19 Aralık 2010 Pazar

Kusura bakmasınlar ama taktım kafaya...




Öncelikle söylemeliyim ki benimkiler yazdan beri Caıllou ile çok ilgilenmiyorlar ama gördüklerinde de hala büyülenmiş gibi izliyorlar.. İzlesinler efendim sorun yok Caıllou Arthur gibi değil hem kardeşiyle iyi anlaşıyor hem arkadaşlarıyla iyi anlaşıyor hem laf&söz dinliyor vs. Maşallah çocuk adeta bir melek...
Benim kafaya takmışlığım Caıllou'ya değil annesine ve babasına.. Kardeşim en az 100 bölüm Caıllou'yu ezbere biliyorum ben bu adamın işe gittiğini en fazla 2 -3 bölümde gördüm. Adam her daim evde yok çit boyuyor yok çamaşır makinası tamir ediyor çocuklarla kakarakikiri sormazlar mı hemşerim bu değirmenin suyu n'reden geliyor.. Varsa böyle bir iş ben hemen talibiyim.. Sonra bu anne şahıs da güya çalışıyor çünkü 1-2 bölümde onun da işyerine gidildi.. E nasıl bir iştir bu gene??? yok yani Kanada 'da insanlar böyle yaşıyorlarsa ben hemen başvurularda bulunmak istiyorum...


Sonra bir de şu mevzuya takmış bulunmaktayım.. Caıllou yavrucak hep tşört giyerken babası annesi hep kazaklı... Olur mu hiç öyle şey??? nasıl bir çelişki bu??? Caıllou yazık yavrum benim şort-tşört geziyor babasında kazaklar pantalonlar.. Hiç mi düşünmüyorlar bu çocuğun kıçı-başı üşür hasta olur yazık buna diye.. bu nasıl bir sorumsuzluk???
Yani bunları düşünmekten çizgi filmi seyredemiyorum. Her gördüğüm de "hah sorumsuz adam yine kendi giymiş kazağı pantalonu Caıllou zibidi gibi" diyorum...
Diyorum Allah diyorum yaniii...

17 Aralık 2010 Cuma

Seçim sonuçlarımız:))

Ben çocuklarıma şu soruyu aman şimdiden yönlendirme olmasın, kendilerini önce bir tanısınlar diye henüz yöneltmedim "büyüyünce n'olacaksın???" Haa şimdi yalan olmasın çok küçükken bir kere sormuştum ama bakmıştım ki bi haberler durumdan geçiştirmiştim.
Geçen gün arabayla yolda giderken Ethem "anne bazı evler kare, bazı evler diktörgen bazıları kahverengi bazıları yeşil n'ilginç değil mi? " dedi. Biz de onaylar şekilde evet çok ilginç belki sen de büyünce deden gibi inşaat mühendisi olup böyle değişik evler yaparsın dedik. Cevap çok net olarak "hayır ben araba mühendisi olucam" dedi. Ehhh iyi o zaman dedik. Bu arada araba mühendisliği olarak değil elbette ama otomotiv mühendisliği ülkemizde yeni açılan bir bölümmüş. Bilgi için bir göz atmanızı tavsiye ederim.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Otomotiv_m%C3%BChendisli%C4%9Fi

Bizim gibi ihracat kolunun en çok otomotiv sektöründe olduğu bir ülkede bence çok da iyi olmuş. Geç olmuş ama sonunda olmuş:)))
Bu arada tabii ki söze bir de Efdal karıştı. "Anne ben n'olayım büyünce?" Hımmm madem sordun Doktor ol bariiii.... Benim Efdal için doktor ol bari demem tamamen bencillik ürünü söylenmiş bir şey. Hani ben iğneden şundan bundan çok korkuyorum ya belki yaşlanınca kızım yaparsa tahlillerimi korkmam düşüncesiyle... Aslında mimar da olabilir olmadı ünlü bir müzisyen ya da balerin ya da......diye ben rüyalar alemine dalmışken
"hayır ben doktor olmayacağım prenses olacağım Barbie olacağım" dedi...

Aaaa n'güzel n'güzel ailemizden prenses de çıkmadı tühh tühh tühhh diye yakınmayız...
Barbie bebekle oynamayı bile sevmeyen kızım çizgi filmlerini bile doğru düzgün seyredip de bitirememiş sıkılmış olan benim kızım niye bunu seçti acaba diye düşünürken geçen gün Barbie de izlediği sihir sahnesinden çok etkilendiğini hatırladım hatta hayıflandı mızlandı olmadı ağladı ben de böyle uçmak kaçmak istiyorum böyle sulardan şekiller yapmak istiyorum diye. Muhtemelen Barbie olmayı sihir yapmak sanıyor. Kızım Barbie olmak sihir yapmak değildir Büyücüler o işi yapar desem hiç olmayacak... En iyisi Kızım Barbie oğlum mühendis olsun.. Şimdilik seçimler bunlar:))

15 Aralık 2010 Çarşamba

n'yalan söyliyim çok kıskandım!!!!


Dün belki de ilk defa okuldan geldiklerinde hiç ağlamadılar ve bana iltifat üzerine iltifat yağdırdılar... Ben çok güzel bir anneymişim, çok tatlıymışım...
sonra ohhh efendim sohbet muhabbet derken babamızın gelmesiyle sofraya geçildi... yemekler itirazsız yendi hem de kompostolarla birlikte evet evet bildiğiniz şeftali kompostosu hem de şeftaliler de yendi mis gibi mis gibi diyerek!!! sonra benden salep istendi ve hep beraber haberleri evet haberleri izlerken salepler yudumlandı tamam az biraz sonra Ethem salepi yeni yıkamaya verilmiş halıma döktü ama olsun sildim geçti ve sonra okulda öğrenilen şarkılar söylendi bu arada ağlayan vızlayan olmadı... Yani eşimle hala hala etkisi altındayız dün akşamın... tamam uyku faslında gene tehditler oldu ama ona cankurban...
Acaba diye düşündüm normal ailelerin yaşantısı böyle mi???? ben kendimizi azıcık anormal olarak görüyorum da... yani böyleyse n'yalan söyliyim çok kıskandım!!!!

not...
n'yalan söyliyim bir de çok korkuyorum ki hastalar mı acaba?? akşam eve gidince okuldan geldikleri gibi önce ateşlerini ölçücem.. keşke dün akşam da ölçseydim tühhh benim akılsız kafam.. normal aile sarhoşluğundan düşünemedim hasta olabileceklerini... Hadi bakalım hayırlısı:)))

14 Aralık 2010 Salı

Hahayt sebebini buldum...

www.cocuk-gelişimi.com sitesinde 4 yaş çocuğunu okurken çok güldüm.Vee bu bir önceki posttaki dengesiz ruh halimin n'denini çıklıyor... N'den mi? işte bundan;


4 yaş:
* Tekrar zorlu bir dönemdir; inatlaşma, dengesizlik, uyumsuzluk başlar. Çevresindekilere buyurmaya, hükmetmeye bayılır. Aşırılıklara kaçar.

* Toplumsallaşmaya başlar. Çoğunlukla kendi cinsinden olan 1-2 arkadaş seçer. Ancak oyun sırasında da sürekli kavga ederler.

* Yarım bırakılan şeylere karşı duyarsızdır, oyun oynarken dağıtır.


* Hareketli ve enerjiktir. Her zaman konuşmak ister. Konuşacak kimse yoksa kendi kendine konuşur.


* En fazla soru sorulan dönemdir.

* Beklemeyi, isteklerini ertelemeyi öğrenir.

* Kalemi yetişkin gibi tutabilir, insan resmi çizer, şekillerin adlarını bilir, ev adresini söyleyebilir, 20 ya da daha fazlaya kadar sayabilir.

* Kendi dilinin dilbilgisi yapısını öğrenmiştir.

* Şaka ve fıkralardan zevk alır, gülmeye bayılır. Argodan hoşlanır. Kelimeler uydurur.


* Dış dünyayı ona öğretin. Birlikte tiyatroya, yürüyüşe, maça gidin.

Unutmayın ki siz yetişkinsiniz, o da çocuk. Çaresiz değilsiniz. Baskıcı olmadan otoritenizi uygulamak sizin görevinizdir, aksi halde onu tehlikelerden koruyamazsınız. Bu nedenle onun karşısında kararlı ve kesin tavırlı olmalısınız.



Yahu bu nasıl bir ruh halidir arkadaş... Ben dengesizleştim diye yakınıyorum ya tabii dengesizleşirim kardeşim evde böyle bir ruh haline sahip 2 çocukla daha n'olabilir ki... ?


Efendim uyumsuz,dengesiz,kavgacı,dağınık,uydurukçu,kendi kendine konuşan, olmadı kendince laflar sözler uydurup bir de buna kahkaha atan 2 deli ile yaşıyoruz evde.... Ben bu yazıdan bu sonucu çıkardım... Aynen de katılıyorum yazılanlara ve gülmekten başka bir şey yapamayacağımı bir kez daha anlıyorum...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Şu annelik n'manyak dengesiz bir ruh haliymiş yahuuu!!!

Düşünüyorum da acaba bazen beni bu kadar çok üzdüğünüzü, kırdığınızı, yorduğunuzu bilseniz yine de yapar mısınız aynı hareketleri???
Hiç sanmam!!!
Bu sabah Ethem'in okula gitmeden önce yaptığı bir "çocukluk, şımarıklık" artık adı her neyse yüzünden bugün bütün gün kendimi hasta gibi hissediyorum...
Normal mi? değil elbette ama elimde olsa zaten böyle olmaz... Oysa o okulda çok şükür ki çok mutluymuş...
Beni bu hale soktuğunu bilsen gene de yapar mıydın annecim???
!!!
Seni seviyorum...

NOT;
Şu annelik n'manyak dengesiz bir ruh haliymiş yahuuu!!!
İşte de üstüme çayı döktüm... Ahh Ethem bu da senin suçun:)))

1 Aralık 2010 Çarşamba

Biri bana çiçek mi dedi...

24 Kasım öğretmenler günü için Ethem ve Efdal'e birer buket çiçek aldım. Buketlerden biri morlu biri beyazlı aynı fakat farklı renklerde 2 buket.... Allah'ım ben nasıl büyük bir hata yapmışım. Sabah kalktık bir önceki gece geç yatıldığı için servise yetişemedik olsun ziyanı yok arada okula bırakmak benim de hoşuma gidiyor verdim ellerine birer buket çiçek.. Aman Allah'ım başladı bir kavga ikisi de beyaz buketi istiyormuş bir o çekişliyor çiçeği bir bu öteki canım mor çiçek yerlerde ben bir yandan kahvaltıya yetiştirmek adına telaş içerisindeyim " kızım dur! oğlum itme kardeşini! çiçekler bozuldu dur basma! ama mor çiçek ağlar ona yazık değil mi! " diye başlıyan feryatlarım durmaksızın bağıran ara ara ağlayan çocuklarım sayesinde "verin o lanet çiçekleri bana! bende suç size çiçek aldım! aptal kafam aynı renk alsana çiçekleri! çabuk verin yiycem o çiçekleri hepsini yiyeyim de aklınız başınıza gelsin" diye çığırırken son buldu...

son bulma sebebi sorunun çözülmesi değil elbet kapının açık olduğunu farketmem, tüm apartmanda sesimin çın çın çınlaması en beteri de üst kat komşumuzla gözgöze gelmem... ben kemküm gerçekten yemiyecektim vallahi çiçekleri zırvalamamın yanında komşumuzun olaya gayet sayemizde hakim olmasından ötürü "bence mor çiçekler daha güzel" demesiyle ve Efdal'in "o zaman mor çiçekler benim" demesiyle en azından bir 5dk son buldu.. 5dk son buldu çünkü bu sefer de arabada "ben Seda öğretmenime vericem , hayır sen Aynur öğretmene ver yok yok ben Fatmaya vericem hayır ona ben vericem " şeklinde yeni bir dünya meselesine dönüştü...
Veeee bu olay nasıl mı son buldu aynen şöyle son sürat gidilen okulda çocukları karşılayan öğretmene "alın bu çiçekleri kime istiyorsanız ona verin" diye çıkışmam ve arkama bile bakmadan arabama binmemle....


Olaydan çıkarılacak ders;
Anne hatalıdır! İki buket de dünyanın en güzel çiçeği dahi olsa tıpa tıp aynı renk alınmalıdır! ,Oysa anne çocuklarını tanımaktadır dışardan onlarsız alınan herşeyin aynı olması gerektiğini bilmektedir! Nasıl böyle bir hataya düştüğünü kendi de tam olarak bilmemektedir! Belki çocuklarını normal dünya çocuklarıyla biran için karıştırmıştır! Annenin sağlığı açısından en iyisi (sonuçta çiçekleri yememe ramak kalmıştı) birdaha aynı renk çiçek alınmasıdır....!

24 Kasım 2010 Çarşamba

Ben de sizi çooook seviyorum....

Dün akşam kuzucukların birini bir yanıma diğerini de öteki tarafıma almış sarmaş dolaş uyumaya çalışrken Efdal "anne seni Utkudan daha çok seviyorum" dedi... UTKU??? sonra aklıma geldi servis arkadaşlarından biri... Efdal'e göre Utku çok çok büyükmüş Ethem'e göre de tam 15 yaşındaymış... Nasıl Yani??? 15 yaşında kreşe giden çocuk:))) damadım n'çeşit bir insan acaba?... Aslında Utku ben biliyorum ki en fazla 5.5 yaşında:)) ama onlar için bir üst sınıf bile çok büyük oluyor... Efdal'in de her zaman kendinden büyüklerden hoşlandığını bildiğim için Utku sendromu beni şaşırtmadı..

Neyse sonra Ethem bu sefer "Anne ben seni hiç kimse kadar sevmiyorum... seni çooook seviyorum " dedi. Bu da Ethem'in "Anne seni herkesten çok seviyorum" deme şekli:)))

Dolaylı olarak anlatılmış da olsa belli ki bu iki minik kalp beni çok seviyor...
Benim de onları Utkudan fazla sevdiğim ve hiç kimse kadar sevmediğim düşünülürse aramızdaki bağ harika:)))

25 Ekim 2010 Pazartesi

Yaktın beni Cinderella



Benim bildiğim Efdal yaşlarındaki kız çocukları Cinderella'yı izledikten sonra kendileri Cinderella olsun anneleri de prens olsun ister; ya da kendileri Cinderella anneleri peri ya da bunun tam tersi versiyonlar kendileri peri anneleri Cinderella gibi...
Ama gel gör ki benim kızım n'istiyor dersiniz??? Kendisi Cinderelladaki kötü cadı Efdalin deyimiyle "daadı" annesi olan ben şahsiyette daadının kötü kedisi Şeytan yani "Teytan"... Allahım bir görmeniz lazım... "Anne sen şimdi teytan ol kötü kötü miyavla ben de daadı olayım kötü kötü hahahaahhaaa diyeyim" sonra bunun tam tersi ben daadı Efdal Teytan...
Yani ben bu işten hiçbir şey anladım.. hani kızım Cinderella olacaktı ben de peri hop ben bir çubukla en iyi ihtimal evdeki oklavayla onu prensese çevirecektim. Yok yanii gene kedi olmaktan yerlerde miyav miyav gezmekten kırtulamadım ona yanıyorum...

22 Ekim 2010 Cuma

Kim bu Off düğmeme basan...kızıcam şimdi..

Bu aralar çocuklarımla sanki ayrı frekanslarda yaşıyormuşuz gibi hissediyorum. Oysa herşey yolunda beraber geziyoruz yiyoruz içiyoruz ama oynayamıyoruz. Beraber oynayamama durumumuzda sanki tüm bağımızı alt üst ediyor. Havaların saçma sapan bir açması bir kapaması benim manasız geçmeyen hastalığım yüzünden resmen akşam saat 7 oldu mu pilim bitiyor... o akşama kadar koşturan ben değilmişim gibi bir anda sanki birisi "off" düğmeme basıveriyor hatta bu öyle bir durum ki işten eve geliyorum çocuklar için sofra hazırlıyorum evi toparlıyorum eve gelen 2 aç kurdu besliyorum sonra gelicek 3. aç kurt için birşeyler hazırlıyorum tekrar sofra kuruyorum ve 3.kurtla yemeğimi yiyorum "pıt" düğmeme basıyorlar... istiyorum ki o masadan hiç kalkmıyayım o sandalyede sessizce öyle saatlerce oturayım yok illa o sandalyeden kalkıcaksam hemen yandaki koltuğa ışınlanayım ve yatar pozisyonda gene sessizce ve öylece hatta boş boş televizyona bakayım... tabii ben bunları istiyorum ama evdeki 2 yaramaz n'istiyor? ya da masada duran yemekler... işte onlar başka bir frekanstalar.. masada duran yemekler mutfağa gitmek büyük tencereden küçük tencereye alınmak buzdolabında onlar için de yer açtırmak arta kalan atıklarını toplatmak blah blah isterken 2 yaramaz sadece ama sadece oyun oynamak istiyorlar.. "anne köpek olalım" "anne bebek olalım" "anne doktor olalım" "anne hadi kalk macucuktan lunaparka gidelim" vs. vs.... Önceden çocuklarla oyun oynayamama durumumda onlara haksızlık yapıldığını düşünürken şimdi bu hayatta çocuklarımla şöyle yorgun argın olmadan oyun bile oynayamadığım için bana da haksızlık yapıldığını düşünmeye başladım... Bu malesef insanı daha da yoran bir ruh haline alıp götürüyor... eee nolacak senin bu halin derseniz bu işin sonu eczanede biter... güzel bir grip ilacı olmadı antibiyotik ve en şahanesinden bir vitaminle saat 7 de biten pilimi en azından 10 a kaydırılabilir diye umuyorum e bu da bana yeter... çalışan bir ikiz annesi olarak saat 10 da pilim bitse daha ne isterim hey yavrum heyyyy...

5 Ekim 2010 Salı

N'desem yalan..

Geçen gün Efdal ile Ethem'i okula almaya gittim; gitmişken öğretmenleriyle de görüştüm tabii.. Bir sıkıntılarının olup olmadığını sordum genel olarak Ethem'in annemi istiyorum mızıltıları harici okulda gayet keyiflilermiş. Öğretmenimiz aralarındaki kardeş bağının çok kuvvetli olduğunu ve bana da çok düşkün olduklarını söyledi...

Mesela geçen sene de birbirlerini yalnız bırakmamak adına okula gidiyorlardı ama bu sene durum biraz daha değişmiş anladığım kadarıyla.
Öğretmenimizin söylediğine göre her zaman birlikte hareket etmeye başlamışlar. Yemeğe gidileceği zaman , servise binileceği zaman , havuza girileceği zaman ya da uyku odasına gidileceği zaman hemen birbirlerini buluyorlarmış ve birbirlerini uyarıyorlarmış. Hatta öğretmen oyun için gruplara ayırırsa aynı grupta olmak istiyorlarmış ve bir çocuk gelip de ikisinden birinden oyuncak aldıysa diğeri hemen "onunla kardeşim oynuyor" diye müdahale ediyormuş. Evde de böyle olup olmadıklarını sordu. Valla o an kadına n'desem yalan olucaktı. "Hıı evet böyleler" desem yalan bazen kedi köpek gibiler hatta birbirlerinin canını yakmak için ölesiye mücadele içindeler ; babasının Ethem'i dışarı çıkarttığı birgün ben de Efdal'e küveti doldurup köpük yaptım.. Normalde Ethemle birlikteyken saatlerce orda kalsalar çıkmak istemezler kıkır kıkır oynarlar bu sefer yalnız olunca Efdal 10 dk geçmeden sıkıldı ben de gayri ihtiyari "Ethem olmayınca çabuk sıkıldın" dedim. Efdal o minicik gözlerini pörtleterekten "ben Ethemsizde yaşayabilirim anne" dedi. aynen bu cümleyi kullandı o kadar şaşırdım ki ne diyeceğimi bilemedim kemküm "elbette yaşıyabilirsin ben onu demek istemedim yani şey iki kişi daha çok eğleniliyor onu demek istedim" vs. lafı geveledim... Ya da öğretmene "yok evde hiç böyle değiller" desem yine yalan çünkü bazende beni şaşırtırcasına birbirlerini düşünüyorlar. Mesela Ethem çikolataya bayılan bir çocuk geçen gün babasıyla gittikleri markette bir tane kendine bir tane de Efdal'e çikolata almış. babası onu denemek için Efdal'e de çikolata alıcak kadar param yok deyince ikisini birden bırakmış kardeşine alınmayınca kendisine de almak istememiş...

Bazen onların büyüdükleri zamanı düşünüp acaba aradan geçen onca yıldan sonra bu bağ daha da mı güçlenecek yoksa yok olup gidecek mi merak ediyorum. Şu anda yıllar aralarındaki bağı güçlendiriyor. Oysa ki ben birçok ikiz annesine göre onlara gerçekten ayrı ayrı birey olarak davranıyorum mümkün olduğunca ayrı aktiviteler de bulunduruyorum ayrı ayrı oyunlar oynatıyorum odalarını ayırıyorum...
Bu hayatı nasıl mutlu oluyorlarsa öyle yaşamalarını istiyorum. Birbirlerini çok sevsinler ama birbilerinden sorumlu olmadıklarını bilsinler istiyorum elbette kardeş onlar ikiz onlar ama hangi minicik kalp kendi büyük sorumluluğunun yanında bir de başka bir insanın sorumluluğunu taşımaya zorlanabilir ki.. ben bunu hiç istemem.. sevgileri mutlulukları daim olsun birbirlerine mümkün olduğunca yanlışı doğruyu göstersinler destek olsunlar hiç büyük ayrılıklar yaşamak zorunda kalmasınlar inşallah...