17 Kasım 2009 Salı

ETHEM HALLERİ...




Allahım Ethem bu aralar reklamlarda n'görse istiyor, ama n'görse...
Hafta sonu beraber çizgifilm seyrediyoruz (Efdal beğendiği bir çizgi filmi uzun uzun seyredebiliyor ama Ethem taş çatlasa 10-15dk neyse) araya reklamlar girdi. Program çocuklara yönelik olduğu için çoğu reklamda buna göre seçilmiş tabii..

önce çikolata reklamı çıktı
"Anne men bundan istiyooom"
"tamam oğlum alırım"

sonra bir bebek reklamı
"Anne men bundan istiyooom bu kızlar için Efoss(efdalin efoş hali) için"
"Ahhh oğlummm kardeşini de düşünürmüş tamam oğlum alırım"

ardından bir la vache qui rit (bu n'derseniz bildiğimiz lavaşkiri canım havalı olsun diye böyle yazdım:)) reklamı
"Anne men bundan istiyooom"
"tamam oğlum alırım"

ardından bir transformers reklamı
"Anne men bundan istiyooom bu erkekler için"
"Tamam oğlum alırım"

derken bir orkid reklamı çıktı
"Anne men bundan istiyooom"
":@ :@ :@
Oğlum bu n'?? bunu çüçüne mi takıcan??"
gayet ciddi bir surat ifadesi ile böyle lüzumlu birşeyi almayı sanki oğluma ben çok görmüşüm bir tavırla,
"evatt tatıcam"
bendeniz kopmuş vaziyetteyim, Ethem şaşkın....

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bizim Oyun Hamurumuz...


Kış gelmeye başladıkça Efdal ile Ethem evde sıkılmaya başladılar tabii. Bir de şu malumunuz domuz gribi meselesinden babamız bizim alışveriş merkezlerindeki oyun yerlerine de gitmemize izin vermez oldu e anne kuş bendeniz de n'yapacağımı şaşırır oldum.
Efdal'in bu ara en çok kullandığı cümle bana karşı

"HIMMM anne ye yababiliyim??"
ben de başlıyorum


"HIMMMM bi düşünelim ye yababiliysin? a aklıma bi fikir geldi hamurla oynayalım mı?"

o anki ruh hallerine göre evet ya da hayır diyorlar. Eğer cevap evetse hemen koşuyoruz mutfağa alıyoruz plastik kasemizi önce içine su, sonra un.... cıvık mı oldu tekrar un yok kurumu oldu tekrar su:)) yapıyoruz bir hamur. sonra onu güzelce mıncıklıyoruz mıncıklıyoruz. Yere hemen bir örtü serip masalarını sandalyelerini koyuyoruz alıyoruz pasta kalıplarımızı kalemlerle (oklava niyetine) açtığımız hamurlardan şekiller yapıyoruz. Kalıplarla şekiller yapmak daha kolay tabii benim gibi beceriksizseniz bu en basit yol. Yoksa oğlum " anne kebce yap, vinc yap, aslan yap..... " bitmeyen isteklerde bulunuyor. Allah için uğraşıyorum ama ben kepçe yapmaya çalışırken ortaya bir çanta çıkıveriyor, ya da ne bileyim vinç yapayım derken zürafa o kadar beterim yani... böylece hamurlarla yapım aşamasından itibaren 1 saate yakın zaman geçirmiş oluyoruz hem onlar eğleniyor hem de onlar eğlendiği için ben mutlu oluyorum. Oyundan sıkılınca ki önce hep Ethem sıkılıyor hamurları etrafa atma faslımız başlıyor orda hemen olaya müdahale edip hamurları topluyorum ve bir poşete koyup buzdolabına saklıyorum. Böylece ertesi gün de hamurumuz hazır oluyor.
Bu arada renkli hamurlardan almıyorum çünkü hem hala hamurdan örneğin elma yaptık diyelim oyuna fazlaca kendilerini kaptırıp ağızlarına atabiliyorlar hem de şu son sıkılma aşamasında yerlere atma faslında halılar ve sonrasında ayakkabının altına yapışan küçük parçalar sayesinde pıtı pıtı koşulan hilafsız tüm ev rengarenk oluyor...

3 Kasım 2009 Salı

Şimdi 2 yaş sendromu dedikleri olay bu mu???

Bu aralar Ethem de Efdal de hiç laf dinlemez oldu. Resmen şımarık çocuklar gibi n'desem verecek bir cevapları var. mesela;

" annecim bak onu oraya koyma düşer kırılır"
" kırılmaz"
"!"

"annecim ordan atlamayın bir yeriniz acıyacak"
"acımaz"
"!"

"kızım kardeşinin yapbozunu bozma"
"bozucam"
"!"

"oğlum kardeşini ısırma"
"ısırıcam"
"!"

eskiden yalanda olsa "temam" diyorlardı. Şimdi "temam" da yok direk muhalefet.. Vallahi n'yapıcağımı şaşırdım. Kızsan olmuyor, dövsen olmuyor, görmemezliğe gelsen olmuyor... Konuyu dönüp dolaştırıp ikiz olmalarına bağlamak istemiyorum ama gerçekten de belki tek olsalar offf deyip geçicem ama şimdi birbirlerine karşı da muhalefet yaptıkları için sonuç birinin ısırılması, tartaklanması ile bitiyor. Evde ikinci bir kriz yaşanıyor. Bir de birbirlerine karşı o kadar acımasızlar ki!!! Koparırcasına ısırmalar, saç çekmeler, vurmalar... Sebepse çok net " benim oyuncağımı aldı" ...

Şimdi 2yaş sendromu dedikleri olay bu mu??? Yoksa daha bir de bunun sendrom kısmı mı var???

28 Ekim 2009 Çarşamba

Her çalışan anne mi böyle yoksa ben mi böyleyim??


Tamam kabul ediyorum dengesiz hatta çok dengesiz bir ruh halindeyim. N'den mi daha 2 gün önce kızım da çalışmama alıştı şuymuş buymuş diye caka satarken bugün "ama ben çalışmak istemiyorum ki" diyorum kendime.. Hatta sadece kendime de değil ablama da söyliyeyim dedim resmen gülme krizine girdi telefonda. N'den güldüğünü o da anlıyamamış ama çok komik gelmiş ona.. Haydaaaa n'den benim çalışmak istememem bu kadar komik oluyor anlıyamadım.
Acaip acaip şeyler düşünmeye başladım. Sağıma bakıyorum hasta insan , soluma bakıyorum hastalıktan bir yakınını kaybetmiş insan e düşünüyorum etrafımdaki çoğu insan mutsuz... benim daha kaç sene yaşıyacağım hadi onu da geçtim bu şekilde sağlıklı yaşıyacağım belli mi??? Hazır sağlıklı sıhhatli iken bu zamanlarımı çocuklarımla birlikte evde geçirsem bu daha akıllıca değil mi?? n'den bu kadar hasret çekiyorum onlara??
İşlerim hergeçen gün daha da yoğunlaşıyor işten korktuğumdan değil elbette ama artık bu tempoyla eve gidince de çocuklarımla kafam rahat zaman geçiremiyorum. Bu durum geçici mi onu da bilemiyorum.. Sürekli kafamda soru işaretleri ile yaşadığımı ve kalbimin rahat olmadığını hissediyorum...
Her çalışan anne mi böyle yoksa ben mi böyleyim??

26 Ekim 2009 Pazartesi

daldan dala

İş güç derken bu ara resmen sıkıştım kaldım (sıkıştım kaldım deyince de hep aklıma bir kadın bir erkekteki replik gelir oldu:) neyse) Anlatacak çok şey birikti de bu kafa yoğunluğundan onları anlatacak güç ben de birikemedi bu ara.
Ethem ile Efdal bu ara gene çok şekerler. Çok yorulsamda azıcık azıcık mızlansam da biliyorum ki en tatlı zamanlarındalar. O laflar, hareketler, edalar kendilerince uydurdukları oyunlar , küsmeler, bağırışmalar , kıkırdaşmalar hepsi hepsi çok özel çok güzel benim için.
Çok konu birikince daldan dala bir yazı olucak bu anladım. Şöyle ki aklıma bin türlü şey geliyor bir köşesinden kapıp anlatmam lazım lakin yazmadıkça yazmıyorum onunda farkındayım.
Efdal bu aralar "ben de büyüyünce işe gideceğim" diyor. Bunu duymak her seferinde beni çok sevindiriyor. Sebep kızımın büyüyünce çalışmak istemesi değil sebep kızımın bunun güzel bir şey olduğunu düşünmesi.. Yanlış mı düşünüyorum bilemiyorum ama demek ki o bu durumu çoktan (hatta benden önce) kanıksamış ve iyi birşey olduğuna kanaat getirmiş.
Bu arada 2.5 yaş dr kontrolümüz çok iyi geçti. Doktor amcamız kızımın da oğlumunda gelişimini çok beğendi. Çok şükür anane ve dedeleri öyle iyi bakıyorlar ki onlar olmasa hayat benim için nasıl olurdu hiç bilemiyorum bilmek de istemiyorum.
Ethem yapbozlarla oyun oynama işinde iyice ustalaştı beni bile hayrete düşüren kuleler inşaa ediyor acaba rahmetli dedesi gibi inşaat müh. mi olucak??:))) Geçenler de büyüyünce n'olmak istiyorsunuz diye Ethem'e de Efdal'e de sordum. İkisi de şaşırdı n'diyeceklerini bilemediler kanımca soruyu da anlamadılar:)) ben de onları yönlendirmek istemediğim için çeşitlendirmedim.(öğretmen,dr, vs. saymadım) çünkü ben n'desem onu diyeceklerdi onu anladım. İleri de n'olucakları benim için hiç önemli değil. Ben sadece onların kendilerine zarar vermeyecek mutlu ve huzurlu olucakları işleri seçmelerini çok isterim.
Bu ara kafam öyle yoğun ki... sadece çocuklarımla oyun oynarken o yoğunluktan uzaklaşıyorum. Onları o kadar çok seviyorum ki bunun gerçekten tarifi mümkün değil.. daha fazla laftan lafa atlamamak için bu özeti burada bitirmeye karar veriyorum:)))
Bir de bugün canım ablamın yaşgünü onu da çooook seviyorum:))) (ben daldan dala bir yazı olucak baştan demiştim):)))

13 Ekim 2009 Salı

İşte bizim meme hikayemiz....













Dün Efdal'i uyuturken düşündüm de ; şu an benim için normal sayılan bazı ritueller bundan seneler sonra hatırladığımda yüzümde kocaman bir tebessüm ve zihnimde "ahh n'kadar masummuşlar" dedirtecek. Bir anne olarak çocuklarımı kandırmayı elbette istemem ama bazen öyle mecburiyetler oluyor ki bu bir de rituele dönüşüyor. Şöyle ki; Ethem de Efdal de memeyi seven çocuklar. Meme derken yalancı meme ya da emzik işte ondan bahsediyorum. Ethem memeye çok daha düşkünken Efdal uyku zamanları daha çok meme emerdi. Gel zaman git zaman bu meme olayı biz de iyice kriz halini almaya başlamıştı. Ethem artık iyice işi abartıp 2meme birden emmeye başlamıştı. Yerde meme görüyor hop ağzındakini bir tarafa fırlatıyor sonra Efdal 'de başka meme görüyor bu sefer onu kapıyor ikisini birden ağzına alıyor vs. Efdal işi bu noktaya getirmemişti. O genelde gündüzleri meme emmiyordu ya da Ethem de görünce aklına geliyor emiyordu. Dediğim gibi öyle böyle bu bir kriz halini almaya başlamıştı. Mesela bir gece Ethem her zamanki gibi süt içmek için uyanmıştı karanlıkta gittim ağzından memesini aldım biberonu vermeye çalışıyorum baktım biberon bir türlü ağzına girmiyor bir de n'göreyim 2 meme ile uyuya kalmış ben birini çıkarmışım ama ikincisi yine ağzında.... Durum böyle vahim olunca ve memeler artık ısırılmaya kopartılmaya pis ve sağlıksız bir hal almaya da başlayınca dedik bir yalan uyduralım. Börtü böcekleri yakınen tanıyan çocuklarımız için uydurduğumuz yalan klasik "artık büyüdünüz memeden kurt çıkar" dı. Ben şahsen hiç umutlu değildim bu yalandan ama Ethem çok etkilendi. Zaten memeleri ısırık içinde olduğu için emmek de onu çok keyiflendirmiyordu. İçine bir de kurta benzer bir şey koyunca oğlum ısırıklı olan her memede kurt var sanıp bıçak gibi 1 gecede meme emmeyi kesti. Resmen şok olmuştum. Meme istediğinde de yine ısırıklı memelerden verdik ve her seferinde "bu kurtlu" diye ağzından fırlatıp attı. Kurt yalanı biz de tabiii ki hala sürüyor bahçede, balkonda , evde kurta benzeyen herşeyi gördüğümüzde "bak oğlum& kızım kurtlar sizin memeleri arıyor" vs gibi şeylerle bu masal devam ediyor. Böylece Ethem'in meme hikayesi beni bile şok eden bir gelişme ile bitmiş oldu... Ama Efdal için bu kadar kolay olmadı olmuyor... Şöyle ki... O dönem tam bu memelerin kurtlandığı ara:)) ben Efdal'e yatağında kendi kendine uyumayı öğretmeye çalışıyordum.(başardım mı hayır! ama çabaladım) n'yse dedim ki çocuk zaten yeni bir aşamaya geçti birşeyler öğrenmeye çalışıyor ve bunun için bir de eziyet çekiyor zaten memeye de çok düşkün değil öğle uykularında meme emmiyor bile en iyisi ben kızıma daha fazla eziyet etmiyeyim de bari meme ile uyusun dedim. Bu gayet makuldu. Ethem'e memeyi asla göstermemek şartıyla sadece geceleri Efdal meme emmeye devam ediyordu ve gündüz aramıyordu bile... Ta ki bir gece evde mememizi bulamayıp da bakkaldan uyduruktan bir meme alana kadar. Film orda koptu. Ben doğduklarından beri hep aynı marka meme veriyordum. Ama gecenin bir vakti bulamayacağımız için alınan bu memeye Efdal resmen bayıldı. Biz çocuğa meme bıraktırmaya çalışırken o daha çok istemeye her uykusunda meme diye ağlamaya hatta gündüzleri de krize girmeye başladı işte Efdal için uydurulan özel yalan da o zaman başgösterdi... Efdal'in yalanı da şu... "bak siz artık büyüdünüz sizin her memenize yeni de olsa kurt giriyor; ancak bebeklerin memesinde kurt olmaz. Bebek de seni çok sevdiği için sadece uyku saatlerinde memeyi getiriyor sen uyanınca hemen bebeğin babası gelip geri alıyor" Efdal'i ancak bu şekilde uyku saatlerinde meme emmek üzere kısıtlayabildik. Yoksa Ethem de tekrar memeye başlıyacaktı. Şimdi benim kuşum her gece uykusu geldiğinde Ethem'in de duymaması gerektiğini bildiği için Gözlerini süzüp sesini kısarak "bebek mana meme getiiimiş mi?" diye soruyor ve biz "evet getirmiş " deyince de dünyalar onun oluyor. Biz de her gece bu yalanı sürdüyoruz. Çoğu zaman meme getiren bebek üst kattaki komşumuzun bebeği Zeynep oluyor. Efdal'e diyorum ki "Zeynep büyüyünce onun da memesine kurt giricek ona göre..." O da hemen " ama Zeynep daha büyümemiş di mi anne" diyor:))) Ben de "evet daha büyümemiş ama her an büyüyebilir " diyorum:)))






İşte bizim meme hikayemiz.... Henüz Efdal'den dolayı tam olarak son bulmayan bir hikaye...

29 Eylül 2009 Salı

Allah kimseyi yavrusunun kokusundan ayrı bırakmasın...







Haberlerde duyduğum günden beri Kayseride kaybolan yavrular aklımdan çıkmıyor. Çok fazla TV seyretmeye vaktim olmadığı için işe gelir gelmez netten çocuklarla ilgili son haberleri takip ediyorum.
Ramazanda işten dönerken radyodan dinlediğim haber kanalında muhabir insanlara "geçmiş ramazanlarla şimdiki ramazanlar arasında farklar var mı?" diye soruyor ve inatla insanları soruları ile geçmiş ramazanın çok daha güzel geçtiğine yönlendiriyordu. Dinlerken kızmıştım "böyle de haber mi yapılır? resmen insanları yönlendiriyorlar, her sene aynı gevezelik yapılıyor" vs. diye....
Sonra bu çocukların ŞEKER BAYRAMInda kaybolmaları ile birlikte kafama bir şey dank etti ve geçmişe döndüm. Gevezelik dediğim şeyi düşünmeye başladım ve ağlıyası oldum...

Ben çocukken aylar öncesinden Şeker Bayramını beklerdim. Kalbim bayram günü yaklaştıkça sanki daha bir hızlı, daha bir heyecanlı atardı. Ramazanın gelmesiyle evimizin havası tamamen değişirdi hele de bayram yaklaştıkça..... temizlikler yapılır, şekerler alınır, gümüşler ovulur....
Bayrama günler kala muhakkak ablam ve benim için alışverişe çıkardık. Tüm İzmit'i dolaşırdı annem bizim için. Ablam çok daha kolay karar verirken ben bir türlü n'alıcağıma karar veremezdim. Kıyafetim ayrı alınır, tokam ayrı , çorabım ayrı, ayakkabım ayrı veeee tabii ki bol bol şeker toplayacağım için çantam ayrı:))
Bayram gününe kadar kimseye, hiçbir arkadaşıma göstermezdim aldıklarımı herşey süpriz olmalıydı.
Bayramdan bir gün önce ev çiçek gibi olurdu. Biz de banyomuzu yapar mümkün olan en erken saatte yatardık.
Bayram günü babam erkenden namaza giderken annem de bizi hazırlardı. Saçımız taranır , üstümüz giyinilir. Babam gelip de kahvaltımızı yaptık mı.. çalan ilk kapı zili ile işte benim de günüm başlardı. Apartmandaki 13-15 çocuk toplanır önce kıyafetlerimiz hakkında yorumlar yapar sonra da sitenin yolunu tutardık. Tek tek kapılar çalınır, bayramlaşılır eller öpülür bazen şeker , bazen çikolata, bazen sakız bazen de mendiller toplanırdı. Artık çantamda yer kalmaz fazlalıkları yedikçe yerdim. Zaten önceki bayramlardan hangi koşumuzun n'ikram edeceğini bile bilirdim. Tüm sokağımızın bayramlaşması bittikten sonra evimize gelirdik ve bu sefer ailece yapılacak bayramlaşmalara gitmek üzere evden çıkardık.... Bütün bayram şeker, çikolata ve baklava ile beslenirdim. Yerdim, yerdim, yerdim... taaa ki allerji olup da ayaklarımın altına kadar allerji baloncukları çıkana ve klasik "incidal" ilacımı içmeye başlıyana kadar.........

Şimdi ki çocuklar bunları yapabiliyorlar mı???? Bilmem sanmıyorum. Benim etrafımdaki çocuklar yapamıyorlar..
Kayserideki minik çocuklar da belki benim çocukken ki heyecanımla çıktılar yola ama geri dönemediler... düşündükçe boğazımda birşeyler düğümleniyor..
Geçen bu çocukları konuşurken eltim " e anneleri de salmasalarmış bu zamanda çocuklar bayramlaşmaya gönderilir mi?" dedi. Önce tepkisine şaşırdım sonra da söyliyecek pek de bir laf bulamadım...Sonuç olarak doğru söylüyordu ama... maalesef gönderilmiyor.. gönderilemiyor...




Tez vakitte bu 3 yavruda sağ salim uzun süren bayramlaşmalarından geri annelerinin kucağına dönerler inşallah.... Allah kimseyi yavrusunun kokusundan ayrı bırakmasın...

24 Eylül 2009 Perşembe

Ayy Allah kimseyi blogundan ayrı koymasın:)))

Ayy Allah kimseyi blogundan ayrı koymasın:))) hahahaa:))

Bu n'biçim bir alışkanlık olmuş böyle de ben farkında değilmişim. Resmen 13 gündür karın ağrıları çekiyorum. Bilgisayarlarımın hiçbirinden bloguma + diğer bloglara giremiyordum; çok şükür geçti gibi:))) Mert'in de başının etini yiyip durdum ama bana sabretti doğrusu :))))

8 Eylül 2009 Salı

pundig,kukaka,dombada:)))


Ethem ile Efdal'in arasında ilginç bir bağ var. Sanırım bunu ancak ikiz olan insanların anlıyacağı bir bağ. Klasik biri uyanınca diğeri de uyanıyor efendim biri bir ağlasın diğeri de bak susmuyor demiyeceğim.

Mesela siz bir kelimeyi 40 kere de söyleseniz onlar ; bir diğeri o kelimeye hangi söyleniş biçimini uygun gördüyse o şekilde söylüyorlar. Örneğin "puding" .Ben belki 50 sefer "puding" demişimdir ama Efdal'in ağzından bir kere kelime "pundig" olarak çıktı ya tamam Ethem de "pundig" diyor. E ben daha çok ve doğrusunu söylüyorum??? yok farketmez onlar aralarında bunu uygun gördüler... Aslında çok da komikler. Çikolata mesela "kukaka" bazen "kokaka" da olabiliyor ama asla "çikolata" olmuyor... İkisi de aynı şekilde söylüyorlar. Bütün yaz çoğu akşam dondurma yedik. Herkes "dondurma " diyor benim iki muzur "dombada"....
Niye böyle acaba???

"Kardeşim yanlış da söylese o benim kardeşim ben onu korurum ben de yanlışını söylerim"mantığıyla mı?

yoksa

"Bak bu annemler de kelimelerin doğrusunu bilemiyorlar , oysa kardeşim öyle mi??? en güzelini söylüyor" mantığıyla mı???
Vallahi de bilemiyorum... Ama hangi mantıkla söylüyorlarsa da çok tatlılar:)))

3 Eylül 2009 Perşembe

kreativ_blogger ödülüm var:)




Bir ödülümüz daha oldu çooook da güzel oldu:)) Bu ödülü bana sevgili arkadaşım sdilek http://karyamvedamlam.blogspot.com/ vermiş:)) çok teşekkür ederim canım:)

Evet bu ödülünde kendi içinde kuralları varmış efendim işte kurallar da bunlarmış;

1. Ödülün logosunu bloguna eklemek.

2. Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak.

3. Hakkındaki 7 ilginç şeyi listelemek.

4. Sevdiğin 7 blogu listelemek.

5. Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak



logomuzu + linki ekledim.



sevdiğim bloglar çoook daha fazla olmakla beraber kurallara uymak açısından sıra gütmeden 7 tane blog arkadaşımı da yazıyorum:)

1-uğurböceklerim

2-ikizcadılar

3-primarima

4-zuzuların annesi

5-hergüne 1 eğlence

6-hayatımda yeni bir sayfa

7-malla

evt bunu da yaptım:))

mesajları da gönderirim:)



hakkımda 7 ilginç şey???? bunu insanın kendi kendine değerlendirmesi biraz zor!!! ama zoru başardım ilk aklıma gelenleri yazıyorum



1- Hayatta kimseyi kıskanmazken söz konusu eşim oldu mu “kıskanırım seni ben” modunda olurum
2- Arabayı bazen gereksiz hızlı kullanırım sonra da “vay ya şimdi şurada takla atsaydım nolucaktı? Vay ya şu köprüden uçsaydım n’yapardım?” diye günlerce düşünürüm
3- Herşeyi çok çabuk ezberleyebilirim ama aynı hızla da unuturum
4- Kör olma gibi bir fobim vardır. Gece uyurken bile elektrikler kesilse şak diye uyanırım ve kör oldum sanıp paniklerim
5- Düz çizgi bile çizemezken, resim kabiliyetim çöp adamı bile geçemezken önüme koyulan bir piyano ile istediğim melodiyi farketmedenparmaklarım çalmaya başlar
6- Korku filmi seyretmeyi çok severim ama film mutlaka gerçekçi olmalı yoksa hayal ürünü şeylerden,uzaylılardan,zombiden,hayvanlardan, vampirlerden vs. asla korkmam sadece aksiyonları hoşuma giderJ
7- Yerim yerim çok kilo almam. Her daim 2 çocuk da doğursam zayıfımdır. Bunun için de herkes yaşımı göstermediğimi, hele de 2 tane çocuğumun olduğuna asla inanmadıklarını söylerler



Evet şimdi sıra bu ödülü kime paslıyacağıma geldi:))) ben de bu ödülü ikiz cadıların annesi http://birkalpteikisevda.blogspot.com/ 'a paslıyorum... Hadi Yasemincim Allah kolaylık versin canım:))) güle güle kullan:))