1 Eylül 2009 Salı

Kardeşim bu annelik n'kadar zor bir işmiş böyle..

Vallahi bir geldiler pir geldiler bizimkiler. Daha yazlıktan getirdik hanım efendiyle beyfendiyi haftasına Efdal ateşlendi. Hemen doktora götürdük hem boğaz enfeksiyonu hem kulak. Bir hafta kuşumun hastalığıyla uğraştık ateş,ilaçlar,uykusuz geceler,iştahsızlık, sürekli mızlanma derken bir sonraki hafta Ethem hasta oldu aynı boğaz enfeksiyonunun biraz daha ağırı. Herhalde mikrop Efdal'de gelişti hop Ethem'e geçti. Gene aynı senaryo Ateş,iştahsızlık,ilaçlar,uykusuz geceler, mızmızlık. Haaaa aynı senaryo mu dedim yanlış demişim. Bu aynı senaryonun bir sonraki daha gerilim dolu bölümü. Ateş düşmez, Ethem ağzına lokma koymaz, ishal olur, ilaç içmek istemez, hiç uyumaz ve sürekli ağlar, ağlar, ağlar.... Ateşimiz,ishalimiz vs. geçti de ağlamamız yadigar kaldı.
İşe gelicem salya sümük, işten gelirim salya sümük, uyuyacağız salya sümük, yemek yiyeceğiz salya sümük..... bu liste uzar gider.
Liste uzarken tabii anne olan ben şahıs kişinin hayatı kısalır , sinileri alt üst olur, yorgunluktan beyin travması geçirir....
Kardeşim bu annelik n'kadar zor bir işmiş böyle..
Eeee kendi kendime dedim; ben bu çocukların bloguna sanki hep laylaylom şeyleri yazıyorum. Yıllar geçip de çocuklar bunları okurlarsa eğer ohhh amma da sakin, hırlı çocuklarmışız bak annem de buraya belgelemiş demesinler. Görsünler, okusunlar canım... 2,5 senedir uykusuzluktan artık helak oldum.. Resmen anane&dedenin eviyle bizim ev arası göçebe hayat sürer olduk. Kimsenin evinde düzen müzen kalmadı... İşten gelip de oturup şöyle normal insanlar gibi yemek yemeyi yıllardır unuttum. TV seyretmek zaten n'mümkün. Kitap okumak hayal... Koş Efdal'e koş Ethem'e... Herşey süper olsa kakaları gelir anacım.
" Anne kakam geldi, elimi tut yanımdan ayrılma"
" E kızım&oğlum ben akşam yemeği yiyordum ama??"
" Anneeee!!!! " ağlama başlar....
"e iyi ben sonra yerim"
beklenir beklenir sohbet muhabbet gırla...
"kızım&oğlum bitti mi?"
"bitmedi"
"bitti mi?"
"bitmedi"
"iyi o zaman ben sofraya gidiyorum bitince çağırırsın"
"e bitti"
"iyi yıkayalım popoyu o zaman"
popo yıkanır, eller yıkanır,sofraya gidilir.Diğer çocuğum canım ciğerim gelir.
"Anneee kakam geldi"
"ya nasıl yaaa hep mi ben yemeğe oturunca geliyor bu kakanız"
ve aynı terane baştan yaşanır. herkes yemeğini bitirir anne daha yememiştir ama zaten iştahı da kalmamıştır. Yemek yemekten de vazgeçer ve hemen çocukları ile oyuna kurulur...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Yine gelmediler.....

Bir de baktım en son 15 T'mmuzda yazı yazmışım!!! E normal tabii... önce 1 hafta tatile çıktık o da n'tatil?? Beğenmediğimden değil ama önceki alışılmış tatil köyü&otel tatili olmadığından.
Malumunuz benim kuzulara anane ve dede bakıyor ; onların da Kerpe tarafında yazlık evleri var(yerlisi olmayan pek bilmez diye düşünüyorum!!! hata mı yapıyorum belki bilen biliyordur neysem). Sair zamanda ananemiz ve dedemiz havalar ısındımı artık bu Nisan mı olur Mayıs mı bilinmez kendilerini yazlığa bir atarlar geri getirebilene aşkolsun. Eskiden yani taaa öğrenciyken diyelim ben de onlarla okul kapanır kapanmaz giderdim yazlığa... Ohhh 3 ay tatil.. Belki de hayatımın en sorunsuz en rahat zamanlarıydı.Bak şimdi konu n'relere kayıyor hemen toparlıyorum... Efendim çocuklar doğduğundan beri bizimkiler doğal olarak yazlık yüzü göremez oldular. Bu sene daha sene başından başladılar " acaba çocuklar anne&babaları olmadan bizimle yazlıkta kalırlar mı?" Bizim tabii Mert'le yüreğimiz pırpır kalmazlar desek olmaz ; kalırlar desek hiç olmaz... Böylece aylar geçti. Yaz iyice yüzünü göstermeye başlayınca annemler bir teklifte bulundular "bir hafta gidelim beraber kalalım sonra baktık çocuklar sevdiler biz bir hafta daha kalırız." iyi olur dedik işlerimizi ayarladık 2 hafta önce çıktık yola; hem de işlerimizi cumadan toparlayamadığımız için (karı koca kendi işinde çalışınca böyle oluyor malesef) kaldık salı akşamına. Yazlığımıza gidince n'kadar çok çok özlediğimi farkettim oraları. Gerçi çoğu şey hayat gibi değişmiş ama olsun kokusu aynı:)) 1 hafta olmasa da 5 gün kuzucuklarımla beraber denize girdik, kumda oynadık, dedemizin bahçemize kurduğu salıncaklarda sallandık yedik içtik oynadık derken pazar akşamına geldik.

Çocuklar çok mutlu, ananemiz mutlu dedemiz mutlu bir Mert'le biz buruk:(( nasıl olur acaba şöyle böyle derken annem "biz bir hafta daha kalırız Belgin hem bak ablan da geliyor biraz da teyzeleri oynar onlarla" deyince boynumuz bükük kabul ettik. Pazar akşamı bir gece daha çocuklarla geçirebilmek için yola çıkmadık. P'tesi sabahın körü kuzucuklarımızı öpüp düştük yollara...
Biz yokken gayet mutlularmış elbette bizi de soruyorlarmış ama zaten Bursa'da da anane ve dede ile kaldıkları için tutturmuyorlarmış açıkçası. Bu şekilde 4 gün daha geçti ve biz baktık dayanamıyoruz P'rşembe akşamı işten çıktığımız gibi yine kendimizi Kerpe yollarında bulduk. Canlarım bizi görünce çok mutlu oldular tabii... c'ma , C'tesi , P'zar derken..
tabii tabii tahmin ettiğim gibi annemler bir hafta daha kalmaya karar verdiler. "Belgin kızım çocuklar mis gibi havada bahçeli evde güneşin kumun tadını çıkarıyorlar hem bak Meltem'de senin gibi Doruk'u bırakıyor (Meltem benim en yakın arkadaşım hatta çocukluk arkadaşım hatta nikah şahidim hatta ben de onun nikah şahidiydim hatta aynı sene evlenip aynı sene çocuk doğurduğum canım arkadaşım:))) Ben Öff Pöff.... Bursada da nalet olası evin önü kablolu tv için kazılmış toz toprak pencere bile açılmıyor hem Doruk'la oynuyorlarmış hem babaanneleri de orda hem neneleri hem amanaları hem teyzeleri off pofff... ama ben çok özlüyorum o n'olucak??? Hiç birşey olmıyacak... Zaten ramazan geliyor bu h.sonu istemeseler de gelicekler:))) Bu arada bu sabah 5.30 da kalkıp yollara düşüp işe geldiğim ve hala birşey yemediğim için yazım biraz karmaşık olmuş olabilir:))) zaten ben de karmaşığım bu iki haftadır:)))


Bir iki zuzularımın resmini de ekliyeyim de yazımın üstündeki kasvet biraz kalksın...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

İkiz Annesi Olmak Demek ;



İkiz annesi olmak demek ; herşeyden önce kendini iki melekle ödüllendirilmiş özel bir insan gibi hissetmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; "aaaa bunlar ikiz mi?" diye heryerde dikkat çekmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; "normal mi tüp bebek mi?" sorularına sürekli maruz kalmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir ninniyi iki bebek için ayrı ayrı besteleyip gerekirse ikisine ortak bir şekilde söylemek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; işe gelirken arkanızdan ağlayan 2 çocuk birden bırakmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; gerekirse iki bebeğinizi aynı anda emzirmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; "o benim annem, hayır benim annem" diye kavga eden çocuklarınızı görünce gözünüze yaşlar dolması demektir.

İkiz annesi olmak demek ; yemeğini yemiyen bir çocuğunuzdan kahrolduktan sonra arkasından ikinci bir yemek yedirme savaşından da malup ayrılıp yemekleri çocuklarının başından aşağı dökmeyi istemek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; yeni yeni tuvaletini söylemeye başlıyan bir çocuğunu iki damla çiş için binbir zahmetle ve oyunla klozete oturtmuşken diğer çocuğunun bir anda banyoya dalıp elini ayağını yıkamasına engel olmaya çalışmak bu arada klozette oturan çocuğunun yerinden kalkmaması için eline tuvalet kağıtlarını tutuşturmak ve kendisini mumyaya çevirmesine izin vermek akabinde elimi yıkayacağım diye ağlayan çocuğununa iyi hadi yıka bari demişken her yeri ıslatmasına ek olarak kayan taburesinden düşmesin diye müdahale etmek bu sefer de kakasını yapmış ama poposu daha yıkanmamış çocuğunun salona kaçmasına engel olmak ve sonrasında poposunu yıkamaya tam ikna etmişken diğer veledin taharet musluğunu sonuna kadar açmasından dolayı üstünün hatta hatta ağzının burnunun su içinde kalması ve sonrasında çöp kovasının üstüne basılarak etrafı mahvetmiş olan sifonu ben çekicem yarışı içindeki çocuklarına sabırla tuvalet eğitimi vermeye çalışmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; evin içinde sürekli yapılan "o benim" kavgalarına iki tarafıda kırmadan müdahale etmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir çocuğunuzu başarısından dolayı överken diğer çocuğunuzun da başarısını bulup onu da övmek demektir.

İkiz annesi olmak demek; evde yalnızken aynı anda ağlayan iki bebeği birden susturmaya çalışmak sonra da n'den 4 tane elim yok ki diye üzülüp ağlamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir çocuğunuzu uyuturken diğerinin kapıda ben de annemi istiyorum diye ağlamasına kahrolmak aynı zamanda da kahrolurken kucağınızda ki bebeği uyutmaya çalışmak ama kalbi sürekli yarım kalmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; etrafa çil horozu gibi dağılan küçük çocuklarınızla tek başınıza parka, markete v.s. gidememek bundan dolayı da hep bir başkasına mahkum kalmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; zorla uyuttuğunuz çocuklarınızdan birinin uyanıp ses çıkarıp da diğerini uyandırmaması için dua etmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; şöyle keyifle alayımda kuzucuklarımı sırayla yıkayayım dediğiniz vakit banyonun dışında kalan çocuğunuzun viyaklamalarına dayanamayıp yalap şalap sırayla ağlaşan çocuklarınızı yıkamak , ya da banyoda geçirilecek en az bir buçuk iki saati gözden çıkarmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; oğlunuzla arabalarla oynarken sıkılmış küçük kızınızı eğlendirmek için acıkan arabalara kızınızın yaptığı çay servisinden içirmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; herşeyden 2 tane almak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir yavrunuzu kucağınıza almış öpüp koklarken, mahsunlanmış diğer yavrunuzu da kucağınıza alıp çifte mutluluk yaşamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; beni kucağına al diye ağlıyan iki çocukla aynı anda nasıl başa çıkacağı çoktan çözümlemiş olmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; birbiriyle oynayan çocuklarını gördükçe çok mutlu olmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; çocuklarının birbirlerine sahip oldukları için çok şanslı olduklarını düşünüp sevinmek demektir.

İkiz annesi olmak demek ; çete oluşturmuş çocuklarına karşı guardı almak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir çocuğuyla içerde oyun oynarken diğeri gözünün önünden kaybolduğu zaman eyvah şimdi kimbilir n'yapıyor diğer odada diye telaşlanıp bir türlü tam konsantre olmuş vaziyette birebir oyun oynayamamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bir yere gezmeye gidileceği zaman çekilen çocuk giyindirip soyundurma alt değiştirme eziyetini 2 kere yaşayıp kan ter içinde kalma durumunun çarpı 2 olması demektir.

İkiz annesi olmak demek ; farklı çizgi filmler izlemek isteyen çocukları için yarımşardan bir çizgi film oluşturmak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; duyargalarının çifter çifter açık olması demektir.

İkiz annesi olmak demek ; arada bir tek çocuğum olsaydı n'kadar rahat olurdum diye düşündükten ve iç geçirdikten sonra vicdan azabından ölmek ve ayy ben böyle düşündüm ya çocuklarıma bir şey olursa şimdi ben n'yaparım diye de ağlamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; ikiz annesi olmayan hiç kimsenin anlayamayacağı şekilde farklı bir yaşam farklı bir annelik yaşamak demektir.

İkiz annesi olmak demek ; bu listenin hiç bitmemesi demektir.

3 Temmuz 2009 Cuma

BAKYALA....

Efdal'den yeni inciler....
"Ayyyy anni bakyala tok düdel"
"Bakyala mı??"
"Mert bakyala n'aşkım"
bir gülüşme:)))
"Baklava hayatım baklava"
"hıııı":)))

2 Temmuz 2009 Perşembe

ama bugün benim de doğumgünüm:)))


İnanasım gelmese de 20'li yaşlar bitti gitti işte... Ama kararlıyım 2010 yılına girene kadar ben hala 29 diyeceğim...:))) Böyle yazıyorum ama yıllardır 30 yaşımı bekliyorum. İnsanlar küçükken 18 yaşlarını bekler dururlardı; bu bana çok saçma gelirdi sanırım benim de 30 yaşımı beklemem onlara saçma geliyordu.

30 yaşımı bekliyordum çünkü inanıyorum ki 30 yaşındaki bir insanın hayatında geleceğe dair bir çok havada uçuşan şey netlik kazanmış olacaktır. Mesela en önemlisi hayatını kiminle paylaşacağın sonra n'rde yaşayacağın, çocukların , işin vs...

Ben gerçekten de 30 yaşıma geldiğimde bunları netleştirmiş durumdayım. Çok sevdiğim canım kocam Mert'im var, şu an için ikametimizi değiştirmeyi düşünmediğimiz Bursada yaşıyoruz, iki tane dünya tatlısı meleğim var, işim belli ohhhh daha n'olsun:)))

Bir de şunu söylemeden geçemiyeceğim anne olduktan sonra aslında yaşgünlerinde annelerin kutlanması gerektiğine karar verdim. Tüm zorlukları yaşıyan anne, bize ise dünyaya merhaba demek kalmış:)) Burdan canım annemi de kutluyorum iyi ki benim annemsin iyi ki varsın seni çok ama çok seviyorum...

30 Haziran 2009 Salı

İNNAP.... İNNAPPP

Minik kızım bu aralar pek bi alem... Canı sıkılınca hemen muncurları asık, baş aşağı eğik etrafa yandan yandan bakarak ya evin içinde geziniyor ya da direkt kendini yere atmış vaziyette bekliyor...
Sebep açık İLGİ... ama olabildiğince çok İLGİ.. İlgi n'kadar çok Efdal o kadar huzurlu:))
Diyelim ki C'tesi babasının işten gelme saati kapı çaldı bir mutlulukla yerinden fırlıyor kapıya koşuyor , babası kapıdan içeri girdi mi vaziyet hemen yukarıda anlattığım şekilde değişiyor... Hafta içi aynı sahneyi bana oynarken hafta sonu babasına yapıyor... Şu an için çok komik ilerde n'olur Allah bilir...
Gelelim İnnapp meselesine bir de bu ara Efdal bu kelimeye takılmış durumda. Geçen gün evden çıkıcaz bir acele koltuğun kolçağına oturdum (Efdal kucağımda) ayakkabılarını giydirmeye çalışıyorum Efdal de bir çığlık bir çığlık "İnnapp innaappp dücücem" diye bağırıyor... Evet anlaşıldığı üzere İnnapp "imdat" demek oluyor... ya da oyun oynarken tehlikeli bir durum mu oldu gene aynı şekilde bağırmaya başlıyor " innapp innapp" ...
yani bu çocuklar çok alem oluyorlar vesselam...

25 Haziran 2009 Perşembe

Dedemizden Mektup Var

Yıl 2007 aylardan Nisan 15 benim için en mutlu günlerden biri.... Biliyor musunuz annaneniz ,teyzeniz ve ben arabamızla Bursadaki doğacağınız hastaneye giderken arabamızın tekerlekleri sanki asfaltta gitmiyorda bir uçak misali size doğru yıldırım hızıyla uçuyordu. Anneniz sizleri bize gösterebilmek için doğum odasına gittiğinde bizler dışarıda yerimizde kakılmış kalmışmıydık bilemiyorum ama ben bir sürü düşünceler içinde olduğumu biliyorum, sizleri ve annenizi sağlıklı görebilmem için dualar edip zangır zangır heyecandan titriyordum. Hatırladığım kadarı ile saat 10.10 da Efdal Ethem'i iterek dünyaya göndermiş arkasından da 5 dakika sonra kendisi işte bu gördüğünüz dünyamıza gözlerini açmıştı..
Nasıl mı idiniz? küçücük gözleriniz daha açılmamıştı ve aradabir bir gözünüzü açarak etrafa ürkek ürkek bakıyordunuz. Öf be dede demeyin işte o anlar benim için unutulmayacak; o görüntüleriniz ve gittikçe güzelleşen dilleşen hele hele dede deyipte beni arayışlarınız yok mu o mutluluğu size nasıl anlatsam anlarsınız bilmem ki Annenizin kucağında memesini emmek sizi ne kadar mutlu ediyorsa işte ben de sizlerle onun gibi bir mutluluğu yaşıyorum.....


Hamiş; Babamın Ethem ve Efdal'in ilk yaşgünleri için hazırladığı bu yazıyı izniyle paylaşmak ancak nasip oldu.

11 Haziran 2009 Perşembe

MAYNUM ETHEM

İş çıkışı çocukları götürmeyi sevdiğimiz bir mekan da Kafkas. Tam bizimkilerin hoşuna giden güzel bir parkı var; düşüp kalksalar da her yer çimenlik olduğu için ben de seviyorum orayı:)) Aynı zamanda bir de bahçenin yanında 2 tane köpekleri, 1 tane papağanları ve 2 tane de maymunları var, bizimkiler bayılıyorlar. Papağan "merhaba" dedikçe Efdal 'de ona cevap verme gereği duyup dili döndüğünce merhaba diyor ama kızımın favorisi oradaki köpekler.Efdal bu ara bütün köpekleri bizim evimizin bahçesindeki kurt köpeği olan "paşa" diye çağırıyor daha doğrusu pataa:)) Ethem'e göre köpeklerden biri kaplan ama oğlumun favorisi maymunlar:) Kafkastaki maymunları gördükten sonra evimizin balkonundaki salıncakta sürekli bize maymun taklidi yapar oldu n'denli bir nebze de olsa buna alışsam da gene de bazen yüreğim ağzıma geliyor:)) Ethem'e "oğlum napıyorsun?" dedinmi de cevap açık ve net "annee men maynum oodum" insanın içinden iyi nane oldun diyesi geliyor ama o kadar şirinki birşey de yapamıyosun:)) İşte bu blog fonunu görünce dedim ki bu ara blogumuzun fonu bu olmalı:))

9 Haziran 2009 Salı

HAVAİ FİŞEK...


Ethem doğduğundan beri yüksek seslerden çok fazla ürküyor.. Geçen yaz evimize yakın bir yerde sürekli havai fişek gösterileri olurdu, Efdal için izlemesi n'kadar zevkli ise Ethem için de o kadar kabus... O minicik haliyle içeri kaçar ağlardı..:((( ben de havai fişekler bitene kadar onu başka odaya götürüp unutturmaya , eğlendirmeye çalışırdım. Aradan uzun bir zaman geçince ve nispeten oğlum büyüyünce artık korkmaz diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Efdal 'le havai fişekleri izlerken Ethem balkona geldi ve gelmesi ile bağırarak içeri kaçması bir oldu.. bütün akşam bir daha balkona çıkaramadık. N'kadar olayı anlatmaya çalışsam da fayda etmedi bu sefer benim ve Efdal'in de balkonda durmamıza izin vermedi. Benim minik kuşum Efdal'im n'denli en az benim kadar Ethem'e korkulacak birşey olmadığı konusunda dil dökse de o da fayda etmedi. " Adaamm (bu Efdal için Ethem demek oluyor:))kokulacak bi şi ok bak bitti bitti, üsülme sen bak ok bi şi ,alamaa" bu arada Ethem'e sarılıp bir de öpüyor... ben de güler misin ağlar mısın durumunda oluyorum tabiii...
Ethem her yüksek sesten korktuğunda ilk doğdukları günlerdeki Ethem 'le yaşadığımız yoğun bakım ünitesi kabusu aklıma geliyor. Acaba benim canım oğlum ordaki o yüksek tonda bağıran makinaların seslerinden mi çok etkilenip de hala unutamıyor diye hüzünlenip duruyorum.. Aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor... Benim canım oğlum 4 gün daha annesinin koynunda doya doya kalamadan o makinaların arasında, her kıpırdanışında tüm üniteyi inleten bir sinyalle yaşamak zorunda kaldı. Acaba bu huzursuzluğu ondan mı??:((

1 Haziran 2009 Pazartesi

Bursa'yı geziyoruz:)) maksempınar

Geçen hafta hava rüzgarlı olduğu için gezintimiz anlatmaya değmiyecek kadar kısa sürmüştü. N'reye mi gitmiştik "Bademli Köyü" ne... Bursalılar daha iyi bilirler sanırım; Bademli Bursa 'nın villa cenneti... ama biz asıl köyüne gittik tabii köy demeye bin şahit bir hali kalmıştı ama gene de Efdal orayı çok sevdi sürekli "bis n'reye geedik?" deyip durdu küçük kuzum benim onun için yeşillik , çayır çimen olsun yeter. Bir de gezerken yorulup da "anne kudak" deyip ben de "aa yürü bakalım " deyince kendini yerlere atıp " duştum, beeyim ağrıyor" demeleri hatırımda kalan miniklerin hatıralarından oldu:))
Peki bu hafta sonu n'yaptık??? gene Bursa'yı fethettik:)) Yolunu bile bilmediğimiz Maksempınar köyüne piknik yapmaya gittik. Orayı bulana kadar da değişik bir kaç köy gezmiş olduk:))Karınlarımız çok acıktı ama bence o yorgunluğa değdi. Yüksek bir Bursa köyüymüş Maksempınar. Aşağılar sıcaktan yanarken biz güzel güzel sadece bize ait bir alanda piknik yapma lüksüne eriştik. Köyün güzel sularından şişelerimize , temiz havasından da ciğerlerimize doldurduk:)) Ethem de Efdal de gönüllerince koştular. Tabiii piknik kazalarımız da olmadı değil o kadar koşmaya:))) En güzeli de Ethem 'in hiç sebepsiz gelip gelip beni "annemmm" diye öpmeleriydi:)) Bu ara oğlum durup durup annemmm canımmm diyor sonra sevgiyle gelip öpüyor. Allah'ım bir ömre bedel iki tane yavru nasip ettin bana bin şükür...
Bu güzel yerde hiç fotoğraf çekememem kesinlikle benim ayıbım:(( bir daha bunu yapmıycam inşallah...