işini keyifle yapabiliyoruz. 1 aya 4 film sığdırabildik.

İlk önce Alacakaranlık filmine gittik ki benim için tam bir düş kırıklığıydı. Eminim seriyi çok merakla izleyenler ve devam filmi bekliyenler bana kızıyorlardır ama bu son bölüm kati suretle 13-18 yaş grubuna hitap ediyordu bence. Zaten sonrasında da patostan cheetostan çıkan alacakaranlık dövmelerini görünce tamam dedim tespit doğru... Düş kırıklığı yaşamış olsamda eşimle yaptığımız film üzerine geyikler bizi gene de güldürmeyi başardı...

Sonraki tercihimiz Gece&Gündüz filmi oldu. Tom Cruise&Cameron Dıaz filmi. Tabii ki abartılı sahnelere sahip olan filmde biz çok eğlendik. Bu sevimli çift n'kadar da 40'lı yaşların sonunu yaşıyor olsalar da hala gayet hoş görünüyorlardı ona karar verdim bu arada. Zaten sanki 40'lı yaşlar insanlara daha bir yakışmaya başladı onu da düşünmeden geçemiyorum.

Bir sonraki filmimiz 3D olan Son Hava Bükücü.. Film başladı Allah'ım ben bu kareleri ezbere biliyorum. Nasıl yani bu kadar net biliyorum derken cnbc-e 'de Ethem'le Efdal'in izlediği Avatar çizgi filminin aynı olduğu aklıma geldi. Durdum düşündüm biz 30 yaşamızda izliyoruz çocuklar 3 yaşında bu filmleri:)) sonra da vay bu çocuklar büyümüş de küçülmüş. Büyürler de küçülürler de canım.. Ethem'le Efdal bir de o kadar dikkatli izliyorlar ki Avatar'ı pes dedim içimden 30 yıl sonra bu çocuklar nasıl filmlerden haz alıcaklar acaba... Neyse bir yandan bunları düşünüyorum bir yandan avatarın kısaltılmış turu filmi izliyorum bir yandan içime gözlükten dolayı sıkıntı geliyor.... Film güzel mi güzel.. 3D keyfi hoş mu hoş.. ama gerşekten o gözlüklerin biraz daha hafifleri yok mu ki?? yoksa ben iş çıkışı yorgundum da ondan mı benim gözümde büyüdü bilemiyorum. Bir de filmin ilk yarısının sonlara doğru kısmı 3D değildi.. Ben de iyice maymun oldum bi tak gözlüğü bi çıkart.. kendime uyuz oldum yanii o derece... bir de arada gözlükleri herkes güneş gözlüğü gibi tepesine takmadı mı?? süper vallahi.. ya mevzuyu daha uzatmayayım diyorum ama film çıkışı sinema ekibinin bir gözlük toplayışı vardı ki evlere şenlik; gözlüğü elinizden alıyorlar ve 1.5metreden diğer yüz tane gözlüğün arasında atıyorlar.. yuhh yani gözlüğün hali mi kalır tabii heryeri çizilir.. neyse zaten n'zaman bu carrefour avm'ye gitsem oranın yönetimine küfür edip çıkıyorum. İlk açıldığında böyle miydi?? arada ikram arabaları dolaşırdı şimdi koltuklar bile Allahlık..

Son filmimizde Başlangıç oldu Leonardo dicaprıo'nun başrolü oynadığı film.. o n'uzun film öyle gerçi biz bilerek girdik ve o konuyu ancak o kadar uzun bir filmle toparlamaları normaldi herhalde... Ben filmden çok etkilendim. Konsantrayonum da tam olarak izledim:)) Film de çocukları gördükçe gözümden yaşlar süzüldü ve çocuklarımı n'kadar n'kadar çok özlediğimi birkez daha anladım. Belki üzerinde en çok konuşulası film bu ama olurda filmi izlemek isteyen biri daha izlemeden bunları okursa diye terbiyesizlik olmasın film hakkında açık vermiyeyim... Yalnızca filmden çıktıktan sonra 5dk böyle bir sersem oldum.. Konuyu kaçırmıyayım diye mi farketmeden çok dikkatli izledim yoksa filmin beni sürüklemesinden mi bilemiyorum sanki çıkışta beni teste tabii tutucaklarmış gibi dikkatli izlemişim filmi:)))
İşte de böyle günlerden perşembe yarın Allah'ın izniyle ben kuzucuklarımın yanındayım..

İlk önce Alacakaranlık filmine gittik ki benim için tam bir düş kırıklığıydı. Eminim seriyi çok merakla izleyenler ve devam filmi bekliyenler bana kızıyorlardır ama bu son bölüm kati suretle 13-18 yaş grubuna hitap ediyordu bence. Zaten sonrasında da patostan cheetostan çıkan alacakaranlık dövmelerini görünce tamam dedim tespit doğru... Düş kırıklığı yaşamış olsamda eşimle yaptığımız film üzerine geyikler bizi gene de güldürmeyi başardı...

Sonraki tercihimiz Gece&Gündüz filmi oldu. Tom Cruise&Cameron Dıaz filmi. Tabii ki abartılı sahnelere sahip olan filmde biz çok eğlendik. Bu sevimli çift n'kadar da 40'lı yaşların sonunu yaşıyor olsalar da hala gayet hoş görünüyorlardı ona karar verdim bu arada. Zaten sanki 40'lı yaşlar insanlara daha bir yakışmaya başladı onu da düşünmeden geçemiyorum.

Bir sonraki filmimiz 3D olan Son Hava Bükücü.. Film başladı Allah'ım ben bu kareleri ezbere biliyorum. Nasıl yani bu kadar net biliyorum derken cnbc-e 'de Ethem'le Efdal'in izlediği Avatar çizgi filminin aynı olduğu aklıma geldi. Durdum düşündüm biz 30 yaşamızda izliyoruz çocuklar 3 yaşında bu filmleri:)) sonra da vay bu çocuklar büyümüş de küçülmüş. Büyürler de küçülürler de canım.. Ethem'le Efdal bir de o kadar dikkatli izliyorlar ki Avatar'ı pes dedim içimden 30 yıl sonra bu çocuklar nasıl filmlerden haz alıcaklar acaba... Neyse bir yandan bunları düşünüyorum bir yandan avatarın kısaltılmış turu filmi izliyorum bir yandan içime gözlükten dolayı sıkıntı geliyor.... Film güzel mi güzel.. 3D keyfi hoş mu hoş.. ama gerşekten o gözlüklerin biraz daha hafifleri yok mu ki?? yoksa ben iş çıkışı yorgundum da ondan mı benim gözümde büyüdü bilemiyorum. Bir de filmin ilk yarısının sonlara doğru kısmı 3D değildi.. Ben de iyice maymun oldum bi tak gözlüğü bi çıkart.. kendime uyuz oldum yanii o derece... bir de arada gözlükleri herkes güneş gözlüğü gibi tepesine takmadı mı?? süper vallahi.. ya mevzuyu daha uzatmayayım diyorum ama film çıkışı sinema ekibinin bir gözlük toplayışı vardı ki evlere şenlik; gözlüğü elinizden alıyorlar ve 1.5metreden diğer yüz tane gözlüğün arasında atıyorlar.. yuhh yani gözlüğün hali mi kalır tabii heryeri çizilir.. neyse zaten n'zaman bu carrefour avm'ye gitsem oranın yönetimine küfür edip çıkıyorum. İlk açıldığında böyle miydi?? arada ikram arabaları dolaşırdı şimdi koltuklar bile Allahlık..

Son filmimizde Başlangıç oldu Leonardo dicaprıo'nun başrolü oynadığı film.. o n'uzun film öyle gerçi biz bilerek girdik ve o konuyu ancak o kadar uzun bir filmle toparlamaları normaldi herhalde... Ben filmden çok etkilendim. Konsantrayonum da tam olarak izledim:)) Film de çocukları gördükçe gözümden yaşlar süzüldü ve çocuklarımı n'kadar n'kadar çok özlediğimi birkez daha anladım. Belki üzerinde en çok konuşulası film bu ama olurda filmi izlemek isteyen biri daha izlemeden bunları okursa diye terbiyesizlik olmasın film hakkında açık vermiyeyim... Yalnızca filmden çıktıktan sonra 5dk böyle bir sersem oldum.. Konuyu kaçırmıyayım diye mi farketmeden çok dikkatli izledim yoksa filmin beni sürüklemesinden mi bilemiyorum sanki çıkışta beni teste tabii tutucaklarmış gibi dikkatli izlemişim filmi:)))
İşte de böyle günlerden perşembe yarın Allah'ın izniyle ben kuzucuklarımın yanındayım..
Etiketler:
Annemiz kendi kendine konuşuyor
2 Ağustos 2010 Pazartesi
Kabul ediyorum onlarsız da olmuyor artık...
Durdum düşündüm de çocuklar anane&dedesinin yazlığına gideli koskocaman 1 ay olmuş... Bu da demektir ki ben 1 ay içinde 1 senede yapmadığım kilometreleri katettim.. Belki de çocukların vesilesiyle ben de her hafta sonu denizli kumlu güneşli tatil yapıyorum.. Mızlanmak günaha girmek olabilir.
Tam 1 aydır eşimle eve akşamın bir körü girip sabahın bir körü iş için çıkıyoruz. Sanki çocuklar evde olmayınca eve girmemiz yasakmış gibi ya da hazır çocuklar yokken 10 aydır aklımızdakileri yapmamız gerekiyormuş gibi...
Ama bu pazar yazlıktan dönerken ve karnımız açlıktan zil çalmışken gecenin 2'sinde vardığımız Bursada açık bir mekan bulmuş bir yandan n'de olsa anadolu şehri kardeşim yaşam durmuş buralarda diye söylenirken (çok şımarığız tabii sanki çocuklar varken biz her pazar gecenin ikisinde dışarlarda fink atıyorduk neyse artık) farkettik ki bu 1 ayda hızlandırılmış kurs misali hızlandırılmış gezme tozma işinden çok yorulduk... Kalan şu 1 aylık süreçte biraz daha normale dönelim bari diye konuştuk.. Döndük mü ? döneceğiz mi bilinmez ama dün ilk defa normal saatlerde girdiğimiz evimiz bana pek bir ruhsuz pek bir cansız geldi.. N'yapacağımı şaşırdım. Yemek yaptım yedik bitti, bir kitap aldım okudum bitti, çamaşır yıkadım astım geçti.. Bari bir film izleyeyim dedim baktım baktım beğenemedim , çocukların odasına girdim kızıma süpriz hazırladığım toka kutusunu açtım yeni aldığım tokayı koydum hüzünlendim ağlamaklı oldum kendime geldim kendi kendimle çeliştim sen değil miydin bu çocuklar beni delirtecek diyen sen değil miydin yarış atına döndüm bu nasıl iş diyen diye söylendim geçti en sonunda da durdum durdum ütü yapmaya başladım eşimin ben yatıyorum demesiyle rahat bir nefes aldım ve yaşasın demek ki uyuma vakti gelmiş diye ışık hızıyla yatağa attım kendimi ve günü bitirdim..
Tam 1 aydır eşimle eve akşamın bir körü girip sabahın bir körü iş için çıkıyoruz. Sanki çocuklar evde olmayınca eve girmemiz yasakmış gibi ya da hazır çocuklar yokken 10 aydır aklımızdakileri yapmamız gerekiyormuş gibi...
Ama bu pazar yazlıktan dönerken ve karnımız açlıktan zil çalmışken gecenin 2'sinde vardığımız Bursada açık bir mekan bulmuş bir yandan n'de olsa anadolu şehri kardeşim yaşam durmuş buralarda diye söylenirken (çok şımarığız tabii sanki çocuklar varken biz her pazar gecenin ikisinde dışarlarda fink atıyorduk neyse artık) farkettik ki bu 1 ayda hızlandırılmış kurs misali hızlandırılmış gezme tozma işinden çok yorulduk... Kalan şu 1 aylık süreçte biraz daha normale dönelim bari diye konuştuk.. Döndük mü ? döneceğiz mi bilinmez ama dün ilk defa normal saatlerde girdiğimiz evimiz bana pek bir ruhsuz pek bir cansız geldi.. N'yapacağımı şaşırdım. Yemek yaptım yedik bitti, bir kitap aldım okudum bitti, çamaşır yıkadım astım geçti.. Bari bir film izleyeyim dedim baktım baktım beğenemedim , çocukların odasına girdim kızıma süpriz hazırladığım toka kutusunu açtım yeni aldığım tokayı koydum hüzünlendim ağlamaklı oldum kendime geldim kendi kendimle çeliştim sen değil miydin bu çocuklar beni delirtecek diyen sen değil miydin yarış atına döndüm bu nasıl iş diyen diye söylendim geçti en sonunda da durdum durdum ütü yapmaya başladım eşimin ben yatıyorum demesiyle rahat bir nefes aldım ve yaşasın demek ki uyuma vakti gelmiş diye ışık hızıyla yatağa attım kendimi ve günü bitirdim..
Etiketler:
Annemiz kendi kendine konuşuyor
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Annelik garip birşey...
Dün benimkileri arayıp nasıl olduklarını sormuştum; annem de iyiyiz ama Efdal biraz öksürüyor o yüzden denize gitmedik demişti. Sanırım bundan etkilendim bütün gece Efdal'le ilgili kabuslar gördüm ve hep ağlayarak uyandım. Sabah aradım nasılsınız diye. Çok iyilerniş ben bütün gece kabuslarla uğraşırken kızım da pizzalarla uğraşmış. Sabah da ananesinden pizza istemiş, anane işte o da pizza vari birşeyler yapmış onları yiyip binmişler arabalarına ben aradığım da yoldalardı gezmeye gidiyorlarmış fonda Efdal'in sesi şarkı söylüyor telefondan bile anlaşılacak kadar mutlu.. oğlumla da kızımla da konuştum.. kızım bir de bana potbori yaptı. Ohh dedim rahatladım.Annelik garip birşey;
onlar hasta ben daha beter hasta...
onlar üzgün ben kahrolmuş...
onlar mutlu ben huzurlu...
onlar hasta ben daha beter hasta...
onlar üzgün ben kahrolmuş...
onlar mutlu ben huzurlu...
Etiketler:
N'rden başlasam nasıl anlatsam
27 Temmuz 2010 Salı
Ben de seni özlemişim...

Up uzun bir aradan sonra merhaba blogum...
hoşbuldum.
evet seni unuttum.
Unuttum mu dedim? yalan savsakladım.
Yok yok savsakladım mı dedim? senden kaçtım...
Ama bir sor n'den diye? Çünkü insanlar beni korkutur oldu. Şu dünyada insandan daha büyük bir canavar var mı acaba??? yok di mi?? Küçücük yavruları para için kaçıran öldüren insanlar... Küçücük yavrulara tecavüz eden yine o insanlar... Küçük yavruların fotolarına bakıp bakıp fantazi kuran yine bu insanlar... İnsan insandan korkmasın da n'yapsın?? ben bu canavarlardan korkmayayım da n'yapayım...
Kesin olarak birşeyler yazmamaya karar vermiştim ama bugün oturup da geçmiş yazıları okuyunca ve okudukça da yazmasaydım bunları hatırlayamayacağımı farketmemle durum biraz değişti.Sanırım biraz daha özelimize dikkat etmeye çalışarak blog hayatıma devam edeceğim. Belki tek tesellim zaten yüzlerce insanın okuduğu bir bloga sahip olmamam.. Böylece zevkle yazmaya devam edebilirim.
Ethem ve Efdal uzun tam tamına 1 aylık okula alışma döneminden sonra okula keyifle gitmeye başladılar. Ama o 1 ay resmen kabus gibi geçti. Bir biri ağlıyor bir biri ağlıyor gece daha yatarken yarın okula gitmiycem diye pazarlıklar yapılıyor sabah daha gözler açılmadan yaşlar süzülüyor. Açık söyliyim pes etmek üzereydim. Dedim yemişim okulunu en kötü ihtimal bu paraya 2 tane cillop gibi bakıcı bulurum. Gel görki sanki benim bu hissiyatımı anlayan çocuklar pat diye okula gitmeyi ister oldular.. Şarkılarla türkülerle okula gider oldular ta ki temmuz ayı gelene kadar. Kışın dedesi ve ananesi bizimkilere sürekli yazın sizinle yazlığa gidicez, orada denize gidicez,kumda oynıyacağız, bahçe sulayacağız v.s.diyorlardı benimkiler bunu hiç akıllarından çıkarmamışlar tabii. temmuz ayının gelmesi ve tabii okuldaki bir çok arkadaşının yaz okuluna kalmamasıyla benimkiler yine okula gitmiycem senfonisine başladılar. Biz de aldık götürdük yazlığa.. Onlar yazlıkta ben Bursada h.sonu ben de cumadan onların yanında git gel halindeyim. Mutlular mı çok, eğleniyorlar mı çok, 1 ayda gelişmişler mi çok, birbirimizi özlüyor muyuz çokkkk!!! Bu şekilde bir yaz geçiyoruz bakalım. Ağustosda n'yapacaklar bilmiyorum. Her pazar benimle dönecek misiniz diye soruyorum cevap aynı biz burada kalıcaz sen de tatilde gel... İşte de böyle blogcum. Umarım tekrar yazarım.. ben de senin özlemişim..
Etiketler:
Annemiz kendi kendine konuşuyor
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











